İnsanlar ve devletler bazen ne kadar da çok birbirlerine benziyorlar. Sadece insanlar değil devletler de yalan söylüyor. Türkiye ısrarla Suriye’de düşürülen Türk savaş uçağının (Türkiye buna eğitim uçağı diyor) uluslararası alanda düşürüldüğünü iddia ediyor. Cuma günü WSJ’da yayınlanan haber-yorum bunun aksini iddia ediyor. Türk basını da bugüne kadar bunun tersini iddia etmedi. Oysa daha ilk andan itibaren, bulunduğum ülkenin Ortadoğu uzmanları ile yapılan radyo ve televizyon söyleşilerinde, konuşmalar ve tartışmalar hep uçağın Suriye karasularında düşürüldüğü iddiası ile yapılıyordu. Tartışmaların ekseni Suriye’nin Türk savaş uçağını uyarmadan düşürdüğü idi.
Sorulacak soru TC neden yalan söylüyor…? Ayrıca basının da bu yalanı neden desteklediğidir. Türk basınının dünya basınını dikkatle izlediği varsayımından yola çıkarak, daha ilk günden bu yalanı görüp eleştirmediklerini düşünüyorum. Gerçi Türkiye’de basın “devletçi bir basındır” tezine ters düşmüyor. Ancak yine de çok insani ve etik olarak hiç olmazsa bir ya da iki aykırı ses bekliyordum. Demek ki hala devletçi- ulusalcı refleksten kurtulmuş gazeteci yok.
“Devletler mi toplumu yalana teşvik eder, yalanı günlük rutin bir davranış haline getirir toplumlar mı, yalancı devlet adamları çıkarır “sorusu insanın kafasına takılıyor. Tıpkı yumurta-tavuk hikayesi gibi. Türkiye’de bunun hangisi geçerli, sosyologların tartışma alanı.
Ancak ben 1993 yılında Türkiye’ye 10 yıl aradan sonra ilk gittiğimde, dikkatimi çeken insanların yaygın ve intensif bir biçimde yalan konuşmaları idi. Dikkatle inceliyordum. Neden yalan? Karşıdakini manipüle edip, bir konuda çıkar sağlamak için mi? Hayır. Kendini tatmin etmek için mi? Hayır. Son derece doğal ve rahat bir biçimde hiç rahatsız olmadan yalan söylemek, hiçbir amaç gütmeden yalan söylemek, patalojik yalancılık hastalığına denk düşer. Kendi kendime soruyordum. Toplum hep böyleydi biz de içinde olduğumuz için göremiyorduk mu?.. Yoksa 10 yılda Türkiye bu kadar değişti mi?... Tabii ki ikincisi çok mantıklı gelmiyordu. Ancak birincinin doğruluğu insani kendi kendisi ile de kuşkuya götürüyordu. Ne de olsa o toplum içinde yetişmiş, orda yönetilmis, orda eğitilmiş ve orda şekillenmiştik. Bu davranış biçimi beni ne kadar etkilemiş diye kendimi incelerken, korkudan fazlaca konuşmadığımı farkettim.
Çok değil bir kaç yıl sonra, bir küçük meslek dalında iş yerleri iflas edip, seri bir biçimde kapanıyordu. Aynı iş dalında çalışıp, ancak giderek durumu iyi olan bir kişiye sormuştum. Nasıl olur sen de iflas etmiyorsun? Verilen cevap çok ilginçti… Cevap şu: “Ben devleti çok iyi izliyorum, bakanların yaptıkları analizleri dikkatlice inceliyorum. Devletin bizleri korumaları için verdikleri önerileri tek tek yazıyorum. Ancak pratikte Devletin önerilerinin tam tersini yapıyorum ve hep kazanıyorum...”
Benim gözlemlerimi desteklediği için, tabi ki ben memnun olmuştum. Ancak TC için oldukça büyük bir sorun, TC içinde yaşayan biz Kürtler için de büyük bir sorun. Bence psikologlar, sosyologlar, antropologlar, tarihçiler ve psychiatırlar biraraya gelip, Türkiye’yi bu patalojik yalancılıktan nasıl kurtaracakları konusunda iyi bir analiz yapıp, koruyucu önlemler almalılar…
Benim bu konuda tespitlerim var. Ancak bu çok karmaşık ve birden çok bilim dalını ilgilendiren bir durum.
Yine başa dönelim. Türkiye, Suriye konusunda neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydu. Daha düne kadar ortak bakanlar toplantısı yaptığı aile dostu Esad ile ne oldu da savaş açmak istiyor. Türkiye Suriye’ye savaş açmak istiyor? Bu kesin… 900 kilometrelik sınırı olan bu ülkeye girmek istemesi, orda yaşayan Kürtleri sindirmek istemesi, ikinci bir fedral Kürt devletini engellemek istemesi TC’nin değişmeyen refleksleri…
TC’nin Suriye ye savaş açmak isteğinin altındaki tek neden, olası bir Kürt federal devletini engellemek. Türkiye bu korkusunda kendince haklı… ve anlaşılır. Ancak bunun için böyle bir yalan üzerine inşa edilmiş, provokatif bir eylem ile NATO’yu arkasına alamayacağını bilemiyordu diyebilir miyiz… Bütün amacı NATO’nun 5. maddesini işlerliğe koymaktı…olmadı. Olamazdı da… Dünya da NATO eşittir Amerika olduğunu bilmeyen devlet adamı var mı… Amerika’nın seçime kadar bir savaş istemediği açık… Yinde soru TC niye böyle bir yönteme ihtiyaç duydu. Doğru olmayan bir bilgilendirmenin hemen çıkacağını bile bile …
Bu bir patalojik yalancılık davranış biçimine denk düşüyor… Yoksa TC devletini yönetenleri aptal olarak değerlendirmek lazım…
İyi ki Leyla Zana, ben yazıyı yazdığım sıralar basın açıklaması yapacak. Erdoğan ile olan görüşmesi sonrası.
Roboskîi’de Erdoğan, aslında, kendini Kürtaj etmişti…
Ancak şimdi, tesadüf bu ya… Leyla Zana ile olan görüşmesi ona can simidi gibi yetişti… TC medyası da kendini “patolojik yalancılık” hesaplaşmasından şimdilik kurtaracak…
Kürtler sayesinde…yalanı bir davranış biçimi haline getirdiler… Yine Kürtler sayesinde…Kamuflaja devam…
Ne zamana kadar…
TC’de patalojik yalancılık