AKP’nin temsil ettiği Türk devleti faşist DAİŞ çeteleri ile nasıl stratejik ittifak oldu? Günümüzün en temel sorusu bu. Bu soruya ek olarak da “Peki neden AKP, DAİŞ çeteleri ile stratejik bir ittifaka girdi?” sorusudur. Bu sorunun en kestirmeden doğru yanıtı şudur “Çünkü AKP’nin temsil ettiği Türk devleti de anti-Kürt stratejik zihniyetinden vazgeçmiş değil.”

İran-Irak-Türkiye ve Suriye’nin Kürdistan ülkesi üzerindeki egemenliği anti-Kürt stratejisi PKK önderlikli Kürt Özgürlük Hareketi tarafından alt üst edildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu mücadele stratejisi ile PKK, Kürdistan üzerinde egemen olan bu devletlerin politikalarını yenilgiye uğrattı.
Türk devletinin inkar-imha siyasetini, Suriye’nin kimliksizleştirme politikası, İran’ın Kürtleri izole eden taktiği, Irak’ın ise sürekli katliam tehlikesi altında tuttuğu siyaset Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi ile işlevsizleşti. Yeni durumlar ortaya çıktı. PKK sayesinde Güney Kürdistan’daki kazanımlar “federatif” özellikle biçimlendi. Suriye’de Rojava Devrimi ile Kürt görünürlüğü uluslararası alanda önemli bir kazanıma dönüştü. İran’da izole edilen Kürtler artık daha fazla etkin ve önemli bir dinamik haline geldi.
Şimdi bu dört ülkede Kürt politikası değişince önceki dönemler gibi kolaylıkla anti-Kürt ittifakı oluşturamıyorlar. Çünkü Türkiye-Irak ilişkileri sorunlu, Türkiye-Suriye ilişkileri de aynı biçimde sorunlu.
Türkiye-İran ilişkileri de gel-gitli. Durum böyle olunca da Türk devleti, klasik iktidar blokları yerine Irak ve Suriye’de farklı güçlerle ilişkiye giriyor. Irak’ta Şii blok karşıtı Sünnilerle, Suriye’de DAİŞ çeteleri ve radikal İslamcılarla anti-Kürt ittifakına girişiyor. İşte sorun da tam bu noktada ortaya çıkıyor.
AKP iktidarındaki Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika budur. Türkiye, DAİŞ çeteleri ve türevleri ile anti-Kürt zihniyeti üzerinden ittifak geliştiriyor. Bu ittifakı Irak’ta da uygulayan Türkiye, ilginçtir Kuzey Kürdistan’da ise PKK ile diyalog geliştirerek sorunu çözmeye çalıştığını iddia ediyor. Oysa gelişmeler ve özellikle AKP’nin izlediği politikalar, diyalog, uzlaşma ve çözüm yerine daha da kaotik ve bir dehşet tablosunu işaret ediyor.
Bugün Kobanê üzerinde yürütülen plan da AKP’nin sahip olduğu zihniyetin sonucudur. AKP, klasik anti-Kürt stratejisinin ittifakları yerine daha şekilsiz ve kişiliksiz yapılarla işbirliğine girmiş durumdadır. Ve işbirliğinin aklını oluşturan ise Ahmet Davutoğlu ve MİT’dir. Kürtlerle savaşı taşeron çetelere ihale eden AKP, kendisini ise güç merkezi olarak gizlemek istemektedir.
Ama sistemik yapıya sahip İran-Fars ve Arap ulus-devletlerle başaramadığını Türk devleti şekilsiz çete örgütleri ile başarabileceğini sanmak çok büyük bir yanılgıdır. Çünkü Kürtler, Türk devletinin kaybettiği bütün alanlarda çok büyük kazandılar. Bu kazanımlarını kolay kolay kaybetmeyeceklerini de Kuzey Kürdistan’da, Güney Kürdistan ve Doğu Kürdistan’daki büyük direnişlerle ortaya koydular. Son olarak Rojava’da Kobanê’de kendisini gösteren direniş de bunu doğruluyor.
Ve hemen belirtelim ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Kürtler kendisini Yüksek Yoğunluklu Savaşa göre örgütlemeli” tespiti, önümüzdeki dönemin nasıl geçeceğinin de işareti olmaktadır.
Kobanê’ye yapılan saldırı Türk devletinin Kürt karşıtı politikalarına bulduğu “stratejik ortak” DAİŞ ile tuttuğu işin sonucudur. Bunun karşılığında Kobanê’de başlayan ve Kürdistan’ın her parçasına yayılan direniş ise Kürtlerin hangi noktada kendisini nasıl ifade ettiğini göstermektedir. Yani Kürtler ya DAİŞ çetesi ile ölümcül dansını ateşin içinde yanarak sürdürecek ya da Kürtlerle onurlu bir barış yaparak halkların görkemli barışına tanıklık edecektir.