Şiddet patolojik bir bozukluktur, temelinde karşısındakine duyulan öfke ve onunla bilişsel ve duyuşsal anlamda baş edememe duygusu yatar. Tecavüz kavramının altında da genel anlamda bu çaresizlik duygusu vardır. Tecavüzcü karşısındaki ile baş edemediği için ona karşı duyduğu öfke ve saldırganlık duyguları ile ona egemen olmaya çalışır. Kişinin bu yüzü kendi bedenine ve yüzüne temas yoksunluğu ile de ilgili olsa gerek. Kendi bedenine ve yüzüne yabancılaştığı için de bu sapkınlığa yönelir. Elbette toplumsal cinsiyet kavramının getirdiği kalıp yargılar ile ön yargılar da bu durumu tetikler. Toplumsal cinsiyet kavramı bireye yüklediği ve ondan beklediği davranış örüntüleri içinde birey kendi olmanın dışında her şeydir.

“Erkekler ağlamaz”, “Kadınlar duygusaldır” ya da Pandora arketipinde olduğu gibi “Kadının kötülüklerin kaynağı” olarak gösterilmesi gibi kalıplar indirgemeci bir mantıkla kadın ve erkeğin arasında aşılamayan duvarlar örer. Bu iki farklı cinsiyetin birbirini algılama biçimi böylece birbirlerine hakim olma ve birbirlerini araç olarak görmeye başlamaları ile de öfke ve saldırganlık duyguları birikmiş olur.
Türkiye’deki kadınların yüzde otuz beşinin tecavüz mağduru olduğunu bildiğimiz için Bingöl’de yaşanan tecavüz olayı ne ilk ne de son olacaktır diyoruz. O bölgede görev yapan güvenlik görevleri defalarca kadınlara, kızlara tecavüz etmişler, gözaltına aldıkları kadınlardan bazıları tecavüz sonucu hamile kalıp tecavüzcülerinin çocuğunu doğurmak zorunda kalmış, bazı kadınlar intihar etmiştir. Tecavüzcüler asker ve polis olduğundan göstermelik yargılamalarla sokaklara salıverilmiştir. Bu durum da tecavüzcüleri cesaretlendirmiştir.      
Tecavüzü cinsel dürtüleri kontrolden çıkmış bir erkeğin davranışıdır diye kabul edip geçiştirmemeliyiz. Kimler tecavüz eder, tecavüzcülerin ruh halleri nasıldır sorularına cevap vermemiz lazım.
Kadına tecavüz kadının şahsında bir halkın ırzına geçmek mi? Kadınlar tarafından hüsrana uğramış, aşağılanmış kırılgan egoları olan sıradan erkekler mi? Kadınlara hükmeden, gaddarca davranışlarla kadınları aşağılayan bir psikopat mı? Devlet otoritesini kadınları ezmek için kullanan biri midir? Alkolik, bağımlı bir erkek midir?
Bu sorular uzayıp gidebilir ama ben kısaca yukarda saydığım bu erkeklerin hepsi tecavüzcüdür diyorum. Tecavüzcülerin ortak özelliği ise kadına duyulan öfkedir. Kürt illerindeki, tecavüzlerin sebebi ise; hem o halka hem kadına duyulan öfkedir. Devlet erkine yaslanarak intikam ve öç alma duygusu da bu eylemin altında yatan en önemli sebeptir.
Bütün kadınların, yalancı, ihanetçi olduklarına inanmalarıdır. Tecavüz dürtüsü; yalnız, öfkeli, aşağılanmış, yetersiz, reddedilmiş hissine kapıldıklarında artmaktadır. Askerliğin zorunlu olması, ast-üst ilişkilerindeki uygulamalar, ırkçılık ise bu duyguyu tetiklemekte, meşrulaştırmaktadır.
Sosyolojik açıdan baktığımızda Türkiye’de yaşanan çatışma ortamı ve toplumun her alanına nüfuz eden şiddet kültürü, pornografik yayınlar, kadınların tecavüzden zevk aldığı iddiası  tecavüz oranını arttırmaktadır.
Savaş ve çatışmaların yaşandığı her dönemde kadınlar tecavüze maruz kalmıştır. Sözgelimi Haçlı seferlerine katılan erkekler Kudüs’ü Müslümanlardan alabilmek için 11. Yy dan 13. Yy kadar süren yolculukları sırasında Avrupa’dan geçerken Almanlar Birinci Dünya Savaşı sırasında Belçika’ya saldırırken, Amerikan askerleri Vietnam’ı işgal ederken, Irak askerleri, Sırp askerleri kadınlara tecavüz etmişlerdir. Amerikan ordusunda erkek askerlerin kadın askerlere tecavüz ettiği saptanmıştır. Bosna savaşında ise sekiz Sırp asker ve polisin kadınlara tecavüz ettiği iddia edilmiş ve Birleşmiş Milletler bu iddiaları savaş suçu olarak kabul etmiştir.
Türkiye’de ise tecavüzcüleri serbest bırakıp mağdurları suçlayan bir yasa ve anlayış egemendir. Tecavüze uğrayan küçücük kız çocuğunun “gönüllü” olup olmadığı, fahişeye tecavüzün indirim sebebi olup olmadığı, reşit olup olmadığı gibi absürt tartışmalar yapılmaktadır. Tecavüzün kadına karşı bir cinsel saldırı olduğu, her gece kocaları tarafından tecavüze uğrayan kadınlar, okullarda, cezaevlerinde, sokak aralarında tecavüze uğrayan kadınların varlığı göz ardı edilmektedir.  
Reşit olmayan bir kişiyi cinsel aktivitelerinden sorumlu tutmakta doğru ve anlaşılır değildir. Reşit olmayan biri tecavüze uğradığını bildirdiğinde zorlama olup olmadığına bakılmaması gerekir. Kadınların ruh sağlığı açısından ve tecavüzcüleri cesaretlendirmemek açısından her türlü cinsel saldırıyı tecavüz olarak görmek gerektiğine inanıyorum.
Ayrıca kadının cinsel isteklerini dile getirmesinin bile ayıp sayıldığı bir ülkede, kadın ve erkeğin halen eşit vatandaş olarak görülmediği eşitsizliğin yasalarla meşrulaştırıldığı bir ülkede tecavüze uğrayan kadından açıklama yağmasını beklemek gece ve gündüzün buluşmasını beklemek kadar anlamsızdır.