Dünyada işlerin yolunda gitmediği tartışma götürmez bir gerçek. İç savaşlar, dış savaşlar, ekonomik savaşlar vb. Tabii ki savaş sadece ölümlerle sonuçlanmıyor, ekonomik krizlerin, siyasi krizlerin dışında toplumda en üst düzeyde toplumu toplum yapan hatta insan yapan ahlaki değerlerini de tüketiyor ve dibe vuruyor.

Bununla bağlantısını kurduğumuz savaşlarda da aynı durum söz konusu, savaşlarda kazanan, savaş tacirleri, din tacirleri ve sapıklar oluyor. Egemenlik zihniyetliyle yaratılan savaşların temelinde zor, şiddet ve tecavüz kültürü yatmaktadır.

Tecavüz kültürü sadece fiziksel temas sağlamak ya da bir cinsel ilişki sağlama aktivasyonu değildir. Bu kültür toplumun bütün ahlaki değerlerini çöküşe sürükleyecek bir kültürdür. Tecavüz, oldukça ağır bir söz ve kadının ruhsal dünyasını işgale uğratan bir kavramdır. Tecavüz, sapkınlıktır, soysuzluktur ve diğer bir değişle devlettir.

Tecavüz bir insanlık suçudur. Zorla yapılan tüm uygulamalar, başta kadın üzerinde denenmiş olsa da aslında tüm topluma uygulanan bir yöntem ve saldırı biçimi olduğu kesindir. Onun için tarifi çok ama uygulanması toplumsal kaos ve felaket olduğu açıktır.

Tecavüz kültürüne karşı savaşan ve bu kültürü yaygınlaştıran zihniyetlerin savaşları tarih boyunca hep yapılmış ve günümüzde de çok şiddetli bir biçimde devam etmektedir.

2013 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bir gürüşmesinde ifade ettiği bir olayı hatırlatmak istiyorum. Herkes Öcalan’dan güncel siyasi değerlendirme beklerken o TV’de izlediği bir olayı şu cümlelerde ifade ediyor:

“Dün akşam haber bültenlerinde bir olayı izledim, bir adam bankada kredi borçları varmış, borçlarını ödeyemeyince 3 yaşında ki çocuğunu kucağına alarak ‘üstüme gelirseniz çocuğumu 5. kattan aşağıya atarım’ diyor, çocuk babasının kucağında korkmuş bir şekilde ‘baba beni atacak mısın’ diyor. Ben hayatım boyunca hiç bir olay karşısında bu kadar dehşete kapılmamıştım” diye ifade ediyor.

Peki Kürt Halk Önderi Öcalan’ı bu kadar dehşete düşüren ne? Oysa her gün sorun olarak dahi görmediğimiz onlarca olay, kat be kat büyük olan sorunlar karşısında bir normalleşmeyi yaşarken o neden bu olay karşısında dehşete kapılıyor. Bu ahlaki -politik değerleri savunan bir zihniyet ve yaşamı algılanış biçimidir. Oysa dünyada her gün kadın tecavüzleri, çocuk tecavüzleri gibi yığınla servis edilen haberlerden geçilmiyor.

Peki bu kadar ahlak dışı olaylar karşısında neden onun gibi dehşete kapılmıyor ve dur demiyoruz. Demek ki zihin ve duygularımızda bir normalleşme ve tecavüz kültürünü kanıksama durumu var. Toplumsal değerlerin tükenişi toplumda ya topyekün isyanı başkaldırışı yaratır yada susmayı, kabullenmeyi normalleştirmeyi getirir.

Algı kültürü

Her gün medya üzerinde sapıklıkları, tecavüzü meşrulaştıran din tacizleri ve yobazları bu ahlak dışı uygulamaları din ve Kuran’a dayandırmaları da bir sapkınlık ve yobazlık olduğu kesindir.

Egemen sistemin kadına karşı bakışı sapma bir zihniyetle süre gelmiş bir bakıştır. Kadına karşı sapma bakışın tarihte bir kaç örnekle ifade edecek olursak;

“Antik Yunan toplumunda kadın her hangi bir statüye sahip olmamıştır. Akla çok önem veren Aristo; Spartalılar savaşa giderken site yönetimini kadınlara devir etmekle suçlamış ve gelecekleri lanetlidir cümlesini kullanmış. Bilindiği üzere Spartalılar çok savaşkan bir halktır, savaşlara giderken site yönetimi kadınlara devir ederler ama Yunanlılar bunun tam tersi kadına bakışları çok daha acımasızdır. Çünkü kadının hiç bir statüsünün olmamasının yanı sıra kadınla birlikte yaşamak aşağılık bir durum olarak görünmüş ve paganizm kültürü bu şekil gelişmiş (oğlancılık) hatta Aristo “Ben bir kadınla yatacak kadar alçalmadım” sözlerini genel anlamda biliyoruz.

Yahudilikte kadın

“Yahudilerde’ de kadının konumu Antik YunanIılar’dan farklı değil. Yahudilerin üstün ırk inancına dayalı olarak kendilerini herkesten üstün görmeleri inançları gereğidir. Yahudi inancına göre “Çok erkek arasında hiç iyi insan görmedim” sözlerine yer verirler. Ayrıca Yahudi inancında kadın olgunlaşmamış çocuk statüsünde ve bulamışlar, özürlü ve kendi kendini yönetecek güçte olmadığına inanılır.”

Roma’da kadının konumu

“Roma’da da kadın için durum aynı. Roma’da kadın kullanılması gereken mülk statüsündedir, mirasta kadın hiç bir hakka sahip değil.

Kadın çocuğunu doğurduktan sonra erkeğin ayaklarının dibine bırakır. Eğer erkek o çocuğu kucağına alıp severse erkeğin o çocuğu kabul etmiş anlamına gelir, yok eğer çocuk yerde kalırsa anne o çocuğu asla yerden kaldıramaz ve çocuk savaş tanrılarına emanet edilmiş olur ve ölür.’’

Hıristiyan inancında kadın

“Hıristiyan inancında kadın pis bir varlık olarak tanımlanır. Tanrı katında en şerefli, onurlu, namuslu erkek, kadından kurtulandır. Çünkü kadın fitnenin, iblisin, gururun, kibirin ve erkeği baştan çıkarandır.

O nedenle Papazlar, Azizler ve şövalyeler inançları gereği evlenmezler. Kadın baştan çıkarıcı gazabında kurtulması gereken bir şey olarak görülür.’’

Hamurabi yasalarında kadın

“Gizemli Hint topluluklarında ve halen Hindistan’da yürürlükte olan bir yasaya göre, bir kadının eşi öldüğünde o kadının yaşam hakkı elinden alınır. Ölen eşiyle birlikte oda öldürülür yanı eşinin ölümünden sonra ona yaşam hakkı yoktur.’’

Avrupa’nın yakın tarihinde kadının konumu

“Yine şimdi olduğu gibi Ortaçağ Avrupa’sında da kadın sorununun zirveleştiği biliniyor. Avrupa’da kadının insan olup olmadığıyla ilgili tartışmaların yapıldığını o dönemin belgelerinden biliyoruz. Özellikle kendini çokça öven Avrupa’nın en büyük devletlerinden İngiltere, Fransa ve Kanada’da 1928-1937 tarihlerinde kadın bir fert olarak kabul edilsin diye feminist hareketler mücadele etmişlerdir ki bu çok yakın bir tarihtir.

İngilizce de “HE” zamiri erkek, “she” zamiri kadındır. 1928-1937 tarihlerinde bu devletlerin yasalarında kadın “she” olarak değil “HE” olarak geçiyor yanı erkek olarak kabul ediliyor. 1928’de avukat bir kadın baktığı bir davada kimliğinde “HE “yerine “she” yazıldığı için avukatlık görevi elinden alınıyor. Bunun üzerine bazı feminist hareketlerin örgütlemesiyle Avrupa’da bu yasa değiştiriliyor. Kadınların kimliğinde artık “HE” yerine “She “yer alıyor.’’

İslamiyet’te kadın

Hz.Muhammed daha hayattayken kadına belli bir statü tanıdığını ifade edilebiliniz. Özellikle erkek egemenlikli bir zihniyete sahip Arap toplumu, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra konulan bütün yasaları değiştirerek kadını statüsüz bırakmışlardır. Diğer dinlerde olduğu gibi kadın İslamiyet dininde de her hangi bir statüye sahip değildir. Ve daha da karanlığa sürüklenmiştir. Çocuk yaşta evlendirilme, bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi, kadının bedeni ve ruhu erkeğe itaat etme sevaplığı gibi bir çok ayetle yasallaşmıştır.

Tarihin çeşitli evrelerinde kendini gösteren ve bu günde çeşitli medya organlarında ak sakallı yada kravatlı, kel göbekli şişko amcalar din tacirliği yapmaktalar. Sapkınlık ve tecavüz vakalarını din ve içi boş siyasi vaatlerle toplum da beyin yıkama operasyonları yapılmaktadır. Sapkın düşünceleri toplumsal değerlerle karşılık bulması için bu yolu müthiş kullanma taktiklerine başvurmaları bu nedenledir.

Konumuz Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan

Dinlerin ve farklı uygarlıkların kadına karşı bakışını, tarihte kısa bazı örneklerle ifade etmek yetersiz olduğunun farkındayım ancak bu örnekler, günümüzde yapılmak istenenleri tarif etme anlamında bir tür yardım konumundadır.

En uç noktada toplumun değerlerini bozan Erdoğan ve AKP, daha önce mecliste tecavüz ve sapıklığı meşrulaştıran bir yasayı nasıl çıkardıklarına dair bir haber okudum. Bu yasa da öngörülen ve şu an giderek derinleşen siyasi ve ekonomik krizi yaratılan algıyla sürdürülme politikası olduğu gerçeğidir.

İçeriğini dahi ifade etmekte zorlandığımız bu yasa, Erdoğan ne yapmak istiyor sorusa ancak bir cevap olabilir. Bu suç karşında susmak o suca dahil olma anlamını taşıyor. Erdoğan her ne kadar Kürt düşmanlığını yaparak kitlesini motive etmeye çalışsa da, yapmaya çalıştığı yeni Türkiye rezilliği ile bütün toplumun ahlaki değerleriyle oynamaya çalışıyor. Bu zihniyete karşı sadece Kürt halkı ve kadınlar değil toplumun tamamı ayaklanmalı ve çürümüş bu zihniyeti parçalamalıdır.

AKP-MHP faşist rejimi, Kürt düşmanlığını yaparak aslında din tacirliği ve milliyetçiliği bir araya getirerek kokteyli yeni bir faşist, dinci, milliyetçi, tecavüzcü ve sapkın bir topluluk yaratmaya çalışıyor.

Kişinin iyi ya da kötü olduğunu anlamak için tek anlamlı yöntem onun uygulamalarına bakmak yeterli olur. Dur bakalım ne olacak... gibi aptal bir bekleyiş bu durumu kabul etmekten başka bir şey değildir.