STK ve siyasi parti temsilcileri Öcalan'a yönelik tecridin bireye özel, siyasi bir ihlal olduğuna dikkat çekerek, bir an önce son verilmesini istedi.

AKP'nin Kürtler ve muhalifleri hedef alan uygulamaları nedeniyle Türkiye'de insan hakları ihlalleri her geçen gün artıyor. AKP Hükümeti'nin politikaları ekseninde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit de ağırlaştı. Bireye özel hukukun uygulandığı İmralı'da Öcalan'ın avukatları 500 günü aşkın süredir kendisiyle görüşemiyor.
10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle Öcalan'a yönelik tecridi değerlendiren sivil toplum kurumları ve siyasi parti temsilcileri, tecrit politikasının Kürt halkının yanısıra, Türk toplumuna yönelik olduğuna da dikkat çekti.

Çözümsüzlük İmralı'ya yansıyor

Öcalan’a Özgürlük Platformu Sözcüsü Av. Eren Keskin, Kürt sorununa yönelik çözümsüzlük politikasının Öcalan'a uygulanan tecride de yansıdığını kaydetti. Keskin ''Bir kere tecrit politikası ne Türkiye’nin kendi iç hukukuna uygun ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin imzaladığı diğer sözleşmelere uygundur. Bu tamamen yasadışıdır” dedi.
Öcalan’ın da her hükümlü gibi avukatları ve ailesiyle belirli zamanlarda görüşme hakkı olduğunu söyleyen Keskin, “Bunun engellenmesi insan hakları ihlalidir. Uygulanan tecrit bir kişiyi değil, bütün Kürt halkını etkilemektedir. Türkiye’de sorunun çözümü de etkilenmektedir'' şeklinde konuştu.  

Tecrit işkencedir

ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, 19 aralık 2000 cezaevleri katliamından bu yana izolasyon ve tecrit modelinin uygulandığını belirtti.  Kozağaçlı, ÇHD, İHD, TTB gibi örgütlerin tecridin işkence olduğunu kabul ettiğini vurguladı. İmralı Cezaevi’nde özel bir uygulama olduğuna işaret eden Kozağaçlı, tecrit ile Öcalan'ın Kürt sorununun çözümündeki rolünün de engellendiğini vurguladı. Koçağaçlı, “Öcalan’ın tutuklu avukatlarının davasından da anladığımız gibi, siyasal olarak tamamen izole edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bunları kabul etmek mümkün değil. Çok ağır temel insan hakları ihlalidir. İnsanlar tutuklu olarak cezaevinde olabilir. Ancak siyasal, kültürel, sosyal varlıklarını koruma hakkına sahiptirler. Tüm Türkiye cezaevlerinde tecrit uygulaması kaldırılmalıdır. Bu işkence modelidir. Özel olarak da İmralı’da uygulanan tecrit, hem siyasal hem temel haklar bakımından kabul edilemezdir. Derhal son verilmeli. Avukat yargılamalarına da derhal son verilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak AKP iktidarında olur
ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, insan hakları politikası bakımından en çok kanayan yaranın tecrit politikası olduğunu kaydetti. Tecidin insan hakları gaspı olduğunu vurgulayan Yüksekdağ, ''Bir halkın liderini tecrit etmek, bir yılı aşkın süredir avukatlarıyla görüştürülmesini gasp etmek, bu dünya sınırları içinde Türkiye topraklarında yaşanabilirdi. AKP iktidarı altındaki bir ülkede olabilir” dedi. Tecridin siyasi bir ihlal olduğunu belirten Yüksekdağ,  şunları ifade etti: “Kürt halkı ve halklar üzerindeki söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne yöneliktir. İmralı’da tecrit edilen Kürt halkının iradesidir. Barış, insan hakları isteyen halklara yöneliktir. Türkiye toplumu geneli bakımından özellikle batı Öcalan üzerindeki tecride karşı, kendi adalet isteklerine karşı olduğunun farkında değiller. Bu ağırlaşan saldırı politikaları, toplumun bütün kesimlerini içine alıyor. Toplumun farklı kesimlerinden de mücadele yükseliyor. Toprağı için, deresi için, çayı için mücadele etmeyen kesimler bile mücadele etmek durumunda.”

Tecride son verilmeli

MAZLUM-DER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise, Türkiye’de yargı sisteminin kendi yasalarına ve yönetmeliklerine rağmen adeta kör topal işlediğini belirtti. Ünsal, “Kendi kurallarına rağmen işliyor. Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmemiş olması da bunun örneklerinden biri. İnsan Hakları Haftası vesilesiyle biz tüm mahkumların, Öcalan’ın da içinde olduğu bu kötü koşulların ve tecrit koşullarının son bulmasını talep ediyoruz. Tecride son verilmesini talep ediyoruz” dedi.

İBRAHİM AÇIKYER / ANF/ANKARA