
Tecrit 300. gününde - 3
İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit 300. gününü geride bırakırken, tecride yönelik tepkiler de çoğalıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulamasına karşı tepkilerini sık sık dile getiren İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Tecrit konusunda tutumuz net. Bir an önce tecride son verilerek avukat ve yakınlarıyla görüştürülmesinin sağlanması gerekiyor” dedi. Türkdoğan, “Türkiye, kendi ceza infaz kanunu ve ceza infaz tüzüğüne aykırı bir işlem yapıyor. Hem avukatlarıyla hem yakınlarıyla görüşme hakkını bilinçli olarak engelliyor. Burada bir kanunsuzluk hali dolayısıyla açık bir ihlal var ve bu durum yeni değil yıllardır devam ediyor” diye konuştu.
Öcalan’a yönelik sistematik baskı ve ihlalleri “siyasal iktidarın bir siyasal tutumu” olarak tanımlayan İHD Genel Başkanı Türkdoğan, “Bir siyasal iktidar kendi kanunlarını çiğnemek pahasına uygulama yapıyorsa, siyasal tutum ortaya koyduğunu gösterir. Demokratik ülkelerde böyle şeyler olmaz. Anti demokratik ülke örnekleridir bunlar” açıklamasında bulundu.
Türkiye’de Kürtler ve Kürt sorunu söz konusu olduğu zaman ulusal yasalar da uluslararası hukukun da uygulanmadığını ifade eden Türkdoğan, “Öcalan’a karşı siyasal, anti demokratik bir tutum takınılmıştır. Bu bir çözümsüzlük politikasıdır. Dolayısıyla bu yönüyle bakıldığında doğrudan doğruya Abdullah Öcalan’ın siyasal kişiliği çok önemlidir. Olayın Kürt sorunuyla bağlantısı çok önemlidir. Bu bağlamda değerlendirmek gerekir” dedi.
İnsan onuruna aykırı
“Tecrit tipi cezalandırmaların tamamını insan onuruna aykırı cezalandırma biçimleri olarak değerlendiriyoruz” diyen İHD Genel Başkanı şöyle konuştu: “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş kişilerin tamamı tek kişilik hücrelerde tutulmaktadır. Bu, başlı başına bir ihlaldir. Çünkü tecrit insan onuruna aykırı bir muameledir. Bu durumda olan herkes diğer insanlarla ilişkisi kesilerek aslında yalıtılıyor ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmak isteniyor. Bu şekilde geleceğe dair olarak yalnız başına bırakılarak adeta ruhen çökertilmek isteniyor. Bu uygulama başlı başına insan onuruna aykırı bir muameledir.”
‘CPT’den cevap almadık’
İHD, Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride dikkat çekmek ve İmralı’ya bir heyet gönderilerek inceleme yapılması talebiyle Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Merkezi(CPT) ve Avrupa İnsan Hakları Komiserliği’ne Ocak ayında başvuru yapmıştı. “Henüz herhangi bir cevap almadık” diyen İHD Genel Başkanı, “Fakat, CPT’nin ziyaretleri gizlidir. Dolayısıyla bir ziyaret gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyoruz. Ancak ziyaret ettiği ülke izin verirse ziyaretiyle ilgili kamuoyuna açıklama yapabilir” açıklamasında bulundu. “Temel görev CPT’ye düşüyor” diyen Türkdoğan çağrılarını yineleyerek, “CPT’nin İmralı’yı ziyaret etmesi gerektiğini bir kez daha söylemek istiyorum” dedi.
İç hukuk işletilmeli
Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya gidişinin engellenmesinin “kanunsuz ve keyfi” olduğunun altını çizen Türkdoğan, “Olay siyasidir deyip geçiştirilmemelidir. Asrın Hukuk Bürosu her keyfi retten sonra hukuksal süreci işletmeli, İmralı’ya gidişe izin vermeyen yetkili merciler hakkında suç duyurusunda bulunmalıdır. İç hukuk işletilmeli ve uluslararası hukuk bağlamında AİHM’e bu tip başvurular yapılmalı. Kanunlar bellidir. Herkes bu kanunlara göre davranmak, uymuyorsa da kanunun öngördüğü yaptırımı göğüslemek durumundadır” diye konuştu.
Öcalan ile bağ koparılamaz
Tecrit ile Kürt halkı ile önderi arasındaki bağın kopartılmaya çalışıldığını belirten Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) Genel Başkanı Zübeyde Teker ise, “Kürt halkı, Sayın Öcalan’a büyük bir sevgi ve saygı besliyor. Tecridin ilk gününden bu yana Kürt halkının sokakta olmasını başka türlü anlamak ve anlatmak hem Kürt halkına hem de Sayın Öcalan’a saygısızlık olur” dedi.
Teker şöyle konuştu: “Devletin yürüttüğü savaşın psikolojik stratejisinin temel hedefi Sayın Öcalan ile Kürt halkı arasındaki duygusal bağı zayıflatmaktır. Kürt halkının hafızasında Sayın Öcalan’ı silikleştirmek için de tecrit uygulaması hayata geçiriliyor. Bu hükümetin yanılgılı stratejik yaklaşımının ötesine gidememektedir. Çünkü Kürt halkı Sayın Öcalan’ı klasik ölçüler içerisinde bir lider olarak görmüyor, tam tersine psikolojik, sosyolojik, felsefik çözümlemelerinde tutarlılığı olan, dönemsel stratejisinde öngörülü olup hükümetin savaş politikalarını ve kandırmacalarını bertaraf eden bir lider olma özelliği taşıyor. Bu da Kürt halkının Sayın Öcalan’ı iradesi olarak kabul etmesinin temelini oluşturuyor. Duygu boyutuyla da Kürt halkı, Sayın Öcalan’a büyük bir sevgi ve saygı besliyor. Ve 10 aydır haber alamamak, büyük bir özlem ve sağlığı ile ilgili kaygı yaratıyor. Tecridin ilk gününden bu yana Kürt halkının sokakta olmasını başka türlü anlamak ve anlatmak hem Kürt halkına hem de Sayın Öcalan’a saygısızlık olur.”
Öcalan ile değil devletle kopuş
AKP Hükümetinin imha ve inkar üzerinden yürüttüğü politikalarla Kürtlere boyun eğdirerek meşrulaşma çabası zavallılıktan öteye bir anlam taşımadığını söyleyen Teker, şunları dile getirdi: “Hükümetin politikalarının, devletle Kürtler arasındaki kopuşu hızlandırdığını da söylemek mümkün. Kürdistan halkında devlet vatandaş ilişkisindeki güvenin ortadan kalktığı, savaş aracına dönüşen yargıya inancın kalmadığı ve parlementer sistemin her dönem başka diktalar yaratmanın ötesinde bir işlevi olmadığını gören bir Kürt gerçekliğinin, katliamcı kardeşlik söylemlerine itibar etmeyeceğini de bilmek gerekiyor.
O’nu bekleyen milyonlarla buluşmalı
Sayın Öcalan’ın barışın sağlanması için gösterdiği çaba ve emek, defalarca yapılan ateşkesler ve son aşamada müzakere sadece Kürtler açısından değil tüm toplumsal kesimler açısından Kürt sorunun yegane muhatabı olduğu gerçeği ile devleti yüzleştirmiştir. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalı, bir an önce serbest bırakılmalı, O’nu bekleyen milyonlarla buluşmalı, Kürt halkına dönük imha ve inkar siyasetinden vazgeçilmeli, bir an önce müzekerelere başlanmalıdır. Başta kürt halkı olmak üzere tüm kimlikler anayasal güvenceye alınmalıdır.” DEVAM EDECEK
TÜLAY BALCI
‘Savaşı bitirecek isim Öcalan’dır’
Türkiye’de 30 yıldır süren savaş ortamının son bulması için, kadınlar olarak bir araya gelerek ‘Barış İçin Öcalan’a Özgürlük Platformu’nu oluşturduklarını belirten Şebnem Korur Fincancı, savaşın son bulması için, atılacak en önemli adımın, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşturulması olduğunu ifade etti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın savaşı bitirebilecek en önemli isim olduğunu belirten TİHV Genel Başkanı Fincancı, “Abdullah Öcalan Kürt halkının büyük bir çoğunluğunun kabul ettiği bir önderdir. Öcalan bugün avukatlarıyla bile aylardır görüştürülmüyor, bir tecrit altında. Bu savaşın bitmesine dair bir talepte bulunacaksak eğer, bu savaşı bitirebilecek en önemli isimlerden biri Abdullah Öcalan’dır, dolayısıyla devletin doğrudan muhatap alması gereken bir insandır” sözleriyle devam etti. Öcalan’ın doğru bir muhataplık ilişkisi içinde tanımlanması gerektiğini belirten Fincancı, Öcalan’ın bir halk önderi olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de özellikle gerilimin arttığı dönemlerde, halklar arasına düşmanlık sokulduğunu belirten Fincancı, “Yaşanan şiddetin düşmanlık ilişkisiyle çözülemeyeceği aşikar. Bugün bu şiddetin son bulması için atılacak en önemli adım, şiddetin içinde bir taraf olarak, önder olarak kabul edilen insanın da özgürce kendini ifade edebilmesinin sağlanmasıdır. Öcalan’ın halkıyla buluşabilmesi ve hem halkına hem de Türkiye’deki bütün halklara kendini ifade edebilmesinin sağlanması gereklidir” dedi.
‘Tecrit hak ihlalidir, kabul edilemez’
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı ve İst. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı eski başkanı olan Prof. Şebnem Korur Fincancı, 10 aydır avukatlarıyla görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına da tepki göstererek, “Türkiye’de tecrit bir cezalandırma aracı olarak çok yaygın kullanılıyor. Bütün cezaevlerinde benzer bir süreç yaşanıyor. Ama tabi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit çok farklı bir boyutta. Çok uzun zamandır tek başına bir hücrede olması kabul edilebilir bir durum değil. Sonuç olarak ortada bir cezalandırma varsa da bunun asgari standartlarda, BM cezaevi standartları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekir. Özgürlüğünden yoksun bırakmanın dışında ek cezalar, hücre cezası, tecrit gibi uygulamalar hak ihlali anlamına gelir” dedi.
Tecridin insan sağlığına olumsuz etkileri
Tecrit altında tutulan insanların karşılaşabileceği sorunlar hakkında da bilgi veren Prof. Korur Fincancı, tecrit uygulamasının insan sağlığına olumsuz etkilerini şu sözlerle açıkladı: “Tecrit altında tutulma bağışıklık sisteminden tutunda sinir sistemiyle ilgili birçok rahatsızlığa yol açabilir. Vücudun hastalıklara açık hale gelmesi sonucunu doğurması bakımından bağışıklık sisteminin etkilenmesi çok önemli. Kanser gibi ciddi hastalıklara vücut açık hale gelebilir. Bunun yanında ruhsal birçok probleme yol açtığını da söyleyebiliriz, tecrit altında tutulan insanlarda intihar vakalarının arttığını görüyoruz. Ayrıca tek başına yaşamaya zorlandığı için insanlar daha sonra sesini kullanmayı unutabiliyorlar. Sonuç olarak tecrit hem bedensel hem de ruhsal olarak insan sağlığını çok olumsuz etkileyen, insanın biyolojik sistemini bozan bir uygulama dolayısıyla da kabul edilebilir bir durum değil.”
Türk devletinin Kürt sorunu hakkında ‘yeni strateji’ diye açıkladığı kararı da eleştiren Fincancı, “Türkiye’nin son dönemde almış olduğu bir karar var, Kürt politikacılara yönelik bir rehin alma davranışının yine ortaya çıktığını görüyoruz. Türkiye 30 yıldır dönemler halinde şiddetle bu sorunu çözebileceğini düşündü ve her seferinde yanıldığını anladı ve geri döndü. Ancak bu yanılmaların bilançosu her seferinde çok ağır oluyor ve olan bu ülkede yaşayan genç insanlara oluyor. En üretken çağlarında genç insanlarımızı kaybediyoruz, kaybetmesek de sakatlıklarla malul ediyoruz” dedi.
‘Toplumun şiddet algısı değişti’
Devletin Kürt sorununda şiddet kararı ve ısrarının toplumun şiddet algısında büyük değişimler yarattığını da ifade eden Fincancı, “Bugün toplumda her sorunu şiddetle çözme davranışı gelişmiş durumda, bunu pratik hayatımızda gözlemleyebildiğimiz gibi kadınlara ve çocuklara uygulanan şiddet vaka’larında yaşanan artışlardan da görebiliyoruz. Bunun temel nedenlerinden birisi 30 yıldır süren ve sonlandırılmayan bu savaştır. Bu savaşı sürdürme konusunda kararlılık gösteren siyasi iradelerin tamamı bundan sorumludur” sözleriyle devam etti.
Platform olarak Nisan ayı başında Adalet Bakanı’ndan bir randevu talep ettiklerini ancak, Bakan’ın programı uymadığı için henüz bir görüşme gerçekleştiremediklerini belirten Fincancı, Bakanlıktan randevu verilmeyeceğine dair bir açıklama gelmediğini dolayısıyla bir görüşmenin yapılacağı konusunda umutlu olduğunu belirtiyor. Bunun dışında kamuoyunda bilinen bazı gazetecilerle toplantılar yaptıklarını da belirten Fincancı, “Gazetecilerle yaptığımız toplantı genel olarak olumlu geçti. Konunun önemli olduğunu ve destek olacaklarını ifade ettiler. Konuyu köşelerine taşıyan gazeteciler de oldu” dedi.
‘Acıları ortaklaştırmak nasıl olacak?’
Önümüzdeki aylarda AP’de bir toplantı düzenlemeyi düşündüklerini belirten Fincancı, Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşturulması konusunu AP’deki parlamenterlerle tartışmak istediklerini ifade etti. Fincancı, AP’deki toplantıda konuyu gündeme getirerek oradaki parlamenterlerle çözüm için ortak çağrı yapma arayışı içinde olduklarını belirtti.
Öte yandan Türkiye kamuoyunda Kürt sorunu hakkında duyarlılık yaratma arayışlarının da olduğunu belirten Fincancı, bu konuda biraz kaygılı olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Toplumda düşmanlık algısı her geçen gün derinleşmekte. Türkiye’de yaşayan diğer halkların Kürtlerin acılarını hissetme konusunda duyarsız olduğunu düşünüyorum. Roboskî Katliamı’nın ardından yılbaşı eğlencesi düzenlenen bir ülkede acıları ortaklaştırmak nasıl olacak? Bu durum bizi kaygılandırıyor.”
BETÜL KILIÇ/İSTANBUL