Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez müvekkili üzerindeki tecridin şu anda en kötü aşamasında olduğunu, daha önce devletin resmi olarak yalan söylemesine rağmen şimdi kendilerine hiç bir cevabın verilmediğini söyledi. Bilmez, CPT’yi de eleştirdi.
BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından ve 2003 yılından bu yana Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapan İbrahim Bilmez, Kürt Halk Önderi üzerinde ki ağırlaştırılmış tecrit ile ilgili hazırladıkları raporu, CPT’ye iletti. Bilmez, görüşme sonrasında, tecrit ile ilgili gazetemize değerlendirmede bulundu.
Kürt Halk Önderi üzerinde ki tecrit sisteminin en kötü aşamasında olduğunu ifade eden İbrahim Bilmez, tecridin 15 Şubat 1999 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Komplo’nun devamı olduğunu, dolayısıyla tecridi “sistem” olarak adlandırılması ve ifade edilmesi gerektiğini belirtti.
2011’den itibaren tamamen engelleme
2011 yılına kadar iyi kötü -bazen ayda bir, bazen iki ayda bir de olsa- Kürt Halk Önderi ile avukatlarının ve ailesinin görüşebildiğini dile getiren Bilmez, bu tarihten itibaren ise Türk devletinin Abdullah Öcalan ile avukatlarının görüşmesini tamamen engellediğini hatırlattı.
İbrahim Bilmez, “O dönemde AKP ve FETÖ ittifak halindeydi. Yargıdaki FETÖ’cü kadroların yaptığı operasyonla avukatlar tutuklandı. Avukat görüşmeleri ve aile görüşmeleri tamamen kesilmişti.”
Sonrasında siyasi tutsakların başlattığı açlık grevi neticesinde “Diyalog Süreci’nin” başladığını ifade eden Bilmez, bu diyalog sürecinin ise çeşitli siyasi hesaplar yüzünden heba edildiğini dile getirdi. Kürt Halk Önderi üzerindeki mutlak tecridin Leyla Güven öncülüğünde başlayan büyük süresiz – dönüşümsüz açlık grevine kadar devam ettiğini belirten Bilmez, bu açlık grevi ile Kürt Halk Önderi üzerindeki tecridin, dünyanın gündemine girdiğini sözlerine ekledi. Açlık grevi sonrasında Kürt Halk Önderi ile avukatlarının görüşmesinin gerçekleştiğini dile getiren İbrahim Bilmez, bu görüşmelerin sayısının ise 5 olduğunu belirtterek, gelinen aşamada tecrit sisteminin tekrar devam ettiğini dile getirdi.
Tecrit keyfiyet temelinde yapılıyor
Tecrit sisteminin temelinde keyfiyet olduğuna dikkat çeken İbrahim Bilmez, Ağustos 2019 tarihinde gerçekleşen görüşmeden sonra ise müvekilleriyle görüşmek için yaptıkları başvurulara Türk devletinin artık cevap bile vermediğine dikkat çekti.
Hiç bir cevap verilmiyor
İbrahim Bilmez, “İşin kötüsü devlet bize artık hiç cevap vermiyor. Devlet 2016 yılına kadar her defasında resmi olarak bize yalan söylerdi. Ya gemi bozuk, ya da hava muhalefeti derdi. 15 Temmuz 2016 yılında ki darbe ve karşı darbe sonrasında ise OHAL ilan edildi. Devlet OHAL’i gerekçe göstererek Bursa İnfaz Hakimliğine, daha darbenin 2 gününde İmralı ile ilgili karar aldırdı. Mayıs 2019 tarihine kadar başvurularımıza cevap olarak, bu karar fakslandı.”
Alınan kararda, “Bursa 1.İnfaz Hakimliği, İmralı Cezaevi’nde avukat ve aile görüşmelerini OHAL nedeniyle güvenliğe aykırı buluyor. Bu yüzden görüşme yapılmayacaktır” denildiğini belirten avukat İbrahim Bilmez, 2019 yılında ki açlık grevinin sonlarına doğru, yaptıkları itiraz sonrasında İnfaz Hakimliğinin bu kararının kaldırıldığını söyledi. Bilmez, ağırlaştırılmış tecrit ile ilgili değerlendirmesine şu şekilde devam etti: “Kararın kaldırılmasıyla sözde yargısal bir engel kalmamış oldu. Bunun ile birlikte müvekkilimizle 5 defa görüşme sağladık. Ağustos ayındaki son görüşmeden sonra ise başvurularımıza hiç bir şekilde cevap verilmedi. Görüşme başvurularımıza cevaben ne resmi bir yalan söyleniyor artık, ne de ortada bir mahkeme kararı var.”
‘Disiplin mekanizmasıyla’ aile görüşmesi engelleniyor
Aile görüşmeleri içinse “disiplin mekanizmasının” devreye konulduğunu aktaran avukat İbrahim Bilmez, müvekillerine her 3 ayda bir disiplin cezası verildiğini belirtti. Yasada, disiplin cezası alan tutsakların aile görüşmelerinin engellenmesine dair maddenin yer aldığının altını çizen İbrahim Bilmez, bunun da tecrit sistemi ile bağlantılı olarak işletildiğini belirtti.
CPT: İletişim halindeyiz
Son 3 aya ilişkin müvekkilleri üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit ile ilgili hazırladıkları raporu 31 Ocak 2020 tarihinde Öcalan’a Özgürlük İnsiyatifi’nden Seçkin Güneşer ile birlikte CPT Sekreteryası’na ilettiklerini sözlerine ekleyen Asrın Hukuk Bürosu avukatı İbrahim Bilmez, görüşmenin bir saat sürdüğünü, CPT’nin “Mevzuatları gereği herşeyi açıklamayacaklarını, konuyu takip ettiklerini, İmralı’daki sistemle ilgili Türkiye’deki iktidarla iletişim halinde olduklarını” ilettiklerini, söyledi.
İbrahim Bilmez, CPT’nin kendilerine Mayıs 2019 tarihinde İmralı ziyaretlerine ilişkin hazırladıkları raporu, Ekim 2019 tarihinde Türkiye hükümetine gönderdiklerini ve Türk hükümetinden cevap beklediklerini ifade ederek, CPT’nin mevzuat gereği raporu Türkiye’nin rızasını alamadan açıklamayacaklarını, kendilerine belirttiklerini sözlerine ekledi.
Bilmez değerlendirmesine şu şekilde devam etti: “Başta karar mekanizmaları olan Avrupa Konseyi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa’daki politika yapıcılar, aslında önemli olan kurumlardır. Bunların Türkiye’ye bakış açıları önem arz ediyor. İnsanların en doğal haklarından yararlanabilmeleri için ailelerinin, arkadaşlarının, binlerce insanın, siyasetçilerin bedenlerini açlığa yatırarak çözüm noktasında bu kurumlara baskı yapması, utanç vericidir. Bu hem Avrupalı siyasetçilerin, karar alıcıların, hem de Avrupa’da kurumları olan AP, AK, AİHM ve bunlara bağlı kurumların ayıbıdır. Oysa tutuklu olsa dahi, tutuklunun ailesi, avukatları ile görüşmesi doğuştan gelen haklarıdır.”
Tecridin kırılmasına yönelik mücadelenin hukuki olduğu kadar politik bir mücadele olduğunun altını çizen İbrahim Binici, tecridin Kürt halkının kararlı duruşuyla, bu kurum ve politikacılar üzerinde oluşturacağı baskı ile ancak tersine çevrilebileceğini ifade ederek, Kürt halkının topyekün sürece dahil olması gerektiğini belirtti.