20 yılı aşkındır cezaevinde tutulan ve 97 gündür açlık grevinde olan Ayten Gülsün ve Besê Öze, gönderdikleri mektupta, “Tecrit, Kürt halkının özgürlük mücadelesini tecride almak, hepimize pranga vurmaktır. Bu nedenle bedeli ne olursa olsun bu tecridin sonlanması gerekir” dedi.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 135. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 97, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 96, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 87. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 80, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 77. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 66. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. Tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 122 gündür; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 62 gündür; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 27 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Ayten Gülsün ve Besê Özer, yaptıkları açlık grevine dair mektup kaleme aldı. Batman’ın Sason ilçesinde 1979’da dünyaya gelen Ayten Gülsün, 1999’da 20 yaşındayken tutuklandı. 36 yıl hüküm alan Gülsün, 20 yıldır cezaevinde tutuluyor. Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle daha önce de açlık grevine giren Gülsün, şu anda eyleminin 97. gününde.
Bu tecrit sonlandırılmalı
Gülsün, mektubunda şunları söyledi: “Tecridin kırılması demek barış ve özgürlüğün gelişmesi demektir. Önderliğimiz sayın Abdullah Öcalan üzerinde yıllardır süregelen tecrit hem barışı hem de özgürlüğü engellemek demektir. Bir halkın Kürt halkının tüm meşru taleplerini, özgürlük mücadelesini tecride almak demektir. Yani çok çok net olan önderlik üzerindeki tecrit hepimize, tüm Kürt halkına Türkiye halkının demokrasi arayışına pranga vurmaktır. Bu nedenle bedeli ne olursa olsun bu tecridin sonlandırılması gerekir. Önderlik üzerindeki tecridin sonlanmasıyla grevi sonlandırabilirim. Başka türlü sonlandırmayacağımı net belirtmek isterim.
Daha fazla kenetlenelim
Kamuoyuna çağrımız nettir. Kürt halkının duyarlı olduğunun farkındayım, ancak bu duyarlılığı daha bir pozitif enerjiye dönüştürmek gerekir. Eksikliklerin aşılması gerekiyor. Haklı taleplerimiz, tüm Türk ve Kürt halkını bağlıyor. Daha fazla kenetlenmeyi bekliyorum. Özellikle siyasi ve sivil toplum örgüt ve partilerin rolü oldukça belirleyicidir. Halkın ve haklı talepleri sinerjiye dönüştürme görevini görürler. Türkiye ve dünya kamuoyuna her tür engele rağmen sesimizi ulaştırmalı, yükseltmeliyiz. Biz bedenimizle sesimizi ulaştırmaya çalışıyoruz, sesimizi yükseltmek de size düşer.”
Direniş, önce kendimize
Amed’in Lice ilçesinden olan Besê Özer ise 1996’da Amed’de JİTEM tarafından gözaltına alındı ve müebbet hapis cezası verildi. 23 yıldır cezaevinde olan Besê Özer, 1999-2000 yılları arasında 30 gün açlık grevine girmişti. Şu anda Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için tek taleple 26 Ocak günü başladığı açlık grevinin kendisi açısından anlamının büyük olduğunu söyleyen Özer, mektubunda şu ifadeleri kullandı: “Manevi direnişi, heyecanı ve duygusu özgün anlamlı ve yüksektir. Bu noktada özgün bir duygu yaşasam da asıl duyarlılığım ve dikkatim Leyla Güven, Nasır Yağız ve birinci grupta yer alan arkadaşlardadır. Öncü gücün değerlerin ardından gelmenin gururunu yaşıyorum. Direniş süreci, direniş eylemi böyle bir şey. Kaygıyı, heyecanı, umudu, öfkeyi, acıyı ve daha birçok duyguyu iç içe ve capcanlı hissetmek. Zindan direniş tarihinin öncüleri olan yoldaşların ‘Direnmek yaşamaktır’, ‘Yaşamı uğrunda ölecek kadar sevmek’ ifadelerini iliklerine kadar hissederek yaşıyorsun. Özcesi tarifi imkansız yaşanılası bir şey direniş. Tecrit de esasında bütün değerlere, gerçeğe, hakikate uygulanıyor. Felsefik, sosyal anlamda da bu böyledir. Siyasi anlamda bu telafisi imkansız bir şekilde uygulanmaktadır.
Önemli olan hamleye katılmak
Tecridin siyasi anlamı, kritiği birçok yönüyle biliniyor, değerlendiriliyor, yazılıp çiziliyor, haykırışlarla dile getiriliyor. Şu anda önemli olan ‘Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim’ hamlesiyle başlatılan direniş sürecini anlamak kadar, her yönüyle bir şekilde ve bir yerden katılmak örgütleyebilmektir. Direnişin hedefi zalimin zulmüne, uluslararası komploya ve AKP-MHP faşizmine yönelik olsa da en büyük amacı özelde öz yönetim direniş sürecinden sonra dağıtılan, zayıflatılan örgütlü ve savaşan halk gerçeğinin özüne, özgürlüğüne sesleniştir. Bir halk kendisine koyulan tecride ‘Hayır’, ‘Dur’, ‘Asla’ demedikçe ne direniş güçlenir ne tecrit kırılır ne de faşizm yıkılır. Esasında direniş, önce kendimize, toplumun toparlanmasına ve bu şekilde kendi hakikatine sahip çıkmasıdır. Zulüm ancak böyle kırılır, yıkılır.
Bitmeden sonlandırmayacağım
Tecrit son bulana, Önderliğimiz avukat, vasi ve ailesi ile düzenli görüşene kadar, temel insani, hukuki ve siyasi haklarını kullanana kadar eylemi sonlandırmayacağım. Yurtsever halkımıza, siyasi alan çalışanlarına, özel de cezaevinde bulunan 7 bin tutuklunun ailelerine yani ailelerimize bir eylemci olarak seslenmek isterim ki; direnişimizin başarıya ulaşmasını sağlayacak olan sizlersiniz. Sizlerin evlatlarınıza, arkadaşlarınıza sahip çıkma düzeyiniz, çabanız, cesaretiniz bu süreci belirleyecek.”
AMED