- İstanbul’da halkla bayramlaşan Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi, hukuk katliamı olarak değerlendirerek, “Bu ülkede yaşayan herkesin tecritteki büyük resmi görmesi gerekiyor” dedi.
İstanbul’da halkla bayramlaşan Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi, hukuk katliamı olarak değerlendirerek, “Bu ülkede yaşayan herkesin tecritteki büyük resmi görmesi gerekiyor” dedi.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, partisi ile Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul İl Örgütü’nün Kurban Bayramı vesilesiyle il binalarında düzenlediği bayramlaşma programına katıldı. Bayramlaşma programına şehit yakınları da katıldı.
Bayramlaşma sonrası konuşan Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılçgün Uçar, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere tarihsel birçok sorunun varlığına dikkat çekti. AKP-MHP iktidarının devamıyla bu sorunların daha da derinleşerek artacağını belirten Uçar, “Bütün toplum açısından daha da tehdit içeren bir dönemle karşı karşıyayız” dedi.
Büyük resim görülmeli
Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi eleştirdiği için gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına değinen Uçar, Yanardağ’ın tutuklanmasının ülkedeki hukuksuzluğun bir örneği olduğuna işaret etti. Uçar, “Ama bizim açımızdan en önemli olan şey, Sayın Öcalan’ın yaşamış olduğu hukuksuzluktur ki bu, bir hukuk katliamıdır. Dolayısıyla biz sadece Kürtler açısından değil, bu ülkede yaşayan herkesin tecritteki büyük resmi görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu hukuk katliamı ile baş etmediğimiz sürece bugün Merdan Yanardağ, yarın başka insanlar bu hukuksuzluğu yaşamaya devam edecek” şeklinde konuştu.
Daha güçlü mücadele
Uçar, iktidarın Kürtlere ve Kürtlerin değerlerine yönelik bir nefret tutumu içerisinde olduğunu ve bu durumun bayram döneminde de sürdürdüğünün altını çizerek, yeni dönemde iktidara karşı daha güçlü mücadele edeceklerini vurguladı. İSTANBUL
*****
Toplum ses çıkarmalı
Av. Ahmet Baran Çelik, aslında tecride ses çıkarılmamasının gündem olması gerektiğini belirterek, "Kimdir bu ses çıkarmayanlar? Barolar, hukuk kurumları, siyasi partiler. Toplum olarak ses çıkarılması gerekiyordu” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve diğer tutsaklarla görüşmek için Adalet Bakanlığına görüşme başvurusunda bulunan avukatlardan ÖHD’li Ahmet Baran Çelik, MA'dan Ergin Çağlar'a konuştu. Toplumsal sorunların çözümü ve barışın sağlanması için temel bir aktör olan Öcalan üzerindeki tecridin son bulmasının, halklar için çok önemli olduğunu söyleyen Çelik, tecride karşı gerçekleştirilen eylem ve etkinliklerin temel amacının da gelinen aşamada barışa olan ihtiyaçtan kaynaklandığını belirtti.
Çelik, 24 yıllık ağır tecridin yanı sıra 27 aydır haber alınamama halinin, hukukla izah edilemeyeceğini kaydederek, şunları söyledi: “Zaten İmralı Cezaevi’nin koşulları, bir tecrit sistemidir. İmralı’nın ada hapishanesi olmasından ötürü zaten dış dünyayla iletişimi kesik durumda. Buna ek olarak tutukluların hem avukatlarıyla hem de aileleriyle çok uzun yıllardır görüştürülmemesi bir ihlaldir. Öcalan, 2011'den beri avukatlarıyla görüştürülmüyor ya da çok nadiren görüştürülüyor. Bakın ‘çözüm süreci’ denilen dönemde dahi Öcalan avukatlarıyla görüştürülmedi. Oysa hukuk ve yasalar açıktır. Bugün aslında bu duruma ses çıkarılmaması gündem olmalıydı. Kimdir bu ses çıkarmayanlar, barolar, hukuk kurumları, siyasi partiler. Toplum olarak ses çıkarılması gerekiyordu.”
Başvurular sonuçsuz
ÖHD olarak Abdullah Öcalan ile görüşmek için 775 imza toplayarak Adalet Bakanlığına yaptıkları başvuruyu anımsatan Çelik, geçen süreye rağmen yanıt alamadıklarını söyledi. Bakanlığın sessizliği üzerine birçok kentte barolardan hukuki yardım talep ettiklerini hatırlatan Çelik, özellikle de dünyanın en çok üyesinin olduğu İstanbul Barosu’na yaptıkları başvurudan ve görüşmelerden de sonuç alamadıklarını söyledi.
Öcalan’ın tarihsel rolünü oynamaması için ağır tecridin uygulandığını vurgulayan Çelik, şöyle devam etti: “Bizlerle beraber Öcalan’ın avukatları da İstanbul Barosu’na başvuruda bulundu. Maalesef baro da bakanlık da Bursa Cumhuriyet Savcılığı da talebimize olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapmadı. Arama yöntemiyle de görüşme talebimiz oldu ama buna dair de herhangi bir randevu verilmedi. Uluslararası hukuk kurumları da sessizliğe bürünmüş durumda. Bir politika haline gelmiş bu yalnızlaştırma ve izole etme haline yönelik gerekli adımlar atılmıyor. Artık bu durum siyasetle açıklanması gereken bir durum. Siyasi irade Sayın Öcalan’ı dünyadan ve halklardan koparmak istiyor.”
Sessizlik yayılmasını sağladı
Sessizliğin tecridin tüm cezaevlerine ve topluma yayılmasına neden olduğunu ifade eden Çelik, “Toplumsal barış ve toplumsal çözüme ilişkin Öcalan önemli bir aktör. Çünkü sözü itibar görüyor ve sözlerinin halkta karşılığı var. Dolayısıyla bu kadar önemli olan bir kişinin tamamen bertaraf edilmesi herkese zarar verir. Bugün bir çözüm üretilmek isteniyorsa, Öcalan ile iletişime geçilmesinin kanalları açılmalı” dedi. İSTANBUL
*****
Dayanışmayla kaldırabiliriz
MA TUHAY-DER Eşbaşkanı Dilek Sönmez Demir, cezaevlerindeki ihlallerin temelinde tecridin olduğuna işaret ederek, "Dayanışma içinde olursak hem cezaevlerindeki hem de Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kaldırabiliriz" dedi.
Cezaevi İdare ve Gözlem Kuruluları tarafından infazlar yakılırken, tecrit, sağlığa erişim, işkence ve kötü muamele, çıplak arama gibi ihlallere her gün yenisi ekleniyor. Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (MA TUHAY-DER) Eşbaşkanı Dilek Sönmez Demir, Öcalan üzerindeki tecridin bütün cezaevlerine yansıdığını ifade etti. Tecridin "sistematik bir işkenceye" dönüştüğünün altını çizen Demir, "Bu iktidarın cezaevlerinde yarattığı koşullar çok ağır. Tutuklular aileleri ile görüşemiyor. Görüşseler bile görüşme haklarının çok kısıtlı olduğunu biliyoruz. Sosyal aktiviteleri her şekilde engelleniyor” dedi.
Raporlara rağmen
Marmara Bölgesi'ndeki cezaevlerinde 300’den fazla hasta tutsağını olduğunu aktaran Demir, "cezaevinde kalamaz" raporlarına rağmen birçoğunun tahliye edilmediğini söyledi. Demir, seçimlerden sonra cezaevlerinde baskıların arttığına işaret ederek, sadece Marmara Bölgesi’ndeki cezaevlerinde 60’a yakın tutsağın infazının yakıldığı bilgisini paylaştı.
İhlallerin kaynağı tecrittir
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin temelinde İmralı tecridinin olduğunu belirten Demir, şunları söyledi: "Cezaevlerinde uygulanan tecrit, toplumun üzerinde de uygulanıyor. Biz, cezaevi ile toplum arasındaki köprüyü her zaman sağlayacağız. Bütünlüklü bir dayanışma içerisinde olmalıyız. Bu dayanışma içinde olursak hem cezaevlerindeki tecridi kırmış olacağız hem de Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi ortadan kaldırmış olacağız. Gelin hep birlikte bu tecridi yıkalım." İSTANBUL