Gıda: Temel insan hakkından jeopolitik güç ve çıkar aracına
- Bugün dünya yaklaşık 2,8 milyar ton tahıl üretiyor. Teknik olarak bu miktar, gezegen nüfusunu beslemeye yetiyor. Ancak üretim dünyanın dört bir yanına eşit biçimde dağılmış değil. Buğdayın, mısırın, soyanın ve pirincin büyük bölümü birkaç ülkenin elinde yoğunlaşıyor. Bu nedenle gıda artık yalnızca bir tarım ürünü değil, stratejik bir güç unsurudur.
- Dünya insanlık tarihinin en yüksek tarımsal üretimine erişti. Tarım teknolojileri, sulama sistemleri, genetik ıslah ve küresel lojistik sayesinde bugün gezegen, üzerinde yaşayanları besleme kapasitesine sahip. Buna rağmen BM verileri, yaklaşık 735 milyon insanın kronik açlık çektiğini, milyarlarcasının ise düzenli ve sağlıklı gıdaya ulaşamadığını gösteriyor.
- Tahılın üretildiği yerlerle açlığın yaşandığı yerler aynı değil. Açlık, toprağın verimsiz olduğu yerlerde değil, karar alma gücünün olmadığı yerlerde büyüyor. Bu nedenle 21. yüzyılın en önemli sorusu artık "Dünyada yeterince gıda var mı?" değil. Asıl soru şu: Dünyanın ekmeğini kim kontrol ediyor? Gelecekte insanlık açlıktan değil, eşitsizlikten etkilenecek.
Mauricio Herrera Kahn* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Açlık hiçbir zaman yalnızca ekmek meselesi olmadı. Tarih boyunca açlık, iktidarın en sessiz ama en etkili silahlarından biri oldu. Bir orduyu yenmek için bazen topa değil, buğdaya sahip olmak yeterliydi. Bir halkı teslim almak için şehirleri bombalamak değil, ambarlarını boşaltmak yeterliydi. Bugün de değişen yalnızca yöntemlerdir. 21. yüzyılda açlık artık kuraklığın ya da kıtlığın doğal sonucu değil; küresel ekonomik düzenin ürettiği siyasal bir gerçekliktir.
Dünya insanlık tarihinin en yüksek tarımsal üretimine ulaştı. Tarım teknolojileri, sulama sistemleri, genetik ıslah ve küresel lojistik sayesinde bugün gezegen, üzerinde yaşayan herkesi besleyebilecek kapasiteye sahip. Buna rağmen Birleşmiş Milletler verilerine göre yaklaşık 735 milyon insan kronik açlık çekiyor; milyarlarcası ise düzenli ve sağlıklı gıdaya erişemiyor. Dünya hiçbir zaman bu kadar çok üretmedi. Hiçbir zaman bu kadar çok gıdayı çöpe atmadı. Ve hiçbir zaman bu kadar çok insan aç yaşamadı.
Bu çelişkinin nedeni üretim eksikliği değildir. Sorun, gıdanın üretiminden çok onun kim tarafından kontrol edildiği. Tarım artık yalnızca çiftçilerin işi değil. Buğday, mısır, pirinç ve soya artık yalnızca besin değil; finans piyasalarında işlem gören stratejik varlıklar, devletlerin pazarlık kozları ve küresel şirketlerin kar araçlarıdır. Gıda, insanların temel hakkı olmaktan çıkarak jeopolitik gücün en önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Büyük güçler bunu uzun zamandır biliyor. Buğday yalnızca ekmek değil, diplomasi aracıdır. Mısır yalnızca hayvan yemi değil, ticaret savaşlarının cephanesidir. Pirinç yalnızca Asya'nın temel besini değil, milyonlarca insanın kaderini belirleyen stratejik bir üründür. Bir limanın kapanması, bir ihracat yasağı, kuraklık söylentisi ya da borsadaki spekülatif işlemler, binlerce kilometre uzaktaki ülkelerde ekmeğin fiyatını birkaç gün içinde değiştirebiliyor. Son yıllar bunun en açık örneklerini sundu.
Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz'i yalnızca askerî bir cepheye dönüştürmedi, dünyanın tahıl koridorunu da felç etti. Limanların kapanmasıyla birlikte buğday fiyatları kısa sürede yaklaşık yüzde kırk yükseldi. Rus ve Ukrayna tahılına bağımlı ülkelerde milyonlarca insan için ekmek temel bir güvenlik sorununa dönüştü.
Gazze'de ise gıda ve su artık savaşın yan ürünü değil, doğrudan savaşın araçlarından biri hâline geldi. Abluka yalnızca askeri değil, aynı zamanda insani bir kuşatma anlamına geliyor. Açlık burada savaşın sonucu değil, savaşın yöntemlerinden biridir.
Afrika'da tablo daha farklı görünse de aynı mantık işliyor. Kıta, tükettiği tahılın yarısından fazlasını ithal ediyor. Uluslararası piyasalarda yaşanan her fiyat artışı, milyonlarca insan için daha pahalı ekmek, daha pahalı un ve daha derin yoksulluk anlamına geliyor. Bağımlılık yalnızca ekonomik değil, siyasal bir kırılganlığa da dönüşüyor.
Çünkü gıda artık yalnızca tarlalarda üretilmiyor. Aynı zamanda borsalarda fiyatlanıyor, şirket merkezlerinde yönetiliyor ve uluslararası pazarlıklarda yeniden dağıtılıyor. Açlığın kaderini yağmurdan çok finans piyasaları belirliyor.
Dünya haritasına yukarıdan bakıldığında açıkça görülen gerçek şudur: Tahılın üretildiği yerlerle açlığın yaşandığı yerler aynı değildir. Açlık, toprağın verimsiz olduğu yerlerde değil, karar alma gücünün olmadığı yerlerde büyüyor. Bu nedenle 21. yüzyılın en önemli sorusu artık "Dünyada yeterince gıda var mı?" değildir. Asıl soru şudur: Dünyanın ekmeğini kim kontrol ediyor?
Dünyanın ambarı kimin elinde?
Bugün dünya yaklaşık 2,8 milyar ton tahıl üretiyor. Teknik olarak bu miktar, gezegen nüfusunu beslemeye yetiyor. Ancak üretim dünyanın dört bir yanına eşit biçimde dağılmış değil. Buğdayın, mısırın, soyanın ve pirincin büyük bölümü birkaç ülkenin elinde yoğunlaşıyor. Bu nedenle gıda artık yalnızca bir tarım ürünü değil, stratejik bir güç unsurudur.
ABD mısır ve soya üretiminde dünyanın başlıca aktörü olmaya devam ediyor. Brezilya son yıllarda dünyanın en büyük tarım ihracatçısı hâline geldi. Çin ve Hindistan devasa nüfuslarını beslemek için olağanüstü bir üretim kapasitesi oluşturdu. Rusya ise özellikle buğday ihracatında Afrika ile Ortadoğu'nun vazgeçilmez tedarikçilerinden biri durumunda. Dünya tahılının yarısından fazlası yalnızca birkaç devlet tarafından üretiliyor. Ancak üretmek ile kontrol etmek aynı şey değildir.
Tahılın fiyatı çoğu zaman onu üreten çiftçi tarafından değil, onu taşıyan, depolayan, finanse eden ve uluslararası piyasaya süren şirketler tarafından belirleniyor. Bu nedenle dünyanın gerçek gıda haritası, tarım arazilerinden çok şirket merkezlerine bakılarak okunabilir.
Küresel tahıl ticaretinin yaklaşık yüzde yetmişi yalnızca dört çok uluslu şirketin elinde bulunuyor. Tarım dünyasında ABCD olarak bilinen ADM, Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus, yalnızca tahıl ticareti yapmıyor. Aynı zamanda depolama tesislerini, liman terminallerini, nakliye ağlarını, yem sanayisini, finansmanı, sigortayı ve giderek tohum ile gübre pazarını da kontrol ediyorlar. Çiftçi ürünü yetiştiriyor fakat ürünün hangi fiyattan satılacağına çoğu zaman bu şirketler karar veriyor.
Rakamlar bu gücün boyutunu gösteriyor. Cargill 2023 yılında 177 milyar dolar gelir elde etti. ADM'nin cirosu 101 milyar dolara yaklaştı. Bunge ise Viterra ile birleşerek dünyanın en büyük tarım ticareti gruplarından birini oluşturdu. Birçok ülkenin milli gelirinden daha büyük bütçelere sahip olan bu şirketler, küresel gıda zincirinin görünmeyen yöneticileri hâline geldi.
2022'de Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş bunun nasıl işlediğini açık biçimde gösterdi. Karadeniz'deki sevkiyatların durmasıyla birlikte buğday ve mısır fiyatları kısa sürede sert biçimde yükseldi. Aynı dönemde milyonlarca insan daha pahalı ekmek almak zorunda kalırken, büyük tarım şirketleri tarihi kârlar açıkladı. Bir tarafta büyüyen bilançolar, diğer tarafta büyüyen açlık vardı.
Bugün gıda piyasasını belirleyen yalnızca hasat miktarı değil. Vadeli işlem borsaları, yatırım fonları ve finans kuruluşları da fiyatların oluşmasında belirleyici rol oynuyor. Kuraklık beklentisi, savaş ihtimali ya da bir ihracat yasağı daha ürün tarladayken fiyatların yükselmesine yol açabiliyor. Açlık bazen yağmurun yağmamasından değil, ekran başındaki bir yatırım kararından doğuyor.
Bu yüzden dünyanın ambarı yalnızca tarlalarda değildir. Aynı zamanda borsalarda, limanlarda ve çok uluslu şirketlerin yönetim kurullarındadır. 21. yüzyılda gıdayı elinde tutan yalnızca insanları doyurmuyor. Fiyatları, hükümetleri ve kimi zaman savaşların seyrini de belirliyor.
Açlığın geleceği: Toprak, su ve egemenlik
Gıda krizinin geleceği tarlalarda değil, jeopolitik masalarda belirlenecek. BM’nin projeksiyonlarına göre dünya nüfusu 2050 yılında 9,7 milyara ulaşacak. Aynı dönemde gıda talebi yaklaşık %50 artacak. Buna karşılık iklim değişikliği buğday, mısır ve pirinç verimini birçok bölgede düşürecek, her yıl milyarlarca ton verimli toprak çölleşecek, kişi başına düşen tarım arazisi ise tarihin en düşük seviyesine inecek. Ancak asıl sorun yine üretim olmayacak.
FAO ve Dünya Bankası'nın öngörüleri, 2050'de bile küresel ölçekte teknik olarak yeterli gıda üretileceğini gösteriyor. Latin Amerika tükettiğinden fazlasını üretmeye devam edecek. Asya genel olarak kendi kendine yeterli olacak. Avrupa üretim açığı yaşayacak. Afrika ise yüz milyonlarca tonluk tahıl açığıyla karşı karşıya kalacak. Buna rağmen dünya toplamında yine de üretim fazlası bulunacak. Yani insanlık açlıktan değil, eşitsizlikten etkilenecek.
Bu nedenle tarım arazileri, petrol sahalarının yerini alan yeni jeopolitik hedeflere dönüşüyor. Son yirmi yılda milyonlarca hektar verimli arazi el değiştirdi. Çin Afrika ve Latin Amerika'da geniş tarım alanlarını satın aldı ya da uzun süreli kiraladı. Uluslararası yatırım fonları tarım arazisini artık yalnızca üretim alanı olarak değil, finansal bir varlık olarak görüyor. Toprak giderek çiftçilerin değil, fon yöneticilerinin bilançosunda yer alan bir yatırım aracına dönüşüyor.
Benzer mücadele gübrede yaşanıyor. Rusya azotlu ve potasyumlu gübrelerin en büyük üreticilerinden biri. Fas, dünya fosfat rezervlerinin büyük bölümünü elinde bulunduruyor. 2022'de savaş ve yaptırımlar nedeniyle gübre fiyatlarının yaklaşık yüzde yüz elli artması, yalnızca maliyetleri değil, gelecek yılların hasadını da etkiledi. Gıda güvenliği artık yalnızca tohuma değil; enerjiye, madene, ulaştırmaya ve uluslararası siyasete bağlı.
Latin Amerika bu çelişkinin en açık örneklerinden biri. Dünya soya, mısır ve et ihtiyacının önemli bölümünü karşılıyor fakat milyonlarca insan düzenli gıdaya erişemiyor. Meksika mısırın anavatanı olmasına rağmen tükettiği mısırın önemli bölümünü ithal ediyor. Şili ve Peru meyve ile sebze ihracatında rekorlar kırarken, kendi toplumlarında milyonlarca insan gıda güvensizliği yaşamaya devam ediyor. Dünya için üretmek, kendi halkını doyurmaya yetmiyor.
Afrika ise bu tablonun en kırılgan halkası olmaya devam ediyor. Kıta tükettiği tahılın yarısından fazlasını ithal ediyor. Mısır, Nijerya ve birçok ülke Karadeniz'den gelen buğdaya bağımlı durumda. Uluslararası piyasalardaki her fiyat dalgalanması, milyonlarca aile için daha küçük bir ekmek ve daha büyük bir yoksulluk anlamına geliyor. Bütün bunlar bize aynı gerçeği gösteriyor. Gıda artık yalnızca bir ekonomik sektör değil.
Ulusal güvenliğin, dış politikanın ve egemenliğin merkezine yerleşmiş stratejik bir güç unsurudur. Dün petrol için verilen mücadeleler, yarın su, verimli toprak, gübre ve tohum için verilecek. Buğdayın fiyatı artık yalnızca çiftçiyi ilgilendirmiyor; hükümetleri düşürebiliyor, kitlesel göçleri hızlandırabiliyor ve savaşların seyrini değiştirebiliyor.
Bu nedenle gıda yeniden bir hak olarak tanımlanmalıdır. Birkaç şirketin bilançosunda yer alan ticari bir emtia değil, toplumların ortak güvenliği olarak görülmelidir. Ülkeler yalnızca enerji egemenliğini değil, gıda egemenliğini de savunmak zorundadır. Çünkü ithalata bağımlı bir ülke, yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal olarak da bağımlıdır. Dünyanın ekmeği borsalarda alınıp satılan sıradan bir meta hâline gelemez. Buğdayın bayrağı olmayabilir ama açlığın bir yüzü vardır. Ve o yüz, bugün hâlâ milyonlarca insanın sofrasında eksik kalan ekmektir.
* Mauricio Herrera Kahn; maden mühendisliği ve proje geliştirme sektöründe 45 yılı aşkın deneyime sahip, Ekvadorlu bir makine mühendisidir. Aynı zamanda uluslararası platformlarda sosyal, politik ve ekonomik analizler kaleme alan bir yazardır.
Kaynak: Pressenza - International Press Agency