- Cezaevinden cansız bedeni çıkarılan Özcan Aksu’nun babası: “Benim oğlum neden işkence gördü? Bunu bilmek istiyoruz. Eğer o işkence izlerini görmeseydim belki 'düştü, kalp krizi geçirdi' derdim ama işkence izlerini gördük.”
- Ablası Melek Aksu: “Gözünde ve kaşında patlaklar vardı. Kolunun ön kısmındaki deri yüzülmüştü. Ense kısmında kan vardı. Bilinci sürekli gidip geliyordu. Buna rağmen hastaneye sevk edilmedi. Onu ölüme terk ettiler.”
ERDOĞAN ALAYUMAT / İSTANBUL
Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan 32 yaşındaki Özcan Aksu, gözaltına alınışından 14 gün sonra katledildi. Babası Rasmi Aksu ve ablası Melek Asu, Özcan’ın işkenceye maruz kaldığını belirterek, tüm yönleriyle aydınlatılmasını istedi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ise işkencenin gözaltı mı cezaevinde mi gerçekleştiğinin belirlenmesi ve sorumluların cezalandırılmasını istedi.
İstanbul’da 22 Haziran’da gözaltına alınan Özcan Aksu, sevk edildiği Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu L Tipi Cezaevi’nden 5 Temmuz’da hastaneye kaldırıldı ve yaşamını yitirdi. Ailesi, Aksu’da cezaevinde yaptıkları görüşmede ağır darp ve işkence izleri gördüklerini, sağlık durumunun kötü olmasına rağmen gerekli tedaviye erişimin sağlanmadığını belirtirken, ölümün ardından cenazesinde de vücudunun farklı bölgelerinde morluklar ve yaralanmalar tespit ettiklerini belirtti.
Hakkı yerde kalmasın
Rasmi Aksu, oğlu Özcan Aksu'nun ölüm nedeninin hâlâ açıklığa kavuşturulmadığını belirterek, "Kafasını bir yere mi vurdular, üstüne mi çöktüler, nefessiz mi bıraktılar, gerçekten kalp krizi mi geçirdi, hiçbirini bilmiyoruz. Kim yaptı, nasıl oldu bilmiyoruz. Biz tek bir şey istiyoruz, bunun ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Oğlumun hakkı yerde kalmasın" dedi. Aksu, oğlunu Silivri Cezaevi'nde göremediğini kaydederek, "Biz ailece günlerce cezaevine gittik ama görüştürmediler. Demek ki durumu çok daha ağırdı. Neden bize göstermediler, bunu da bilmiyoruz" ifadelerini kullandı.
Neden işkence yapıldı?
Devlet gözetimindeki bir kişinin güvenliğinden devletin sorumlu olduğunu hatırlatan Rasmi Aksu, şöyle devam etti: “Bir insan devletin kapısına girdiyse suçu ne olursa olsun onu korumak ve sağlıklı şekilde ailesine teslim etmek zorundadır. Cezasını çekebilir ama yaşam hakkı elinden alınamaz. Benim oğlum neden işkence gördü? Bunu bilmek istiyoruz. Eğer o işkence izlerini görmeseydim belki 'yolda düştü, kalp krizi geçirdi' derdim ama gördüğümüz izler bizi kuşkulandırdı."
Sorumlular hesap versin
32 yaşında ve 7 çocuğunun en küçüğü olduğunu paylaşan Rasmi Aksu, üniversite mezunu, sakin ve kimseye zararı olmayan biri olduğunu söyledi. Oğlunun zaman zaman memleketi Muş'a geldiğini belirten Aksu, "Cenazesini memleketimize götürdük. Biz tek bir şey istiyoruz; bu ölümün nasıl gerçekleştiği ortaya çıksın ve sorumlular hesap versin" dedi.
Tanınmayacak haldeydi
Melek Aksu ise kardeşi Özcan Aksu ile Marmara Cezaevi'nde yaptığı ilk görüşmede tanınmayacak durumda olduğunu söyledi. Vücudunda çok fazla darp izleri olduğunu belirten abla Aksu, kardeşini güçlükle tanıyabildiğini kaydederek, şunları dile getirdi: "Gözünde ve kaşında patlaklar vardı. Ağzının içinde dişlerinin üzerinde yaralar oluşmuştu. Kolunun ön kısmındaki deri yüzülmüştü. Ense kısmında kan vardı. Bilinci sürekli gidip geliyordu. Beni ilk başta tanımadı. Bir ara yüzüme baktı ve 'Melek' diyebildi. Sürekli titriyordu, bir oturuyor bir kalkıyordu. Yaşadığı travma nedeniyle beni bile tanıyamaz hale gelmişti"
Tek kişilik hücredeydi
Kardeşinin bu halde tek kişilik hücrede tutulduğunu belirten Aksu, "Benim gördüğüm durumda tuvalete gidebilecek, yemek yiyebilecek halde değildi. Buna rağmen hastaneye sevk edilmedi. O gün ya da hemen sonrasında yoğun bakıma alınsaydı bugün belki yaşıyor olacaktı. Onu ölüme terk ettiler" şeklinde konuştu.
14 gün nasıl ilerledi?
Melek Aksu'nun aktardığına göre; Özcan Aksu, 22 Haziran 2026'da evine yapılan baskınla gözaltına alındı. Aynı gün adliyeye sevk edildi ve 23 Haziran gecesi tutuklanarak Silivri'deki Marmara Cezaevi'ne gönderildi. Aileye ise gözaltı ve tutuklama süreci boyunca hiçbir resmi kurum tarafından bilgi verilmedi.
Kardeşinin tutuklandığını, kız arkadaşından gelen bir mesaj sayesinde öğrendiğini belirten Aksu, 24 Haziran'da kendi imkanlarıyla önce Metris Cezaevi'ne, ardından Silivri Cezaevi'ne ulaştığını söyledi.
Savcı görüşmedi
Aksu, kardeşiyle 26 Haziran'da görüştüğünü belirterek, bu görüşmede ağır yaralı halde olduğunu gördüğünü anlattı. Görüşmenin ardından savcıyla görüşmek istediğini, ancak buna izin verilmediğini ifade eden Aksu, 30 Haziran'da babası ve diğer aile bireyleriyle birlikte yeniden Silivri Cezaevi'ne gittiklerini, önce "koğuşta", ardından "revirde" olduğu söylenerek saatlerce bekletildiklerini ve günün sonunda yine görüştürülmeden geri gönderildiklerini söyledi.
Vücudunda darp izleri
Melek Aksu'nun aktardığına göre; Özcan Aksu, 2 Temmuz'da Silivri'den Metris Cezaevi'ne sevk edildi. Aynı gün Metris'ten hastaneye kaldırıldı.
Abla Aksu, "Silivri'den sağlıklı çıktığını düşünmüyorum. Komada mıydı, can çekişiyor muydu bilmiyoruz. Ellerinden çıkarmak için sevk ettiklerini düşünüyorum" dedi.
Özcan Aksu, hastanede üç gün kaldıktan sonra 5 Temmuz günü yaşamını yitirdi. Aileye ölüm haberi hastaneden değil, Yenibosna Polis Karakolu tarafından verildi. Cenazeyi teslim aldıklarında ise burun kırığı ile dizlerinden ayak bileklerine kadar uzanan morlukları fark ettiklerini söyleyen Aksu, ölümün tüm yönleriyle aydınlatılması için hukuk mücadelesini sürdüreceklerini vurguladı.
Özcan Aksu'nun dizi ve sinema setlerinde kuaför olarak çalıştığını anımsatan Melek Aksu, "Devlet gözetimindeki bir insan 14 günlük tutukluluğun ardından nasıl yaşamını yitirir? Bunun cevabını istiyoruz. Sonucu ne olursa olsun, aile olarak Özcan'ın şüpheli ölümünün aydınlatılması için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.
İşkence nerede yaşandı?
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Jiyan Tosun, Özcan Aksu'nun ölümüne ilişkin en temel sorunun işkence ve kötü muamelenin gözaltında mı yoksa cezaevinde mi yaşandığının henüz bilinmemesi olduğunu söyledi. Tosun, "Ailenin beyanlarından işkencenin cezaevinde mi yoksa karakolda mı yaşandığını bilmiyoruz. Silivri Cezaevi'nin sorumluluk almak istemediği için Özcan Aksu’yu Metris Cezaevi'ne sevk ettiği yönünde iddialar var. Ancak bütün bu iddiaların ilk gözaltına alındığı andan itibaren eksiksiz şekilde soruşturulması gerekiyor" dedi.
Kaçmaya çalıştı!
Özcan Aksu ile ilgili ‘kaçma girişiminde bulundu’ iddiasına ilişkin ise Tosun, "Biz biliyoruz ki özellikle gözaltında ya da cezaevlerinde yaşanan şüpheli ölümlerde hep aynı gerekçeler öne sürülüyor. 'Kaçmaya çalıştı', 'kendini attı', 'kendini öldürdü', 'biz herhangi bir şey yapmadık' deniliyor. Oysa bunlar, sorumluluğu bulunan faillerin birçok dosyada başvurduğu refleksler. Özcan Aksu dosyasında da henüz açığa çıkarılmamış birçok nokta bulunuyor. İnsan Hakları Derneği olarak bu olayın takipçisi olacağız" diye konuştu.
Kayıtlar eklenmeli
Özcan Aksu dosyasında gözaltı ve cezaevi sürecindeki tüm sağlık kayıtlarının soruşturma dosyasına eklenmesi gerektiğini belirten Tosun, gözaltına alınan her kişi için daha karakola götürülmeden önce ilk sağlık muayenesinin yapılmasının zorunlu olduğunu hatırlattı. Kişinin birden fazla gün gözaltında tutulması halinde her gün düzenli sağlık kontrolünden geçirilmesi ve gözaltı çıkış raporunun hazırlanması gerektiğini söyleyen Tosun, bu işlemlerin kötü muamelenin hangi aşamada gerçekleştiğinin tespit edilmesi açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti. Cezaevi'nde yapılan muayenelerin ayrıntılarının da büyük önem taşıdığını dile getiren Tosun, şunları ekledi: "Cezaevleri de bu tür riskleri almak istemeyebilir. Eğer kötü muamele gözaltında yaşandıysa sorumluluk üstlenmemek adına kişiyi sevk edebilir ya da yeniden muayeneye gönderebilirler. Bütün bunları soruşturma ortaya çıkaracak. Bu nedenle doktor raporlarının ve tüm sağlık kayıtlarının bir an önce dosyaya girmesi gerekiyor."