HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Öcalan’ın sağlığı hakkında haber alınmasının önemli olduğu ancak görüşmenin çok kısa olduğunu ve kesinlikle yeterli olmadığını belirtti. Öcalan’ın, kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı görüşmenin kesinlikle tecridin sonlanması anlamına gelmediğine vurgu yapan Temelli, “Çok açık ve net olarak söylüyorum; tecrit koşulları 20 yıldır devam ediyor. Yani tecrit dediğimiz meselesi iyi tanımlamak, iyi anlamlandırmak lazım. Tecrit dediğiniz mesele, bir aile görüşüyle aşılabilecek mesele değildir” ifadesini kullandı.
Temelli, bu konuda şunları söyledi: “Sayın Öcalan, Türkiye siyaseti için en güçlü öznelerden biri ve siyaseten hiçbir görüşme gerçekleşemiyor. 2013-2015 yılları arasında bu bizzat Türkiye’deki tüm siyasetler tarafından kabul edilmiştir. Devlet tarafından kabul edilmiştir. Şimdi böyle bir kimlikle, böyle bir kişilikle, böyle bir özne ile görüşmenin engellenmesi, tam da tecrit politikasının ne anlama geldiğini bize açıklıyor. Aile görüşü ayrı bir şey, avukatlarının görüşü ayrı bir şey, ama siyaseten görüşmek, siyasetten tam da bu tecrit koşullarının kaldırılması yönünde adım atılması çok çok ayrı bir şey.”
Görüşme önemliydi
Öcalan üzerindeki ağır tecridin kırılmasının Türkiye’deki şiddetin topyekûn sonlanmasını sağlayacak önemli gelişmeleri beraberinde getireceğini ifade eden Temelli, “Tecridin kırılması savaşın sonlanması anlamına geliyor. Tecridin kırılması, toplumsal barış anlamında bugün ihtiyaç duyduğumuz adımların atılması demektir. Tecridin kırılması, aslında bugün topyekûn şiddetin sonlanması açısından bütün toplumun bir gerçek anlamda güvenliğe kavuşması demektir. Anlatmaya çalıştığım budur. Bunu bütünlüklü anlatmamız ve idrak etmemiz gerekiyor. Yoksa tabi ki Sayın Öcalan’ın kardeşi sevgili Mehmet Öcalan’ın ziyarete gitmesi, onu görmesi, 15 dakika onunla sohbet etmesi ve gelip Sayın Öcalan’ın sağlığında haber vermesi önemlidir.”
AKP algı operasyonu yapıyor
Temelli, gerçekleşen görüşmenin aynı zamanda iktidarın bir “algı operasyonu” olduğunu da ifade etti. “Sanki tecrit meselesi ortadan kalkmış gibi bir algının yaratılması tamamen bu iktidarın algı operasyonudur. Psikolojik savaş anlayışıdır, zihniyetidir” diyen Temelli, şöyle devam etti: “Seçimlere gidilirken iktidar yine bu türden taktiklere başvurmaktadır. Açlık grevleri devam ediyor. Açlık grevi ile ilgili kararı tabi ki bizatihi bu grevi üstlenmiş, bu mücadeleyi üstlenmiş arkadaşlarımız başta Leyla Güven olmak üzere vereceklerdir. Ama bunun dışında tüm toplumun herkesin, demokratik kamuoyunun, emek ve demokrasi güçlerinin, Türkiye sosyalistlerinin, Türkiye’de demokrasi mücadelesinde; ‘Ben de varım’ diyen herkesin tecride karşı çıkması lazım. Dolayısıyla Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması önceliğimizdir. Bu konuda da Türkiye ve uluslararası kamuoyuna bir kez daha çağrı yapıyorum. Gelin tecride karşı inisiyatif alın, tecride karşı mücadeleye destek verin.”
Tecrit 20 yıldır sürüyor
Öcalan üzerindeki tecridin devam ettirilmesi ile faşizmin yükselmesi arasında bağlantı olduğunu belirten Temelli, “Herkesin faşizm karşısında itirazını yükseltme zamanıdır. Diktatörlük heveslisi bir rejim, diktatörlüğü inşa etme peşinde. O yüzden de tecridi yaygınlaştırıyor. Sürekli neden tecrit diyoruz, çünkü 20 yıldır devam eden bir tecritten bahsediyoruz. Özellikle 5 Nisan’dan bugüne bir rejim meselesi ile karşı karşıyız. Bu rejim meselesi karşısında duran yegâne özne Sayın Öcalan. Peki, neden Sayın Öcalan? Bunun cevabı çok basit. 2013-2015 arasında Dolmabahçe mutabakatını yazarken, 2013-2015 arasında Türkiye’ye demokratik çözüm konusunda yol açan mesajları verirken, aslında bir seçeneği var ediyordu. Ya tecrit ya da demokrasi dememizin nedeni bu. Yani ya faşizm ya demokrasi. Türkiye’de bir seçenek üretmek gerekiyor” dedi.
ANKARA
İmralı’daki tecrit artık bir sistem
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin direnişle ortadan kalkabileceğine dikkat çeken avukatlarından HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, “Birlikte direnmeyi yakaladığımız anda geri adım atacaklar” dedi.
Öcalan üzerindeki tecridi, “dünyanın en uzun ve ağır tecridi” olarak değerlendiren Günay, tecridin 20 yılını geride bıraktığını dikkat çekti. Bu tecridin özgün yanlarının bulunduğunu kaydeden Günay, “İmralı tecridi artık bir sistem. Bu sistem istisna kabul etmeyen bir sistem. İçine gireni yutan ve içine gireni kendisi gibi yaşamaya mecbur kılan bir süreç. Özellikle 2009’dan sonra yanına başka tutukluların gönderilmesi ile bunu net gördük. Oraya dahil olan sistemin içine giriyor. Oranın bir infaz rejimi var ve pozisyonunuz ne olursa olsun o infaz rejimine uymak zorundasınız. O yüzden istisna kabul etmediğini söylüyorum. Tecrit artık bir yönetim biçime dönüştü” değerlendirmesinde bulundu.
Tecridi sona erdirecek direniştir
Günay, tecridin sona erdirecek tek yolun ise direnişten geçtiğine vurgu yaptı. İktidarın tecride ilişkin tutumunun çok katı olduğunu belirten Günay, 2012 yılındaki açlık grevi eylemlerine işaret ederek, “Bu katılığı kıracak olan İmralı etrafındaki bir direniş halkasıdır. Bu çok net. Bunu daha önce de gördük. 2012’deki açlık grevlerinde de gördük. O dönem Öcalan’ın çağrısı ile bu açlık grevleri son bulmuştu. 2012’deki açlık grevlerindeki direnişçilerin direniş iradesi ilk başlarda fark edilmedi. Kırklı günlerden sonra hissedilmeye başlanmıştı. Dışarıdaki en ufak bir sahiplenme ve en ufak bir kıpırdanma içeride büyük bir moral ve motivasyon yaratıyordu” hatırlatmasında bulundu.