Öcalan’a yönelik tecridin sürdürülemez bir noktaya geldiğine dikkat çeken avukatlarından Nevroz Uysal, “Tecrit hukuki olarak sürdürülemez. Alınan yasaklama kararının bize verilmemesi için bir ayda 4 hakim değiştiriliyor. Hukuki olarak sürdürülemeyen durum, artık politik olarak sürdürülemez bir kriz haline dönüşmüş” dedi.

İmralı Adası’ndaki Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulan Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması, 2011’den beri “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gerekçeleriyle sürdürülüyor. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi eylemi ardından 12 Ocak’ta kardeşi Mehmet Öcalan 15 dakikalık kısa görüşme gerçekleştirdi. Öcalan’ın avukatlarından Nevroz Uysal, uygulanan görüş yasağı, görüş başvurularının darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL sürecinde ve sonrasında değiştirilmesiyle son olarak devreye konulan 6 aylık görüş yasağının sürekli hale getirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gerekçelere kılıf uyduruluyor 

Başvuruların reddedilmesinde gösterilen “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gerekçelerinin 21 Temmuz 2016’dan sonra İnfaz Hakimliği kararına büründüğüne dikkat çeken Av. Uysal, “Gerekçeler hukuki kılıfa büründü. Devletin hukuk aracılığıyla yöntemsel değişikliğe gittiği ortada. Bu sürece kadar devlet ara süreçlerdeki bir kaç başvuru dışında sürekli İnfaz Hakimliği kararlarıyla taleplerimizi reddetti. OHAL süreci ardından disiplin cezalarına yeniden bir giriş başladı. Mevcut tecridi sürdürmek, avukat, aile ve vasi görüşü engellenmesi, iletişimin engellenmesi noktasında 3 aylık ve 6 aylık görüş yasağıyla disiplin cezasının veriliyor” dedi.

Hukuksuz bir süreç 

Bursa 1. İnfaz Hakimliği tarafından 4. kez alınan 6 aylık aile ve avukat görüş yasağının rutin hale getirildiğini vurgulayan Uysal, “Verilen disiplin cezalarının gerekçelerini bilmemekteyiz. Başvurularımızın engellenmesi, itirazlarımız İnfaz Hakimi’nin değişikliği, kararların tarafımıza tebliğ edilmemesi, tamamen hukuki görünen ancak hukuksuzluk olarak gelişen bir süreçle karşı karşıyayız. Mevcut durumda en son verilen karar gereği, avukatların görüşmesi yeniden yasaklandı” şeklinde konuştu.

Adalate Bakanlığı sessiz 

Yayılan açlık grevi eylemlerine de dikkat çeken Uysal, şöyle devam etti: “Siyasi ve politik olarak talepleri bulunan ve hukuki olarak yerine getirilmesi gereken hakların uygulanmasını da içinde barındıran açlık grevi sürecindeyiz. Leyla Güven’in eylemi  devam ediyor. Artık cezaevlerinden vahim haberler alıyoruz. Mevcut durumu protesto etmek için 4 kişi yaşamına son verdi. Açlık grevi eylemleriyle birlikte kamuoyunda oluşan duyarlılığa rağmen muhatap olan Adalet Bakanlığı’nda hiçbir hareketlenme yok. Bir farkındalık görmüyoruz.”

Politik olarak sürdürülemez 

Öcalan üzerindeki tecrit uygulamasının sürdürülebilirliğinin kalmadığını vurgulayan Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tecrit hukuki olarak sürdürülemez. Alınan yasaklama kararının bize verilmemesi için bir ayda 4 hakim değiştiriliyor. Her hakim bir diğer hakimin tersine karar veriyor. Hukuki olarak sürdürülemeyen durum artık politik olarak sürdürülemez bir kriz haline dönüşmüş durumda. Görüşmelerin sağlanmasına dönük engellemeler sürdürülse de politik yansımaların görülüp, gerekli adımların atılmasını yineliyoruz.”

AP, CPT ve AİHM’in sessizliği 

Avrupa Konseyi (AP), Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruların sonuçsuz kalması ve tecride karşı sessizliklerine dikkat çeken Av. Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünyada bu kadar derin, mutlak ve politik yansımalarının bulunduğu bir cezaevi daha yoktur. Uluslararası hiç bir kurum veya hukukçu İmralı tecrit sistemini onaylayabilecek bir durumda değildir. Onaylama durumunda olmadığı için görmeme, duymama, başvuruları erteleme, gündemine almamakla mevcut tecridin sürdürülmesinde paylarını her defasında hatırlatıyoruz. Avukatların istediği politik bir sahiplenme değil. Mevcut hukuksuzluğun görülmesini, ortadan kaldırılması için gerekli mekanizmaların yürütülmesini talep ediyoruz. CPT, AP ve AİHM’den Kürt sorununun çözümsüzlüğüyle ilgili söz söylemelerini beklemiyoruz. Var olan tecridin hukuki olarak bu kadar açıkken, bu kadar yok sayılmasının yaratacağı sonuçları görmelerini istiyoruz.”

 

AMED