
Bugün tam 300 gündür Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan haber alınamıyor. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın devleti olan Türk egemen sistemi, Kürt Özgürlük Hareketi’ni teslim almak için geliştirdiği bu tecrit konseptini hergün biraz daha derinleştirerek devam ediyor. Amaç Kürt Özgürlük Hareketi’ni Sayın Öcalan’ın şahsında önce etkisizleştirmek, ardından prestijini düşürmek, daha sonra da teslim almaktır.
Askeri ve siyasi soykırımla etkisiz hale getirmeyi başaramayan özel savaş rejimin temsilcisi AKP ve uluslararası emperyal güçler, Özgürlük Hareketi için gördükleri ‘en zayıf’ halkadan vurarak, onu teslim almak istemiş ve bu nedenle tecridi derinleştirdikçe derinleştirmiştir.
Sayın Öcalan’ın Kürt Özgürlük Hareketi için stratejik konumu çok iyi bilen bu güçler, her defasında bu halkadan harekete yönelmişlerdir. Bazen disiplin cezasını vererek, bazen diyaloğa girerek, bazen sert, bazen yumuşak davranarak, bezen kısa, bazen de uzun süreli tecrit politikasını uygulayarak tasfiye hedefine ulaşmak istemişlerdir. Uzun süre sürdürülen ve ardından ani bir biçimde kesilen İmralı ve Oslo görüşmeleri de bu amaçla yapılmıştı. Genelde Kürt Özgürlük Hareketi’nin, özelde ise PKK’nin tasfiyesi için oluşturulan bu görüşme konsepti, Öcalan’ın kesin reddi ve tasfiye edici dayatmaları kesin bir dille kabul etmemesinin ardından bu uzun süreli tecrit, çürütme ve unutturma politikası devreye konulmuştur.
Bu büyük ve derin tecridin en yoğunlaşmış halinin hangi anlama geldiğini çok iyi bilen Kürt Halk Önderi Öcalan da, büyük bir direnme tutumunu göstererek, devletlerin dayattığı ikinci komployu boşa çıkartma kararına ulaşmış ve bu karar temelinde büyük bir direniş tutumunu göstermiştir.
AKP’nin, Başbakanın ve uluslararası güçlerin oyalama, zamana yayarak süreci kazanma, gerillayı bıktırarak savaşamaz hale getirme, legal siyaseti kişiliksizleştirme ve itibarsızlaştırma siyasetine karşı büyük bir devrimci Halk Savaşını esas almasını ısrarla dayatmış ve bunun uygulaması için gerekli perspektif ve kararlara ulaşmıştır. İmralı’da kendisini, legal alanda siyasi iradeyi, dağda ise gerillayı direniş ekseninde örgütleyerek yeni bir sürece giriş yapmıştır. Öcalan, döneme barış için savaş, oyalamaya karşı devrimci atılım, tasfiye ve iradesizleştirmeye dönük direnme ve devrimci atılım temelinde süreci kazanma adını vermiş ve gelişmeleri bu eksende ele alıp değerlendirmiştir. Ancak uluslararası güçler tecrit politikasını hayata geçirerek sürecin gelişmesini engelleme çabası içinde olmuştur.
Kürt Özgürlük Hareketi, Türk devleti ve uluslararası güçlerin, Öcalan üzerinden geliştirilmek istedikleri bu tasfiyeci konseptin oldukça ciddi olduğunu görmüş ve bu temelde kendisi de yeni bir devrimci konsept ve planlamaya gitmiştir. “Êdî Bes e, An Azadî An Azadî” şiarı temelinde Öcalan’ın özgürlüğünü esas alan yeni bir halmeye giriş yaparak, 2012 yılı Öcalan’ı özgürlüğe kavuşturma yılı olarak ele almış ve bu doğrultuda büyük bir hamle sürecini başlatmıştır. Türkiye zindanlarında ve Strasbourg’ta geliştirilen süresiz açlık grevi bu stratejik hamlenin ilk eylemi olarak ele alınmış, ardından Newroz hamlesiyle Öcalan’a özgürlük kampanyası adı da olan “Êdî Bes e, An Azadî an Azadî” hamlesi hem kitleselleştirilmiş, hem de giderek derinleştirilmiştir.
Kısaca vurgulamak gerekirse, yaklaşık 11 aydır uygulanan bu ağırlaştırılmış tecrit politikası, Öcalan’a uygulanan ikinci uluslararası komplonun bir başka versiyonudur. Bu tecrit politikasıyla hem Öcalan sürecin dışında tutulmak, hem Kürt Özgürlük Hareketi’nin olası bir çözüm sürecinde inisiyatifini alabildiğince daraltılmak, hem de Kürt sorunun bazı sahte ve suni çözümlerle bir kez daha ağır bir çözümsüzlük sürecine alınmak istenmektedir. Bu nedenle Türk devleti bir taraftan tecridi hergün biraz daha kalıcılaştırırken, öte yandan geliştirdiği askeri ve siyasi soykırımla çözümsüzlük sürecini daha da derinleştirmektedir. Suriye, İran ve diğer bazı Arap devletlerle yaşamış olduğu derin çelişkinin yarattığı boşluğu bazı Kürt birey ve aşiretleriyle gidermeye çalışan AKP devleti, bu nedenle Güney Kürdistan’ı adeta siyasi ve diplomatik ablukaya alma çabası içerisine girmiştir. Gençlik, kadın ve Ulusal Kongrelerin bu denli ‘sorun’ haline gelmesinin nedeni de budur.
Ancak büyük askeri ve siyasi operasyonlara rağmen Kürt Özgürlük Hareketi hala inisiyatifli ve sürece damgasını vurmaya devam eden bir aktördür. Öcalan’sız bir çözümün mümkün olamayacağı ve Öcalan’ın sürecin dışına alınamayacağı da bir kez daha ortaya çıkan bir gerçeklik olmuştur. Kürt halkının her türlü insanlık dışı uygulamalara rağmen büyük direnerek Öcalan’a sahip çıkması, bunu bir kez daha doğrulayan çok somut bir veri olmuştur. Daha da önemlisi, Öcalan’a özgürlük kampanyası devam etmenin yanında, çok daha farklı demokratik eylem biçimleriyle daha da kitleselleştirilerek sürdürülecektir.
Aslında yapılması gereken tek şey vardır; Öcalan özgür olana kadar “Êdî Bes e, An Azadî an Azadî” hamlesini hergün biraz daha derinleştirmek olmalıdır. Tüm eylemlerin, tüm etkinliklerin, yapılacak her türlü çalışmanın merkezini bu hamlenin şiarı olmalıdır. Bu şiar mutlaka, ama mutlaka hem bir algı, hem olmazsa olmaz bir düşünce, hem de somut bir olgu haline getirilmelidir. Nasıl ki Güney Afrika’daki iç savaşın durdurulması teminatı Nelson Mandela’nın özgürlüğüne bağlandıysa ve uluslararası güçler de bizzat bunu kabul etmek zorunda kaldıysa, Kürdistan ve Türkiye’deki savaşın durdurulması teminatı da Öcalan olduğuna dair bir algı ve düşünce mutlaka yaratılmalıdır. Bunun için de kesintisiz bir mücadele ve başlatılan Öcalan’a Özgürlük kampanyasının kesintisiz bir biçimde sürdürülmesi kaçınılmaz olmalıdır. Yani Öcalan’a Özgürlük yaklaşımı geçici ve dönemsel bir yaklaşım olarak ele alınmamalıdır.
Nasıl ki uluslararası güçler Öcalan’ı tecrit ederek, sürecin dışında tutarak Kürt sorununu kendi araç ve yöntemleriyle çözmek istiyorlarsa, Kürtler de tam tersi bir biçimde Öcalan’ı özgürleştirerek, Kürt sorununu gerçek anlamda çözme ve onurlu bir yaşamı garanti altına alma perspektifini esas almalıdırlar. Nasıl ki devletler, Öcalan’ı tecrit etmek ve hareketinden soyutlamak için ne gerekiyorsa onu yapıyorsa, Kürtler ve dostları da Öcalan’ın özgürlüğü için ne gerekiyorsa onu yapmalıdır. Böylesine kararlı, inançlı, düşünce ve ruhta tutarlı bir duruş gösterilirse ve yaşamın her alanına sadece ama sadece Öcalan’a Özgürlük şiarı oturtulursa, zafer mümkün olacaktır.
FUAT KAV