Ama ben 2 yıl önce yazmıştım ve o zaman gözden kaçıranlar için bugün ortalık tehcir, tecrit konutları ve müteahhitlerle doluyken tam gündem. Yazıyı hiç değiştirmeden…. 


Bir müteahhit ütopyası 

Bir politik kurgu yazmak istiyorum. Her zaman yoksulların ütopyasını anlatıyorum ya ve bana ütopyacı diyorlar. Bu sefer değişiklik yapıp bir müteahhit ütopyası anlatmak istedim. Madem o kadar çok yurtsever(!) müteahhit var onların da bir ütopyası yazılmalı mutlaka.

Yıl 2043, Amed. Kente yeni havaalanı tarafından doğru giriyoruz. Havaalanı o kadar büyük oldu ki Ortadoğu’nun en büyüğü ve şehitlerin ismi verildi havaalanına. Sadece ona değil. Kent meydanlarına, otoban ve köprülerine, sokaklara, statlara, kültür ve alışveriş merkezine... Her yerde onların adı var. ‘W’lar ve ‘X’ler rahatça kullanılabildiğinden beri özgürlük bir nakış gibi her yere işlendi. Otobanın kenarı görünmüyor. Çok geniş ve çok hızlıyız ondan. Kente girdiğimizi otobanın üstünde sarı, kırmızı, yeşil lazer ışıklarıyla yazılmış ‘Amed’ yazısından anlıyoruz sadece. Biraz sonra gökdelenler başlıyor. Işıl ışıllar. Petrol Center en yüksekleri ama sürekli yenisi yapıldığından kısa bir süre sonra bu özelliğini kaybedecek. Yanında Ortadoğu finans merkezi var çatısındaki yeşil golf sahasından tanınıyor. Buradan çatısı görünmüyor ama helikopterle çatıdaki piste inerken golf oynayanların saçlarını şöyle bir rüzgarla savurduk geçenlerde. Dağların doruklarında gibi oluyor insan.

Güvenlikten geçiyoruz. Parmak izlerimizi ve göz retinamızı kontrol ediyorlar. Alyuvar sayılarımızı karşılaştırılıyor. Kart basıyoruz. Telefonlarımız, bilgisayarlarımız filan virüs cihazından geçiyor, temizleniyor. Dezenfekte tüneline giriyoruz. Çünkü yanlışlıkla sokak havası bulaşmışsa büyük risk teşkil edebiliyor. Gökdelen camlarının dikey çöl etkisiyle dışarıda hava sıcaklığı 60 dereceyi buluyor. Bu sıcakta ortaya çıkan yeni bir virüs ile mücadele ediliyor şimdi. Boğazınızdan hava ile girip akciğerinizi nokta gibi yakan 65 derece sıcaklığında küçük ateş topları bunlar. Bazen televizyonlardan bu ateş toplarından sokaklarda ölmüş olan ‘dışarıdakileri’ görüyoruz. Kavrulmuş bedenlerinde kor gibi parlayan küçük delikler meydana getiriyor. Bizim çocukların, Rojda ile Rohat’ın televizyonu 5 boyutlu izlenmesini bu yüzden yasakladım. Odanın ortasında gibi oluyor ‘dışarıdakiler.’ Hiç hoş değil. Biz eski nesil olduğumuzdan sanki kan üstümüze geliyor gibi hissediyoruz. Çocuklar çok gülüyor bana.

Parmak izlerimiz, göz retinamız, alyuvar sayımız tuttu. Geçiyoruz güvenlikten. ‘Dışarıdakiler’ çok tehlikeli. Geçen hafta birkaç tanesi, olabilecek en derin nefeslerini alarak ciğerlerine doldurabildikleri ateş toplarıyla sitelerimize saldırmak istediler. Düşünsenize çoluk çocuk var orada. Barbar bunlar. Eğitimsiz olduklarından medeniyetlerimizin müzelerini de yakmak istiyorlar. İşte girdik. 78. Kat. Bir müzik dinlemek ister misiniz diye soruyor oda robotu. Kürtçe.

‘Altan’ diyorum kendi kendime ‘çöl manzarası muhteşem.’ Gerçi her kattan görünebiliyor çöl. Her yer çöl...