Her fırsatta Kürt siyasetçilerine ‘yapıcı ve barışçıl bir dil’ kullanmaları öğüdünü veren yandaş medya, Başbakanın öfkeli diline ve ‘ağır faturalı’ tehdidine destek verdi. Tehdit manşetlerden ve ekranlardan müjde (!) gibi verildi.
AKP’nin ‘gözü yaşlı bilgesi’ Bülent Arınç ise Başbakana, „Türk halkının duygularına tercüman olduğu için“ -kamuoyu huzurunda- teşekkür etti.
Öte yandan Erdoğan’ın tehdidi PKK’nin silahlı mücadeleyi başlattığı 15 Ağustos Atılımı’nın 27’inci yılına denk geldi!
PKK aradan geçen 27 yılda 9 Başbakan, 15 Hükümet, 5 Cumhurbaşkanı ve 10 Genelkurmay Başkanı eskitti. 27 yıl içinde Evren’den Güreş’e, Özal’dan Demirel’e, Yılmaz’dan Çiller’e, Erbakan’dan Ecevit’e birçok kişi gelip geçti ve hepsi de Kürt halkının meşru direnişi karşısında yenildi.
Kürt meselesi deyim yerindeyse hepsini de mahçup etti. Mücadelenin 27’inci yılı Erdoğan’dan gelen tehdidin işe yaramayacağını ve onun da mahçup olacağını gösteriyor.
Başbakanın bunu görecek basiretten yoksun olduğu anlaşılıyor. Bu yüzden savaşı dayatıyor. Basiret gibi firasetten de yoksun olduğu için, ‘bıçak kemiğe dayandı’ diyebiliyor ve risk oranı yüksek tehditte bulunabiliyor.
Yıllardır Kürtleri oyalayan, seçim sonrası oyalama taktiği boşa çıkarılan Erdoğan, şimdi savaş tamtamları çalıyor.
Yandaş medya ise savaş moduna geçmiş bulunuyor. İktidarın gazeteleri Kandil’e çıkarmalar yapıyor, köşe yazarları ‘sürpriz operasyonlar’ düzenliyor, televizyonları savaş oyunlarıyla Kürtlere bombalar yağdırıyor!
İslamcı medya psikolojik savaşta Kemalist döneminin ırkçı medyasına taş çıkarıyor. Kemalistler gibi İslamcıların da Kürt meselesini anlamadıkları, bunun hayati önemini kavramadıkları bu sefil ve seviyesiz yayınlarından belli oluyor.
Bunlara kalırsa bir 27 yılın daha savaşla geçmesi gerekiyor ancak, Türkiye’nin böyle bir şansı bulunmuyor.
Türkiye’nin bölgesel gerilimden ve onun derinden etkilediği Kürt meselesinden savaşla kurtulması mümkün değildir. Bu onun için felaket demektir. Dolayısıyla herşeyden önce iyi düşünmesi ve artık çözüme yönelmesi gerekmektedir.
Türk devletinin kendi Kürtleriyle sorunlarını barışçıl bir biçimde çözmesi ve bölgesel gerilimi de Kürt çözümü üzerinden yönetmesi en doğru yol olacaktır. Türkiye’nin Kürt sorunu Ortadoğu’daki Kürdistan sorunun bir parçasıdır. Bölgesel karmaşının kaynağında bu sorun önemli bir yer tutmaktadır. Ve, Kürdistan artık yakındır. Türkiye buna göre bir karar vermeli ve kendisiyle birlikte yaşamak isteyen Kürtlerle birleşmeldir.
İşe yaramayacağı baştan belli olan tehditleri, ortalığı kan gölüne çevirecek ve yaraları derinleştirecek savaşı bir kenara itmeli, Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenlemelidir.
Aksi durumda; Kürtlerle savaş onu tüketecek ve dizlerinin üzerine çökertecektir. Şunun iyi bilinmesi gerekir; artık devir değişmiştir. Eskinin efendi-köle temelindeki Türk-Kürt ilişkileri tasfiye edilmiştir.
Eskiye dönmek mümkün değildir. Mümkün olan Türkiye ile Kürdistan’ın iç içe geçmesi, Kürt ve Türk halklarının eşitlik, özgürlük ve gönüllü bir temelinde birlikte yaşamasıdır.
Kürt halkını tarihte olduğu gibi yeniden tedip ve tenkille tepelemek mümkün değildir. Erdoğan hayal görmekte, iktidarı ve çıkarı uğruna ülkesini ateşe vermektedir.
Yol yakınken bundan geri dönmelidir. Başbakan Kürtleri tehdit etmek yerine, onlara barış elini uzatmalı, barışın diliyle seslenmelidir.
Erdoğan savaşı körüklemekten vazgeçmelidir. Sorunun demokrasi içinde çözüleceğini deklere etmeli, bunun güvencesini vermelidir. PKK ve Öcalan savaşın kalıcı bir biçimde sonlanması için bir süre önce Başbakandan bunu talep etmişlerdir. Başbakan tehdit etmek yerine bu talebe olumlu yanıt vermelidir.
Yandaş medya Başbakanın riski yüksek tehdidini, PKK’nin artan eylemlerine bağlıyor ve yaşanan can kayıplarının faturasını yine PKK’ye kesiyor.
İster Kürt olsun, ister Türk olsun yaşanan can kayıpları herkesten çok Kürtleri üzüyor.
Savaşın sona ermesini de herkesten çok Kürtler istiyor. Kürt halkı yıllardır barış elini uzatmış, biri gelsin bu eli tutsun diye sabırla ve vakurla bekliyor.
Ancak o eli tutan olmuyor.
Başbakan yıllardır çözümden, barıştan söz ediyor ama, her defasında tersi oluyor. Kürtler ya öldürülüyor ya tutsak alınıyor. Kürtçe mahkemelerde ve cezaevlerinde yasaklanıyor! Kürt gazeteleri, dergileri ve dernekleri kapatılıyor. Kürt siyasetçileri ve gazetecilerine yüzlerce yıllık hapis cezaları veriliyor!
Kürt gençleri öldürülürken susanların, Kürt analarının acılarına gözlerini yumanların, operasyonlar karşısında insani duruşu olmayanların söyleyecek lafı olabilir mi? Olmaz elbette.
PKK’nin çatışmaların kalıcı olarak sona ermesi için önerdiği çift taraflı ateşkese karşılık vermeyen İslami elit, tıpkı geçmişin Kemalist eliti gibi hem suçlu hem güçlü olduğu için her şeyi kendine hak görüyor. Bundan hareketle tehdit etme küstahlığını gösteriyor!
Neyseki Kürt halkı tehdide papuç bırakmıyor.