Çözüm sürecinin pratikte neredeyse durma noktasında seyrettiği şu günlerde hükümet güdümlü medya tarafından PKK’nin niyetlerine yönelik bir kampanya başlatılmış durumda. Kampanyanın konusu PKK’nin Türkiye’de bir iç savaş hazırlığı yapmakta olduğuna dair. Kampanya, eski PKK yöneticilerine karşı suikast girişimi gibi bazı spekülatif haberlerle sansasyonel bir nitelik de kazanıyor ve bu yolla PKK yöneticilerini, Kürdistan Ulusal Kongresi öncesinde itibarsızlaştırmak amacını taşıması bir yana hükümetin bazı askeri operasyon hazırlıklarına da kamuoyu zemini yaratmayı hedefliyor. Büyük olasılıkla MİT’in ağzından konuşturulan Osman Öcalan’ın, PKK’nin üç devletle (İran, Irak, Suriye) işbirliği yaparak Türkiye’ye savaş açacağı yollu deli saçması söylemleri de yine bir ‘dış düşman sendromu’ yaratmaya yönelik.

Milliyet gazetesinden Mehmet Tezkan’ın Cizre’de 1500-2000, Şırnak’ta 1500, Beytüşebap’ta 700 gibi rakamlar vererek ciddi bir milis faaliyeti sürdürüldüğü ve PKK’nin iç savaşa hazırlandığı türünden açıklamaları ve yine Öcalan’ın sözünün dinlenmediği gibi artık bayatlamış bir iddianın tekrar gündeme getirilmesi, bu kampanyanın öne çıkan unsurlarından bazıları. ‘Terör örgütü’ edebiyatına da bir süreden beri dönülmüş bulunuyor. Bütün bunlar birbiriyle ilintisiz değerlendirmeler değil, tam tersine hızla netleşmekte olan büyük resmin önemli bir parçası.
İçte ve dışta ciddi bir daralma yaşayan hükümet bir süreden beri savaştan medet uman bazı belirtiler gösteriyor. Mısır ve Suriye meselesinde gösterilen abartılı reaksiyonlar ve Dünya’yı askeri bir müdahaleye çağıran iddialı söylemler, ortalıkta uçuşan ve bir tür özendirici nitelikler kazanmaya başlayan ‘şehitlik’ edebiyatları, AKP tabanını talimatla sağa sola saldırtacak bir psikolojiyle donatmayı amaçlıyor. Erdoğan, böylelikle tabanını kemikleştirip saldırgan bir ruhla donatarak Menderes ya da Özal’ın akıbetinden kurtulabileceği hesapları yapıyor. AKP tabanını oluşturan temel gövdenin milliyetçi ve dinsel fanatizmden beslenen niteliği dolayısıyla bunun katliamlara kapı açacak derecede tehlikeli bir oyun olduğu ortada. Önyargı ve cehaleti bu derece saldırganlığa davet etmenin ve her fırsatta bu kitleyi kızıştıracak bir retoriği benimsemenin, hayırlı sonuçlar ürettiğine dair tarihte bir örnek yoktur.
Bugün hükümet yaklaşmakta olan seçim dönemini kazanma pahasına çatışmaya dönüştürmeye kararlı görünüyor. Sık sık vurguladığımız gibi Erdoğan’ın iddialı 2023 projeleri artık bir masal hüviyeti kazanmıştır. Ekonomik krizin kapıda olduğu açıkça görülüyor. Bu durum ise bugüne kadar yapısal nedenlerle sesi soluğu çıkmaz hale getirilmiş emekçileri daha etkili bir mücadeleye zorluyor. Türkiye sahasında henüz ciddi bir muhalefet partisinin olmaması ve AKP’nin parlamenter düzeyde hala altenatifsiz olmanın rahatlığını yaşamasına rağmen ülkeyi yönetme konusunda çok ciddi bir daralma ve sokak muhalefetiyle karşı karşıya kalması çelişkili bir durum olarak görülse bile siyasetin artık sokaklarda kendi hukukunu aradığı yeni bir döneme girmekteyiz. AKP, bu durumu büyük bir tehlike olarak algılamış görünüyor. Elindeki bütün şiddet imkanlarını bu alternatifi yok etme amaçlı tahkim ederken işi bölgesel bir savaşın çığırtkanlığını yapmaktan Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yeni bir düşmanlık dalgası başlatmaya kadar vardıran tehlikeli bir siyasete doğru yönlendiriyor.
Çoktan beri Avrupa ile bütünleşme ve ileri demokrasi normları yanı sıra halklar arası barışın gerektirdiği kışkırtıcı olmayan bir söylemin yerini savaş ve düşmanlık söylemlerinin alması, AKP’nin önümüzdeki döneme ilişkin çizdiği rotayı şimdiden belirgin hale getiriyor. Bütün bunlar ise batı açısından Erdoğan’ın ve AKP’nin elinin zayıfladığının delili olarak görünüyor. Henüz bir siyasal alternatifi olmaması dolayısıyla vazgeçilme aşamasına gelmemiş olan AKP, terbiye edilerek batı açısından istenen işlevlere kavuşturuluyor. Korkan bir iktidarın batıyı da rahatsız eden iddialardan vazgeçirilerek bölgede çıkarlara uygun davranan yararlı bir kıvama getirilmesi, bugün için ‘Batı’ tarafından tercih edilmiş bir politika olarak görülüyor.
Görünen o ki Türkiye, içerde totaliter bir sistemin anti demokratik uygulamalarıyla Avrupalılaşma siyasetinden bütünüyle uzaklaşır ve özellikle hıristiyan demokratik merkezli Avrupa siyasetini rahatlatırken, giderek Ortadoğu’da batı çıkarlarının gerektirdiği siyasi-askeri rollere göre konum alacağı bir döneme doğru yönelmektedir. Kendisini zayıflamış hisseden burnu sürtülmüş bir Başbakan’ın temsil ettiği bir hükümet ‘Batı’ tarafından istenen bir şeydir ve böylesi bir başbakanın dönem dönem yaptığı kabadayılık gösterileri görmezlikten gelinebilir.
Özetle, kendisini Ortadoğu ateşine atmayı giderek kendi iktidarını devam ettirmede avantaj olarak görmeye başlayan ve böylelikle güçlenen muhalefeti ezebileceğini hesap eden bir hükümet ve onun bu zaaflı durumundan bölgesel çıkarları için yararlanmayı kendi geleneksel faydacılığının gereği sayan bir ‘Batı‘ ile karşı karşıyayız. Tarihimizde buna benzer süreçler yaşanmıştır. Osmanlıların çözülüş döneminde kurtuluşu emperyalist savaşa dahil olmakta gören İttihatçılar, aynı zamanda geçtiğimiz yüzyılın soykırımlarından birine de imza atarak Ermenileri katlettiler. Şimdi bu karanlık miras AKP tarafından devralınacak gibi görünüyor. Başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere bütün anti faşist, anti sömürgeci, anti emperyalist özgürlükçü güçlerin yaklaşan tehlikeyi bertaraf edecekleri düşünce ve eylem birliklerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu ve HDP’nin de bize bu ihtiyacı somut bir politikaya dönüştürecek işlevli bir platform sunduğunu herşey için geç olmadan görmek durumundayız.