Türkiye Erdoğan gibi bir faşist lider gördü mü bilemiyoruz. İnönü’nün Milli Şef dönemi vardır. Erdoğan sık sık bu döneme gönderme yapıyor. Tek parti döneminin bir diktatörlük olduğuna kuşku yok. Aslında 1930’lar Türkiye’si Mussolini ve Hitler rejiminin Türk versiyonudur. Bunlar doğru. Ama 21.yüzyılda demokrasi söylemi adı altında bu rejimlere benzemek ise siyasi bir patolojik vakadır. 1930 koşullarında bu rejimlerin dayandığı uluslararası, siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel zemin vardı. Türkiye de benzer bir modeli benimsemişti. 2010’lu yıllarda bu faşist liderlere öykünmek ve demir yumrukla yönetilen bir Türkiye yaratmaya çalışmak ise hayra alamet değil. Ölümü gelen it cami duvarına siyermiş deyimini çağrıştırıyor.
Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur. Türkiye’nin en temel demokratikleşme sorunu da Kürt sorunudur. Bir partinin ya da siyasetçinin ne kadar demokratik olup olmadığı Kürtlere yaklaşımla belli olur. Bir zamanlar Kürt sorunu benim de sorunumdur diyen Tayyip Erdoğan, TRT 6 açıldı, dil ve kültürde bazı yumuşamalar yaptık, daha ne istiyorsunuz diyerek her gün Kürtleri azarlamaktadır. Nerede konuşsa BDP’ye ağız dolusu hakaretler yağdırmaktadır. Yedi binden fazla BDP’liyi tutuklayan, BDP’nin iradesini kırmaya çalışan AKP Hükümeti hem suçlu hem güçlü BDP’yi hedeflemektedir. Bunu da en iyi savunma saldırıdır taktiğiyle yürütüyor. BDP’den kendine yönelecek eleştirileri önleyip BDP’yi savunmada tutmaya çalışıyor. BDP’ye bu kadar saldırmasının başka türlü izahı olamaz.
BDP’nin AKP’ye sert çıkması, AKP’ye en yumuşak bir yaklaşım göstermemesi gerekirken hala saldırı içinde olan AKP’dir. Her gün BDP’lileri tutuklaması yetmiyormuş gibi bir de BDP’ye gelin benim politikalarıma biat edin diyor. Kendisi iktidar ve devlet olduğu için her şeyi kendine hak görüyor. Onlara göre BDP Kürtlerin haklarını talep edemez, AKP politikalarını eleştiremez. Bir ağanın bir marabaya yaklaşımı gibi BDP’ye öfkeleniyor. Bir maraba ağasına nasıl karşı çıkar? Sana düşen görev bize boyun eğmektir, anlayışıyla hareket ediliyor.
BDP terörü destekliyormuş! Dünyanın başka bir yerinde olsa kendine bu kadar saldırılan bir parti silahlarını alır dağa çıkar; isyan bayrağını açar. İsyan bayrağının açılması için başka ne yapılması beklenir? Ben BDP böyle yapsın demiyorum; sadece AKP’nin politikalarının ne anlama geldiğinin anlaşılması için bunları söylüyorum.
Tayyip Erdoğan bilmeli ki, Kürtler kendilerinin şamar oğlanı değildir. Kürtler o tür dönemleri on yıllardır arkalarında bıraktılar. Onuruyla direnen bir halk var. 12 Eylül gibi zindanları Kürtleri bitirme yeri haline getirmek boşa bir çabadır. Onurlu yaşamı her şeyin üstünde tutan kızları ve oğulları var; Arjinleri var, Celalleri var. Bunlar karşısında kim kabadayılık yapabilir? Ölümü yenen bu gençler hiçbir faşist müsveddesine boyun eğmeyecek bir halkın da yaratıcılarıdır.
Bu ülkede bir terör varsa o da 90 yıldır Kürtleri bitirmek isteyen Türk devletinin soykırımcı faşist terörüdür. Bu faşist terörü şimdi de AKP Hükümeti sürdürmektedir. Türkiye’de hangi dönemde bu kadar siyasi tutuklu olmuştur? Hangi dönemde bu düzeyde dünyanın tekniğini alıp tüm Kürdistan’ın dağı taşı bombalanmıştır. Türkiye’de hangi lider bu kadar tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak diye ünlemiştir ? Türkiye’deki faşistlerin Başbuğu Alparslan Türkeş bile sabah akşam bu kadar tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak diye ünlememiştir. Tayyip Erdoğan herhalde gece gördüğü korkulu rüyasından kaçmak için bu tekerlemeyi ara vermeden tekrarlamaktadır. Korkusundan böyle kurtulmaya çalışmaktadır. Ne diyelim, korkunun ecele faydası yoktur. Kürtler er geç özgürlüklerini de, özerkliklerini de kazanarak bu tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, dolayısıyla da tek dil putunu kıracaklardır.
Şimdi bir şeyi anlamak da gerçekten zor. Binlerce siyasi tutuklu zindandayken, savunma hakkı bile verilmezken, her gün onlarcası tutuklanırken, gerillalar bir AKP ilçe başkanını gözaltına alınca bir siyasi parti hemen bırakılsın çağrısı yapıyor. Herhalde Türk devleti tutuklama tekeli olan meşru güç olarak görülüyor. AKP’nin tutuklamaları normal, ama gerilla gözaltına alınca, tutuklayınca bu anormal karşılanıyor. Türk devleti Kürdistan’ı yabancı bir güç olarak işgal ediyor; onun tutuklama hakkı oluyor, ama bu ülkenin asıl sahiplerinin işgalci bir gücün işbirlikçilerini tutuklama hakkı olmuyor. İşte ideolojik egemenlik altına girmek buna denir. Kusura bakılmasın, ama bu mantığı anlamak zor.
Tabii ki insani duyarlılık olmalı, işkence, kötü muamele ve haksız infazlar olmamalı. Kendi diliyle savunma hakkı kısıtlanmamalı, ama mevcut koşullarda niye tutuklanıyor denilemez. AKP binlerce insanı hiçbir gerekçe yokken tutukluyor, yıllarca zindanda tutuyor. Paralel devlet kuruyorlar, yargılama yapıyorlar diye uydurma iddianameler hazırlanıyor. Devlet toplum üzerinde faşist hukuk terörü estirirse gerillalar da bu tür tutuklamaları kendine hak görür. Hem de AKP Hükümetinden daha meşru bir biçimde hakkı olduğunu söyler.
AKP mevcut politikalarını sürdürürse gerillalar bu tür şeyler yapmaya devam eder. Zaten bir iki ay önce KCK yetkilileri AKP’nin bu politikaları karşısında kendilerinin de AKP’lileri ve devlet memurlarını tutuklayıp yargılama yapacaklarını söylemişlerdir. Eğer bir bırakılma istenecekse karşılıklı istenmelidir. KCK yetkililerinin söylediklerine bakılırsa KCK adı altında yapılan haksız tutuklananlar bırakılmazsa bu tür tutuklamaların süreceği anlaşılıyor.
Biz tabii ki insan hakları sorumlularının çağrılarını anlıyoruz, değer de veriyoruz. Ancak şu da biliniyor ki, Kürt Özgürlük Hareketi tutuklulara her zaman saygılı yaklaşmıştır. Türk devletinin ise tutuklulara karşı insanca yaklaşmadığını her fırsatta görüyoruz. Hastalar ölüme terk ediliyor, çocuklara bile tecavüz ediliyor, kadınlara cinsel taciz yapılıyor. Biz gerillanın tutukladıklarına kötü muamele yapmayacağına inanıyoruz. Şimdiye kadar tutuklanıp serbest bırakılan tek bir kişi bile bize kötü muamele yapıldı dememiştir. Şu anda tutuklu bulunan asker ve polisler bile her fırsatta iyi olduklarını söylüyorlar.
Türk devleti kendi insanına değer vermiyor. Tutuklu asker ve polislerine bile sahip çıkmıyor. Türk devleti ve AKP Hükümeti işte böyle bir zihniyete sahip. Herhalde eski Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin gibi “Ölselerdi de esir düşmeselerdi” diyorlardır.
AKP ilçe başkanı gözaltına alınmıştır, ama AKP, kendi ilçe başkanına bile sahip çıkmıyor. Bırakın çağrısı bile yapmıyor. Çünkü devlet ve AKP için insanların canının hiçbir kıymeti yoktur. Yeter ki, devletin büyüklüğü çizik almasın.