“Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az.“ Friedrich Nietzsche

Roboskî katliamının üzerinden tam beş ay geçti. Bu katliamın unutturulmaması konusunda özgürlük ve demokrasi güçlerinin vermiş oldukları yoğun emek ise bilinmekteydir. Ancak, özellikle Wall Street Journal gazetesinin yayınlamış olduğu haberin ardından, bu olay, Türk medyası tarafından daha fazla görünür bir hal aldı. Çünkü bu konuya ilişkin hükümet kanadından da arda arda, adeta savunma biçiminde açıklamalar gelmiştir.
Ancak yapılan tüm bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, ‘sorun çözüyorum hissi’ yaratmayı seven bir başbakan ve hükümet gerçekliğinin, kendini tekerrüre başladığıdır. Maalesef halk olarak böylesi bir T.C. gerçekliği ile ile karşı karşıyayız.
Her tarafta artarak gelen çatışma haberleri ve yaşanan şahadetler, bu mevcut -olmayanı varmış gibi gösterme- ustalığı, birçok gerçeğin, toplum tarafından görülmesinin önüne geçme cambazlığıdır. Ancak, yaratılmaya çalışılan bu his halinin toplumda artık bıkkınlık vermeye başlandığı gerçeği, AKP tarafından pek fark edilmek istenmiyor gibi.
Bilindiği gibi sivil ve gerilla ölümlerinin, daha sık iç içe geçtiği kayıplar yaşanmaktadır. Son olarak Muş’un Varto İlçesinde yaşanan üç sivilin taranması olayı, herkesin her an taranabileceği durumunun somut bir örneğidir. İnsanların rastgele taranmaları, terörist muamelesine tabi tutulmaları, bu mevcut zihniyetin tıkanma noktasında olduğunu gösteriyor.
İnsanların en temel sorunlarının çözümü konusunda bu kadar aciz hareket edilmesi ve gelişebilecek tüm kazanımların önünün alınmaya çalışılması, nihayetinde, yine eski refleklerinde ısrar eden tahakkümcü bir Türkiye demektir.
Dolayısıyla iktidara geldiği günden beri takındığı en genel tavır olan, ‘sorunu çözüyorum hissi‘, AKP’nin dayandığı en temel gelenek olma özelliğini taşıyor. Bu geleneğin seçilmiş olmasını ise iki şekilde gerekçelendirilebiliriz. Ya toplumun en temel sorunları karşısında bile çözümler geliştirmek istemiyorsunuz ya da böyle bir bilinç düzeyine sahip değilsiniz demektir.
Eğer birinci seçenek geçerli ise o zaman tahakkümcü bir yaklaşım söz konusu demektir. İkinci seçeneğe inanmak ise gerçekçi değildir.
Bu bağlamda AKP Hükümetinin sorunlara çözüm geliştiriyorum halinin Türkiye’yi nasıl bir hale getirdiği artık herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Bahar aylarının başlamasının ardından yaşanan şahadetler, gerçekleştirilen tutuklama ve gözaltı furyaları, kapanmayan Roboskî katliamı ve Pozantı’da yaşananlar yıllar önce gerçekleşmiş olaylar değildir, bugüne ait olanlardır. Dolayısıyla yaşadığımız bu tekçi ve haksızlıklar ile dolu düzende ortak bir duruşun sahibi olmalıyız.