Tek devlet, tek dil, tek din, tek milletten sonra AKP’nin yeni icadı tek eğitim! tek medya! Ne kadar da demokrat, ne kadar da çoğulcu, ne kadar da eşitlikçi! 15 Temmuz darbe girişimi akşamı ilk söz olarak “bu Allah’ın bir lütfudur! Bundan hayırlar çıkacak” dedikten sonra Cumhurbaşkanı, başta Kürtler olmak üzere ne türden hayırlara imza attıklarını gördük. Demokrasi ve özgürlük sözcükleri, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kirletilmemiştir.
İHD’nin önceki gün açıkladığı rakamlar, ürkütücü boyutta. OHAL’in ilanından bu yana 50 gün içinde yaşam hakkından mülkiyet hakkına, seyahat hakkından basın özgürlüğüne, eğitim hakkından meslekten açığa alınmalara kadar hayatın her alanının zapturapt altına alındığı bu 50 gün, öyle anlaşılıyor ki bir tek AKP için hayırlara vesile olmuş!! Muhalifleri neredeyse “nefes almanız da suç” denilebilecek bir düşman bakış açısıyla elimine etmeye çalışan yüce devlet aklı! Her dakika yeni bir düşman yaratarak neye çözüm bulacaksınız acaba? Tek’lediğiniz kavramların içine bir de Medyayı da koydunuz ki, tadından yenmez!
Önceki gün akşam saatlerinde 10 TV kanalı hiçbir gerekçe gösterilmeden kapatıldı. Sanıyorlar ki ekranları karartınca gerçekleri de karartmış olacaklar! Oysa ki hep unuttukları bir şey var: GERÇEKLERİN ER YA DA GEÇ AÇIÐA ÇIKMAK GİBİ KÖTÜ BİR HUYU VARDIR! Çözüm masasını devirdikleri günden bu yana, Kürdistan’da yaşanan katliamları, ihlalleri, vahşeti duyuran medya tabi ki büyük bedeller ödeyen Kürt medyası ve muhalif medya oldu. Cizre’de Rojhat Aktaş bu sebeple yakıldı. İMC kameramanı Refik, bu sebeple öldürülmek istendi. Havuz medyası/ yandaş medya/ kalemşor medya vb adına ne denilirse denilsin ekonomik rant uğruna gerçeklerin açığa çıkmasını engelleyenler yarın bir gün insanların yüzüne bakacak yüzü bile bulamayacak. Oysa ki önceki gece ekranları karartılan basın organları, savaş suçlarını açığa çıkarttığı için kapatıldı!
Ama burada büyük bir parantez açmak isterim; o da Zarok TV’dir. Tek Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı olması hasebiyle Zarok TV’ye yönelik bu kural tanımaz yaklaşımın tek bir gerekçesi vardır: o da Kürt çocuklarını sistematik biçimde asimile etmenin yöntemlerini artırmak! Çizgi filmleri Kürtçe yayımlayan bir kanalın kapatılmasını başka türlü okumak mümkün değildir. Kürde düşman, diline düşman, çocuğuna düşman bu zihniyet, son yıllarda okul yaşını 4 yaşına indirerek, Kürtçe kreş açan belediyelere kayyum atayarak ve eğitim destek evlerini kapatarak 1924’deki ruhuna geri dönmüş oluyor.
1924’de Tevhid-i Tedrisat Yasasıyla aslında medreseler kapatılıyormuş görüntüsü veriliyor ise de esas amacın Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasının önüne geçmek olduğunu bugün hepimiz biliyoruz! Eğitim-Sen üyesi binlerce öğretmenin açığa alınmasının bir gerekçesi de budur. Bir yandan barıştan, insan onurundan, emekten yana olan eğitim emekçilerini işsiz bırakmak; öte yandan da onların dokunduğu, şekil verdiği, insani değerleri aşıladığı Kürt çocuklarını “yandaşların insafına terk ederek” sorgulamayan, anadilinden uzaklaştıran, kimliğine yabancılaştıran sözleşmeli öğretmenler atamak! Bu gidişle muhtarlar akademisyen, imamlar öğretmen olarak atanır. Eğilmeyen, bükülmeyen, her türlü asimilasyonist politikaya rağmen ana dilini unutmayan Kürt çocuklarını çizgi filmden de mahrum etmek, nasıl bir aymazlık nasıl bir çocuk düşmanlığıdır!
Dolayısıyla ekran karartmanın bir yönü gerçekler de kararsın diyedir; diğer yönü de Kürtçenin unutturulmak istenmesidir.
Zarok TV’ye düşmanlık etmekle, bebek ya da çocuk demeden Kürtlerin öldürülmesi aynı kaynaktan beslenmektedir. DBP’li belediyelerin kreşlerinin kapatılması, üzeri kapatılamayacak korkunçlukta Kürt çocuklarına düşmanlık etmektir.
Ahmed Arif’in deyimiyle, ”kelebeklerden bile daha az yaşayan çocukların olduğu bir ülkede ben şimdi neyin şiirini yazayım?”
Çocuklarımız şiirler yazabilsin, Kürtçe stranlar okuyabilsin, kahkahalar atabilsin diyedir tüm bedeller, tüm emekler…
Sevgili Yılmaz Güney’i de saygıyla anarak: “kazanacağız. Ama mutlaka kazanacağız…”