"Toplumu parçalayan, bölen, ötekileştiren, Kürt düşmanlığı üzerinden yoz bir milliyetçi ve mezhepçi yaklaşımla toplumda şiddeti adeta meşrulaştıran bir anlayış hakim. Böyle yürüyemez, devam edemez.
İktidar duymuyor, görmüyor, dinlemiyor ve anlamıyor. Ben Kürt düşmanlığı yaparım, toplumu ortadan bölerim, toplumun yarısı beni onaylar, diğer yarısı üzerinde de şiddeti boca ederim, diyor. Bu akılla Türkiye’yi yönetmeye çalışıyor.
Sokakta tepkimizi gösteriyoruz. Devam edeceğiz, kimse bizim sesimizi kısamaz, susmayacağız. Sivil toplum örgütleri, sendikalar, demokrasiden yana herkes, karşı çıkmalıdır, çünkü bir daha sandığa gidemeyebilirler."
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dağa para aktarıyorlar” ifadeleriyle kayyum atamalarını savunmasına yanıt veren HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, “Diyarbakır 17 sene boyunca yönetilmiş, 17 kuruş yolsuzluk dosyası yok. Kayyum geliyor, geldiği günden gittiği güne kadar her gün yolsuzluk yapıyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, MA’dan Özgür Paksoy ve Mehmet Şah Oruç’un sorularını yanıtladı. Söyleşinin bazı bölümleri şöyle:
31 Mart seçimlerinin üzerinden 5 ay geçti. Birçok adayınıza 'KHK’li gerekçesiyle mazbata verilmedi. Şimdi de üç büyükşehir belediyenize kayyum atandı. Türkiye’nin normalleşmesi beklenirken yeniden kayyum politikalarının devreye konulması ne anlama geliyor?
İktidar özellikle 31 Mart seçimlerinden sonra ortaya çıkan tabloyu iyi değerlendiremedi. O tablo çok netti; özellikle geride bıraktığı dört yılın bir eleştirisi, bir itirazıydı. HDP olarak ortaya koyduğumuz stratejiyle Türkiye halkları, emekçileri, toplumun geniş kesimleri aslında iktidarın uygulamalarına en sert tepkiyi verdi ve bu sandıklara da yansıdı. Türkiye bir olağanüstü halden çıkışı konuştu, normalleştirmeyi konuştu. Herkes Türkiye’nin demokratikleşmesini ve savaş politikalarından vazgeçilmesini konuşuyordu. Fakat AKP-MHP bloku bu politikalarda ısrar etti. Bize mazbata tuzağı kuruldu. 6 belediye eşbaşkanımız ve 50’ye yakın belediye meclis üyemizin mazbataları verilmedi. Burada hız kesilmedi. İstanbul seçimlerini iptal edip kayyum atadılar.
Bu arada açlık grevleri sonlandırıldı. Sayın Öcalan’la görüşmeler oldu, çok önemli mesajlar geldi. Israrla demokratik müzakereye, demokratik siyasete vurgu yapılıyordu. Suriye meselesinden barış meselesine kadar çok geniş kapsamlı mesajlar geldi. 7 madde hepimizin hafızasında. İstanbul seçimlerine böyle girildi ve iktidara daha çok güçlü bir tepki verildi. 31 Mart ile 23 Haziran arasında yaptıklarının tepkisi, 23 Haziran’da sandığa yansıdı. 23 Haziran’dan sonra yine bir sessizlik dönemi, iktidarda ne yapacağını bilmez bir hal, siyaset üretemez, kendi iktidarının ömrünü ve yaptıklarını yegâne araç olarak gören bir anlayış tekrar önümüze geldi. Ortadoğu’ya ve ülkemize savaş, şiddet ve zülüm politikaları tekrardan dayatılmaya başlandı.
Öcalan ile yapılan son görüşmelerde barış ve çözüme dair mesajlarının geldiği bir süreçte savaş politikalarında ısrar, kayyum atamaları… Toplumun devletten veya hükümetten beklediği cevap bu muydu?
Toplum, Meclis kapanmadan yargı reformunu, gerginliği düşürecek hamleler bekliyordu. Bunların yerine Sayın Öcalan’ın avukatı her hafta gitmesi gerekirken, 50 güne yakın bir aradan sonra gittiler. O görüşmeden bu savaşı bitirmek konusunda çok net bir açıklama geldi. ‘Bir haftada bitiririm’ dedi. Suriye meselesine yönelik çok önemli bir yaklaşımı vardı. Bu yanıta, devletin ve AKP-MHP blokunun cevabı kayyum oldu. Bu önemli bir faktör ama başka faktörler de var. Türkiye’de çıkan demokratik ittifaka ve bunun büyümesine karşı bir saldırı var. Ekonomik ve yolsuzlukla ilintili olarak kayyumları yeniden atayarak, buradan bir iktisadi rant elde etme boyutu var. Demokrasi mücadelesi boyutu var. Tabi özellikle savaşa yönelik bir boyutu var.
Siz bunlara karşı neler yapacaksınız?
Bu üç faktör bir araya geldiğinde, iktidarın önümüzdeki dönem kendisini nereye koşullandırdığını anlıyoruz. Tabi bizim her zamanki demokratik siyaset içinde, bu yoldan dönmeyerek kayyumları geri çekip, arkadaşlarımızın görevlerine iade edilmeleri, tecridi sonlandırmaları, bu görüşmelere bağlı olarak atılması gereken adımların cesaretle atılması ve Türkiye’yi demokratikleşme meselesini, anayasadan başlayarak yargı reformuna kadar birçok konuda adım atılması için mücadelemiz devam edecek.
HDP’li belediyelere atanan kayyumların İstanbul seçimlerinin rövanşı olduğu yorumları sıkça yapılıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabi böyle bir rövanşist akıl var. Zaten iktidar siyaseti sağlıklı bir şekilde okuyamıyor. Örneğin seçim sonuçlarının aslında çok önemli bir yansıması var. Bunu doğru okuyup değerlendiremiyor. Kendisini belli bir şeye kilitlenmiş durumda ve durumun içinden çıkamıyor. Çıkamadığı sürece de halktan, toplumdan kopuyor ve giderek otoriterleşen bir sistemi topluma şiddet eliyle dayatıyor. Zaten dört yıldır gelen mutlak tecrit dönemi ile Türkiye giderek böyle bir yere savruluyor. Bunu nasıl durdurabiliriz üzerinden bir strateji geliştirdik. Yani 31 Mart seçimlerine giderken belediye başkanlığını o kazansın, bu kazanmasın diye bir derdimiz yoktu. Belediye başkanlığının ötesinde bir şeydir.
Türkiye’yi hem o mutlak tecrit atmosferinden, hem OHAL’ci akıldan ve kayyumcu zihniyetten nasıl kurtarırız, üçüncü yol, barış ve demokrasi meselesi dediğimiz o hattı nasıl gerçekleştiririz, o yolu nasıl açarız stratejisiydi. Çünkü iktidar, içine girdiği girdaptan çıkamıyor. İktidar sorumluluğunu yerine getirmiyor, Cumhurbaşkanı sorumluluğunun gerekliliklerini yerine getiremiyor. Sürekli toplumu parçalayan, bölen, ötekileştiren, Kürt düşmanlığı üzerinden yoz bir milliyetçi ve mezhepçi yaklaşımla toplumda şiddeti adeta meşrulaştıran bir anlayış hakim. Böyle yürüyemez, devam edemez. Bunun alternatifi nedir? Demokrasidir, barıştır. Demokratik ittifak meselesi ve demokratik müzakere zeminidir.
Bütün bunlara kulağını gözünü kapamış bir iktidar var karşımızda. Duymuyor, görmüyor, dinlemiyor ve anlamıyor. Ne yapmaya çalışıyorlar? Ben iktidarda kalacağım, ben iktidarda kalıp bütün kaynakları kendi çıkarlarım uğruna kullanacağım ve beni onaylayacak bir kitle yaratacağım. Sağ popülizm dediğimiz işte budur. Bu kitle beni nasıl onaylar? Ben Kürt düşmanlığı yaparım, toplumu ortadan bölerim, toplumun yarısı beni onaylar, diğer yarısı üzerinde de ben şiddeti boca ederim. Şimdi bu akılla Türkiye’yi yönetmeye çalışan bir iktidar var. Toplum buna dur dedi. Bizim ortaya koyduğumuz strateji aslında bu gidişata dur demek için geliştirdiğimiz bir stratejiydi. İşte bu nedenle HDP’ye saldırıyor, belediye başkanlarımızı görevden alıyor ya da başka tehditleri gündeme getiriyorlar.
HDP’li belediyelere kayyum atama gerekçeleri, daha önce DBP’li belediyelere atama gerekçeleriyle aynı. Belediyeleriniz dağa para aktarıyor mu?
Zaten bunu duyan önce gülüyor. Bu kadar ciddiyetsiz, bu kadar saçma sapan, hiçbir siyasetçinin diline almaması gereken bir şey. Belediyeler zaten sürekli devletin kontrolü ve denetimi altında. Geliri de gideri de belli. 17 yıldır bu kenti yönetmiş, 17 kuruş yolsuzluğu bulunmamış. Diyarbakır 17 sene boyunca yönetilmiş, 17 kuruş yolsuzluk dosyası yok. Kayyum geliyor geldiği günden gittiği güne kadar her gün yolsuzluk yapıyor. Her icraatları Sayıştay tarafından aslında bir suçu ortaya çıkartıyor. Biz de bunun dosyasını hazırladık.
Kayyum atama kararında eşbaşkanlar hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve davalara yer verildi. Yani gerekçelerde bir de “terör” suçları var…
Bu arkadaşlarımızın bir suçu yok. Bunlar hakkında terör örgütü propagandasından ve terör örgütü yöneticiliğinden dava var, diyorlar. Hayır, bunlar fezlekelerdir. Milletvekili oldukları dönemde yazılmış fezlekelerdir. Belediye başkanı olarak seçildikleri andan bugüne kadar haklarında hiçbir soruşturma söz konusu bile değil. O fezlekelerin nasıl yazıldığını biz çok iyi biliyoruz. Uydurma kaydırma hepsi. Hukuk tükenmiş durumdadır. Yasa tanımazlığı devletin organları kurumları hayata geçiriyor. İşte kayyum meselesinde bu çok net ortaya çıktı. Dolayısıyla bu bir çürümedir. Bir an önce toplumun bütün kesimleri inisiyatif almalıdır. En temel hakkını savunmak zorundadır. Çünkü ortada hiçbir şey kalmadıktan sonra sizin artık varlık nedeniniz sorgulanacak hale gelecek. Hiçbir hakkınızı tanımıyorum, bütün haklarınızı gasp edebilirim, diyor. Buna karşı çıktığınızda da size 'terörist' diyorlar.
Cumhurbaşkanı “elimizde belgeler var” dedi…
Üç büyük kentimizde, kayyum döneminde 3 buçuk milyar borçlanma yapılmış. Nerede bu para? Nereye aktardılar? Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya yargılanırken, savcılık şu iddiada bulundu; çuval çuval paralar Kandil’e gönderildi. Bir lira bulamadılar. Yani insan aklıyla alay etmektir, dalga geçmektir. Topluma hakarettir. Bir kuruş yok, diyorum size. Sadece Kandil meselesi değil, herhangi bir alanda yolsuzluk yok. Yalan söylüyorlar, bu yalana da toplumu inandırmaya çalışıyorlar.
Bütün her şeyi ortaya koyuyorsunuz buna rağmen bu yalana devam ediyorlar. Geçen bir gazete şöyle bir şey yazmış; elektronik imza yetkisi Kandil’deymiş, belediyenin yaptığı icraatın, harcamaların onayı oradan geliyormuş. Bir gazeteci böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir ya da nasıl yazabilir. Böyle bir şeyin olması mümkün mü? Yani düşününki belediyede maaşların ödenmesi için elektronik imza ile Kandil imza atıyormuş. Bu gerçekten akla zarar bir durum. Bunun altında mantık veya gerçeklik aramak diye bir şeyimiz yok. Bu bir algı yönetimi, psikolojik savaş.
Kayyumlara karşı tepkiler sürüyor. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme gerçekleştirdiniz. CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, eşbaşkanlarınıza dayanışma ziyaretinde bulundu. CHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kılıçdaroğlu ile görüşmemizde de CHP’nin tutumu konusunda olumlu bir yaklaşım aldım. CHP bu dönemde, özellikle demokrasi meselesinde bu iktidarın uygulamaları karşısında tavır alma noktasında farklı bir siyaset ortaya koyuyor. Bu olumlayacağımız bir durum. İmamoğlu Diyarbakır’a gelerek, belediye eşbaşkanlarımızı ziyaret etmesi gayet olumlu. Bunu sürekli hale getirmek, bu diyalog sürecini geliştirmemiz gerekir.
Çok güçlü bir tepki ortaya koymamız lazım. Sokakta tepkimizi gösteriyoruz. Devam edeceğiz, kimse bizim sesimizi kısamaz, susmayacağız. Çağrımız bütün Türkiye’yedir, sivil toplum örgütlerine, sendikalara, Türkiye’de demokrasiden yana tercihte bulunan herkes, bu uygulamaya karşı çıkmalıdır. Çünkü bir daha sandığa gidemeyebilirler.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, kayyum atamaları ardından Batasuna Partisi örneği üzerinden HDP’nin kapatılması mesajı verdi. Kayyumları savunan Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek de benzer görüşte. Kayyum atamaları, parti kapatma tehditleri, ne yapılmak isteniyor?
Şimdi bu tehditlerle ilk defa karşılaşmıyoruz. Ne zaman sıkışsalar, ne zaman çöküş yaşasalar, HDP’ye saldırıyorlar. Ya vekillerimize saldırıyorlar ya da belediye başkanlarımıza. Bir de HDP’yi ne diye kapatacaklar. HDP hangi suçu işlemiş? Parlamenter demokrasi ve bugünkü siyasi çerçeve içinde HDP’nin kapatılmasını gerekli kılacak bir tane bir şey söylesinler? Ellerinde hiçbir şey yok. HDP Türkiye’nin en demokratik partisidir ve Türkiye’nin demokrasi meselesinde en önde yürüyen partidir. Bu iktidar barış ve demokrasiye tahammülsüzdür. Demokrasiden ve barıştan kaçmanın yolunu HDP’ye saldırmakta, Kürt düşmanlığı ve savaş çığırtkanlığı yapmakta buluyor. Kapatma da bir tehdit. Yoksa HDP’yi kapatmayı gerekli kılacak en ufak bir mesele söz konusu değildir. Biz onurlu bir barış, demokratik bir cumhuriyet için mücadele ediyoruz. Mücadele etmeye devam edeceğiz.
Uzun zamandır gündeminizde olan “Demokrasi İttifakı” görüşmeleri nasıl gidiyor?
Demokrasi İttifakı çağrımız güçlenecektir. Demokraside buluşanlar, bir iktidar alternatifi yaratacaktır. Çünkü bu iktidar Türkiye’yi yönetmiyor, Türkiye’yi çok daha derin krizlere sürüklüyor. İçinde çıkılamaz yerlere doğru hızla itiliyor. Türkiye, bir silahlanma aklı, savaş aklı, şiddet aklı, giderek yaygınlaşan bir yolsuzluk girdabında sıkışıp kalmış. Toplumsal barış çökmüş, dinamitlenmiştir. Kadın cinayetlerinden işçi cinayetlerine kadar Türkiye’nin her yerinde çok ciddi bir şiddet dalgası var. Bunu durdurabilmenin yegane yolu, bu iktidarın karşısında demokrasi mücadelesini yükseltmektir. Bunun defalarca altını çizdik, faşizmin kurumsallaşıyor. Faşizm şiddetle kendini besler, şiddeti yaygınlaştırır ve bunu olağanlaştırır. Topluma bir şiddet ve düşman hukuku dayatıyor. Tüm bunlara karşı toplumun gerçek anlamda kendi hukukunu var edebilmesi için demokratik uzlaşıyı sağlayacak adımları atması lazım. Bu da ancak demokrasi ittifakı ile mümkündür.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yaptığınız açıklamalarda erken seçimi gündeme getirdiniz. Türkiye yine seçime mi gidiyor?
Aslında 31 Mart’tan sonra muhalefet bir dört yılın nasıl geçmesi gerektiğini başta biz olmak üzere çok net tarif ettik. İktidar bunu dinlemek yerine aynı siyasetinde aynı politikalarda devam etti. Bu şu demektir artık siyaset 4 yılı beklemez, sandık hızla bize doğru yaklaşıyor. Bunun ne zaman olacağını da önümüzde dönemdeki siyasi gelişmeler belirleyecektir. Erken seçim artık gündeme girmiştir.
AMED