Sur ilçesinde “kentsel dönüşüm” adı altında yapılan yıkım, çevik kuvvet nezaretinde devam ediyor.

Sur’un Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” tam olarak 1 yıl 8 ay 27 gündür devam ediyor. Dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyan yasak, Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla birlikte başlamıştı. 

Devasa bir şehri yok eden yasaklar aralıksız 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirdi. Operasyonların ve çatışmaların sona ermesine rağmen polisler ilçeyi terk etmedi. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren acele kamulaştırma kararı ile sağlam kalan binalar da iş makineleri marifetiyle yıkılmaya devam edildi. Resmi Gazete’de yayımlanan acele kamulaştırma kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırıldı. Tarihinin en büyük yağma ve talanının yaşandığı ilçedeki yıkımın durdurulması için yapılan tüm girişimlere rağmen üçte biri yıkıldı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapordaki verilere göre; Sur’da yaklaşık 40 bin insan göç etti.


Çevik kuvvet nezaretinde

Alipaşa Mahallesi Ateşoğlu Sokak’ta iş makineleri çevik kuvvet nezaretinde gün boyunca yıkım yaparken hafriyat kamyonları çıkan molozları Sur dışına taşıdı. Mahalledeki giriş çıkışları tutan çevik kuvvet polisleri gazetecilerin görüntü almasını engellerken yıkımın olduğu bölgeye girmeyi başaran gazetecileri bir süre bekletip GBT sorgulamasının ardından serbest bıraktı. 


Mimarın telefonu da 

Polisler gazetecilerin fotoğraf makinesi ve kameralarının yanı sıra telefonlarında bulunan fotoğrafları dahi inceledi. Mahallede şüpheli gördüğü herkesin telefonlarını alıp inceleyen polisler, yıkımın yapıldığı yerde incelemelerde bulunan bir mimarın da telefonunu alarak inceledi. Gazetecilere tehditler savuran polisler, “Burada çekim yapmanız yasak. Burada bulunan MOBESE’ler 24 saat HD kayıt yapıyor. Biz burada olmasak bile çektiğinizi görürsek hakkınızda işlem yaparız” diyerek gazetecileri yıkım alanının dışına çıkardı. 


Su ve elektrik yok

Her gün birkaç evin yıkıldığı Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde su ve elektrikler de 13 Ağustos’ta kesildi. Buna rağmen Çeltik Kilise’si ve çevrede bulunan camilerden taşıma suyla ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan mahalle sakinleri, zorluklara rağmen pes etmiyor. Kadınlar elektrik olmadığı için yemeklerini evlerinin önünde yaktıkları ateşte yapıyor. Kirli kıyafetler de yine odun ateşinde ısıtılan suyla yıkanıyor. Tarih kokan mahallenin çocukları ise moloz yığınları arasında oyun oynayarak zaman geçiriyor.


Kesilen su sokağa akıyor

Bir damla suyu kendilerine çok gören devleti, mahalle girişinde kestiği borulardan akan su boşa gidiyor. Suyun mahalle girişinde asfalta akması devletin cezalandırma yöntemini gözler önüne seriyor. Önceki gün sabah saatlerinde yüzlerce polisle birlikte mahalleye giden bir grup AKP’linin Surluların evlerini boşaltması yönünde yaptığı ikna çalışmaları sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine AKP’liler, “Boşaltmasanız evlerinizi başınıza yıkarız” tehditleri savurdu. Polisler de kapı kapı dolaşarak, “Buradan çıkmazsanız evinizi başınıza yıkacağız” diye tehditler yağdırdı. Bu tehditten birkaç saat sonra da iş makineleri, içinde halen eşyalar bulunan iki evi yıkmaya başladı.


Sokağından tek başına

80 yaşındaki Ayşe nine evlerinin etrafından yıkılan molozlar arasında oturup sessizce etrafı izliyor. Yıkılmadık sadece kendi evinin kaldığı sokakta bir başına oturan yaşlı kadın, “Ne yaparlarsa yapsınlar evimizi bırakmayacağız. Tüm evleri yıkıyorlar, bizi yurdumuzdan etmeye çalışıyorlar. Tek başına da kalsam burayı tek etmeyeceğim” diyor. Kendilerine evleri karşılığında para teklif edildiğini söyleyen Ayşe nine, “Evimizi, hayatımızı parayla satın alamazlar” diyerek, kendilerine para teklif eden devlete tepki gösteriyor.


İçindeki eşyalarla yıktılar

Elektrik ve sular kesilince çaresizce birkaç zaruri eşyasını alarak ailesiyle Sur dışındaki iki göz eve geçen Mehmet Güneş, evinin içindeki eşyalarla birlikte yıkıldığı haberi alınca soluk soluğa geldiği mahallesinde evinin yıkık haliyle karşılaştı. TOKİ projesinin ortaya atıldığı 9 yıldan bu yana rahat yüzü görmediklerini dile getiren Güneş, şunları söyledi: “TOKİ başladıktan sonra ‘evlerinizi boşaltın yıkacağız’ dediler. Evden çıktıktan sonra ‘geri gelin proje iptal oldu’ diyorlar. Bir gelip bir gidiyoruz. Evlerimizi vermekten vazgeçip TOKİ’ye dava açtık. 15 Eylül’de duruşmamız görülecek. Ama mahkeme kararını dahi beklemeden evi başımıza yıktılar. ‘İstesen de istemesen de biz yıkacağız’ diyorlar. Evimize yetişene kadar vurdular, yıktılar.”

Tapulu evlerinden zorbalıkla çıkarıldıklarını dile getiren Güneş, 4 nesildir yaşadıkları mahallelerinde perişan edildiklerini söyledi. Sur’da yıkım başladığından bu yana kentteki müteahhitlerin de fırsatçılığa başladığına dikkat çeken Güneş, emlakta fahiş artışlar olduğunu belirtti.


 AMED





Şırnak’ta sistematik insansızlaştırma


HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, Şırnak’ın yüzde 70’inin yıkıldığını, halka da “Nereye giderseniz gidin” denildiğini söyledi.

Şırnak Milletvekili Birlik, Şırnak ve Cizre’deki genel durumu ANF’ye anlattı. Devlet ablukası sırasında kadını, çocuğu, genciyle Cizre halkının görkemli bir direniş sergilediğini; tüm baskı ve zulme karşın evlerini, yaşam alanlarını terk etmemek uğruna ölümü göze aldığını hatırlatan Birlik, abluka sonrası ise elbirliğiyle yaşamlarını yeniden kurmak için çabalayan halkın bu kez de rant zulmüyle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Bodrumlarda katledilen insanların anılarının henüz taze olduğu mahallelerin ranta açıldığını ve katliamın gerçekleştiği noktada yeni binalarının inşa edildiğini aktaran Birlik, “Cudi ve Sur mahalleleri arasında yıkılan bodrumların bulunduğu bölge, katledilen insanların acıları daha dinmeden, bu acının hesabı verilmeden birilerine peşkeş çekilip rant alanına dönüştürüldü” diye konuştu.

Aynı zulmün Şırnak kent merkezi için de geçerli olduğunu belirten Birlik, merkezin yüzde 70’inin yıkıldığını aktardı. Kentin tamamen yok edildiğini, yaşama dair hiçbir şey bırakılmadığını kaydeden Birlik, bu yetmiyormuş gibi çatışma alanı dışında kalan mahalleler için de yıkım kararı verildiğine dikkat çekti. Birlik, şunları paylaştı: “Toplam 460 eve daha yıkım kararı çıkmış. Yaklaşık iki ay önce ailelere ‘evinizden çıkın’ tebligatı yapıldı ve mahalle halkının şu anda gidecek hiçbir yeri yok” dedi. Şu ana kadar yıkılan evlerin hemen hemen tümünün orada oturan insanların mülkü olduğuna işaret eden Leyla Birlik, “Herhangi bir para, bir ücret ödenmeden, ailelere, ‘Üç gün içerisinde evi boşaltmadığınız takdirde, içinde eşyaları ile birlikte yıkacağız’ şeklinde bir tebligat yapılıyor. İnsanlar devletin resmi kurumlarına nereye gideceklerini sorduklarında ise, ‘Nereye giderseniz gidin’ cevabını alıyorlar.”

Kentlerini terk etmemek için aylarca çadırlarda yaşayan Şırnak halkından resmen intikam alındığını, göçe zorlandığını vurgulayan Birlik, “İnsanların yaşamını, kültürünü bitirmeleri yetmiyormuş gibi onların kendilerine tekrar yaşam kurmalarına da izin vermiyorlar. İnsanların rızası olmadan on katlı TOKİ binalarını yapmaya başladılar” diye konuştu. Birlik, bu yasadışı yıkıma karşı halkın mahkemelere yaptığı itirazların tümünün de reddedildiğini belirtti.

Birlik, Kürt halkının bu zulmü kendi kimliğine yönelik bir saldırı olarak gördüğünün altını çizdi: “Şırnak halkı, bu zulmün ve yıkımın Kürt olmalarından ötürü yapıldığının farkında ve bunu ifade ediyor. ‘Ben sana kiranı veriyorum, nereye gidersen git’ demek, kendi toprağından kovulmaktır. 7 çocuklu bir aile senin verdiğin kirayla İstanbul’da nasıl geçinecek? Mesele kira vermek midir? İnsanın yaşamı, işi, geçmişi, anıları, çocukları, her şeyi söz konusu. HDP milletvekilleri olarak yıkımların durdurulması için defalarca girişimlerde bulunduk ancak tüm çabalarımız sonuçsuz kaldı.”