
AKP iktidarı yıllardır bu kamplarda bu örgütlerin çalışmalarına izin vermiştir. Hatta bu kampları bu faşist çete örgütlerle ilişki zemini ve irtibat yeri olarak kullanmıştır. Bu nedenle kamplar bilinçli olarak Suriye sınırına yakın yerlere kurulmuştur.
AKP iktidarının bu örgütlerle ilişkileri ve bu örgütler üzerinden Suriye’de etkin olmak istemesi nedeniyle Suriye’deki savaş ağırlıklı olarak bir mezhep savaşına dönüşmüştür. Nitekim Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve bu örgütler bir cephe; İran, Irak, Suriye ve Lübnan Şiileri bir cephe oluşturmuşlardır. Türkiye’ye gelen mültecilerin tamamına yakını Sünni’dir. Bunlar da savaşta yaşanan mezhep kutuplaşması nedeniyle Alevilere düşman bir hale getirilmişlerdir. Bu objektif bir gerçekliktir. İşte bu nedenle Aleviler bu kampın kurulması kararını bir provokasyon ve Alevileri asimile etme projesi olarak görmektedirler. Bu gerçeklik ortadayken kim Maraş Alevilerinin bu kampa karşı çıkmasına haksız diyebilir? Nitekim Maraş’ın Sünnilerinden de bu kampa karşı çıkanlar bulunmaktadır.
Maraş Alevileri için bu kampın kurulması, varlıklarına yönelik bir saldırıdır. Bu nedenle siyasi görüşü ne olursa olsun tüm Aleviler bu kampa karşıdırlar ve Terolar halkının yanında mücadele veriyorlar. Doğrusu budur. Siyasi görüşü ne olursa olsun, tüm Alevilerin ve demokrasi güçlerinin direnen Alevi halkının yanında yer alması gerekir. Siyasi hesaplarla bu direnişten uzak durmak ya da bu direnişe katılırsak AKP ile karşı karşıya kalırız yaklaşımları yanlıştır. Bir kere her şeyden önce Maraş Alevilerinin yanında yer almak demokrasinin gereğidir; bir demokrasi mücadelesidir. Bu direnişin yanında yer almayan kim kendisine demokrat diyebilir?
Terolar direnişi Gezi, Cerratepe, Munzur ve Hasankeyf direnişi kadar haklı bir direniştir. Hatta bir toplumun varlığına yönelik olduğundan daha haklı bir direniş olmaktadır. Terolar’a yönelik kamp kurulması, Alevilere yönelik soykırım politikasının devamıdır. Bir gün şurada, bir gün burada, bir gün başka yerde Alevilere yönelik bu yönlü politikalar sonucu Aleviliğin var olduğu topraklarda neredeyse insan kalmamıştır. Parça parça ve özel savaş yöntemleriyle yapıldığından Aleviler yıllar geçtikten sonra bir de baktılar ki Sivas, Malatya, Maraş, Erzincan’da Alevi kalmamış. Dersim ve Adıyaman’daki Alevi nüfus eskiye göre çok azalmış.
Terolar’daki kamp da bu politikanın yeni bir uygulamasıdır. Eğer bu politikalar ve uygulamalara karşı çıkılmaz; Aleviler yaşadıkları topraklara sahip çıkmazlarsa sadece bu toprakları kaybetmeyecekler, bununla birlikte inançları da yok olup gidecektir. Alevilerin tarihte var olduğu bu coğrafyalarda Alevilik biterse kimse Türkiye metropollerinde ve Avrupalarda Aleviliği koruyamaz. Bu topraklarda Aleviler var olmayacak, ama Avrupa ve Türkiye metropollerinde Aleviliği var etme mücadelesi verilecek! Bu mümkün değildir. Siyasi görüleri ne olursa olsun, tüm Alevilerin bu gerçeği görmesi lazım.
Özel savaş, Alevileri metropollerin potası içine sokup eritmek istemiştir; kendini yeniden tarihsel toplumsal değerleriyle üretmesinin önüne geçmek istemiştir. Bunun sonucu İstanbul, Ankara, İzmir ve Çukurova’ya milyonlarca Alevi göçertilmiştir. Yine bir milyondan fazla Alevi yüzlerini Avrupa’ya vermiştir. Hiç kimse “biz gönüllü göç ettik, ekonomik nedenlerle göç ettik” demesin. Kuşkusuz ekonomik nedenler de sıralanabilir; ancak Alevilerin göç ettiği aynı topraklarda Sünnilerin göç etmemesi; hatta göçün Pazarcık gibi çok verimli ovalarda en fazla olması, sorunun ekonomik nedenlerle olmadığını ortaya koyar. Planlı, programlı, hedefli özel savaşla, psikolojik savaşla milyonlar Alevi topraklarından göçertilmiştir.
Mevcut durumda Alevilerin en büyük toplumsal gücü Türkiye’nin büyük şehirleri ve Avrupa’dadır. Bu açıdan Terolar ya da başka bir yerde Alevilere bir haksızlık mı yapılıyor, en büyük direnişin Türkiye’nin metropollerinde, yani İstanbul, Ankara, İzmir ve Çukurova’da gösterilmesi gerekir. Terolar’daki halkın direnişi de ancak Türkiye’nin büyük şehirlerindeki Aleviler ayağa kalkarsa sonuç alabilir. Aleviler bu şehirlerdeki toplumsal gücünü harekete geçirmezse hiçbir demokratik talebinden sonuç alamaz.
AKP iktidarı ve bu devlet demokratik değildir. Yerelin, yani halkın iradesini dikkate almıyor. Merkezde aldığı kararı her yerde “iktidar benim, çoğunluk benim” diye dayatıyor. Demokratik bir zihniyet olsa, yerelin iradesi dikkate alınsaydı hemen Terolar’daki kampın kuruluşundan vazgeçerlerdi. O topraklarda yüzlerce, binlerce yıldır yaşayanlar “biz böyle bir kamp istemiyoruz” diyor, ama ceberut iktidar, “yok ben yapacağım” diyor.
Bu durumda yapılacak tek şey kalıyor. Tabii ki Terolar’daki direnişe sürekli sahip çıkmak, destek vermek önemlidir. Ancak esas olarak İstanbul, Ankara, İzmir, Çukurova’daki Aleviler harekete geçerek bu saldırıya karşı çıkmalıdır. Gezi Direnişinde görüldü ki Alevilerin bu şehirlerdeki toplumsal varlığı etkilidir. Terolar’daki kamp kurma ısrarı da ancak bu şehirlerdeki direnişle kırılabilir. Aleviler bu şehirlerdeki gücünü aynı anda ve ortaklaşa harekete geçirmeden hiçbir mücadelelerinde sonuç alamazlar.
Bugün Terolar’daki bu kampın kuruluşu engellenemezse, bu tür politikalar Aleviler üzerinde sürdürülmeye devam edilir. Sadece bu tür kamplar kurulmaz; yarın Okmeydanı, Gazi, 1 Mayıs, Gülsuyu ve Tuzluçayır gibi Alevilerin toplu yaşadığı, kendi inançlarını bu temelde korudukları yerler de dağıtılır. Zaten AKP iktidarı bunun planlarını yapmaktadır. Koşullarını ve fırsatını bulduğunda bu yönlü saldırılarını arttıracaktır. Bu açıdan Terolar’daki direnişi büyük şehirlerdeki ayağa kalkışla güçlendirmek ve AKP iktidarının Alevi soykırımına yönelik oyunlarını bozmak gerekmektedir. Aleviler şehirlerdeki bu toplumsal gücünü harekete geçirdiklerinde yanlarında Kürtleri, demokrasi güçlerini ve sosyalistleri de alarak bu soykırım politikalarını engellerler.
Terolar’daki direniş dar alandan çıkarılıp yaygınlaştırılırsa başarıya götürülür.
Hüseyin Ali