Egemen dünya devletleri, azami kar elde etme ve sermayelerine sermaye katma amaçlarından dolayı, birçok konuda olduğu gibi, “terör örgütleri listesi” meselesinde de siyasal davranmaktalar. Sürekli güncellenen listede PKK’nin halen terör örgütü olarak yer alması ile Kobanê’de insanlık ailesini korumak adına müthiş bir direniş sergileyen YPG/YPJ savaşçılarından “övgüyle bahsetmeleri” büyük bir çelişki ve handikap. Başlangıçta Şengal halkına, Kobanê’deki Kürtlere ve Suriye’nin farklı yerlerindeki Türkmenlerle Süryanilere dönük vahşeti görmezden gelen, uzun bir süre suskun kalmayı tercih eden dünya devletleri, bir süre sonra her yanından kan fışkıran Ortadoğu’nun nefes borusunun Kürt özgürlük hareketi olduğunu itiraf etmek durumunda kaldılar. Sadece Kobanê ve Şengal’in değil; bir bütün olarak Ortadoğu’da yaşayan halkların emniyet sibobunun Kürt özgürlük hareketi olduğunu gördüler.
O hareket ki, bugün Kobanê devrimini, mirasını Arîn’lerden aldığı için “kadın devrimi” olarak nitelendirmektedir. “Ezilen halk, ezilen cins” gerçekliğini tersyüz ederek “direnen halk, kazanan cins” gerçekliğine dönüştürmekteki büyük ustalığı tün dünyaya gösterdiler. Son olarak Paris’de Charlie Hebdo dergisine yapılan insanlık dışı saldırı sonrasında gözler tekrar bu radikal şiddet yanlısı siyasal İslami hareketlere çevrildi. 1990’lı yıllarda “Hizbul-kontra”, bugün kökleri başta El Kaide ve Boko Haram olmak üzere birçok “terörist” örgütlerle birleşen DAİŞ çeteleriyle mücadele etmek durumunda kalan hep Kürtler oldu. Yüzlerce genç bu uğurda yaşamını yitirdi. Öldürülen siviller; yaşlılar, çocuklar da savaşın kara yüzünün kareleri oldular. Halen Şengal’de açılmayı bekleyen onlarca toplu mezar mevcut. Uluslararası hukuk kurallarına göre, bırakın soykırıma varan katliamlar, tecavüzler, kaçırılmalar, köle pazarlarında satmalar; bizatihi toplu mezarın varlığı bile bir insanlık suçudur ve Adalet Divanında; Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmayı gerektirir.
Şimdi, PKK’nin halen terör örgütleri listesinde yer almasını savunanlara şu soruları yöneltmek gerekir:
1) PKK ile başta El Kaide, Boko Haram, vb gibi her türlü insanlık dışı yöntemlerle toplu katliamlara girişen, çocuk yaşlı demeden kadınlara tecavüz eden, on binlercesini köle pazarlarında satan örgütlerin aynı listede yer almasını nasıl açıklıyorsunuz?
2) Son 40 yılında birçok savaş suçu işlediğini yüzlerce defa tespit eden AİHM kararlarına rağmen, Türkiye’nin halen İsrail ve ABD gibi, Roma Tüzüğü’nü imzalamayarak Uluslar arası Ceza Mahkemesi’nin statüsünü tanımamasını neyle açıklıyorsunuz?
Şimdi de AKP’ye sormak istiyorum. AKP’yi 1 Temmuz 2002’de kurulan ve 139 devlet tarafından imzalanan Roma Tüzüğü’nü imzalamaktan alıkoyan sebepler nelerdir? Neyin açığa çıkmasından korkuyorsunuz? Eğer, sivil katliamlar yapan, kadınları tecavüz eden, çocukların gözleri önünde babalarının kellesini uçuran örgütlerle hiçbir alakanız yoksa neden ICC’nin (Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin) yargılama yetkisini halen tanımıyorsunuz? TIR’larla, tanklarla DAİŞ’e silah taşımadıysanız, DAİŞ üyelerini Akçakale ve Haran hastanelerinde tedavi ettirmediyseniz, kamplarda savaşçılarını eğitmediyseniz sizi bunu imzalamaktan alıkoyan sebepler nelerdir?
Durum ortada aslında… Kürtlerin temel haklarını ve özgürlüklerini kimsenin vereceği yok; kanla, tırnakla, alınteriyle, insanüstü bir çaba ve bedellerle bugünkü aşamaya gelmişlerdir. Bundan sonra da statüleri adına ne alacaklarsa yine birileri vereceği için değil; büyük emekler sonucu alacaklardır. Nasıl ki Kobanê’de, Şengal’de peşmerge-YPG-YPJ bir araya geldilerse; hiç hak etmedikleri “terör listesi”nden çıkartılmaları için de, tüm Kürt çevrelerinin ortak hareket etmeleri gerekmektedir. O yüzden bugün Avrupa’nın 3 kolundan yapılan Strasbourg yürüyüşüne de 4 parça Kürtler elele-kol kola katılmalıdır. Kürt Özgürlük Hareketinin terör listesinden çıkartılması için bir an önce diplomatik atağa geçilmeli; bunu da tüm Kürt siyasal çevreleri tarihi bir sorumluluk olarak üstlenmelidir…