Meydan gene sözde "terör uzmanlarına" kaldı. Sözde diyorum, çünkü bu türedi uzmanların bugüne kadar söyledikleri bir tek şey doğru çıkmadı. Gerçekten uzman olsalardı, konunun doğru dürüst analizini yapar ve bir çözüm yolu gösterirlerdi. Uzmanlıkları da sahtedir. Prof, araştırmacı, gazeteci, "bölgede" görev yapmış tecrübeli emekli asker, polis, istihbaratçı, dini önder vb. kılığındaki özel savaş elemanlarını yıllardır izliyoruz. Bir de hepsinin üstüne maydanoz gibi ekledikleri "Kürt kökenliler" var ki, hala "Bahoz öldürüldü" diye bin bir yemin ediyorlar. Bu nedenle ben onlara palavracı uzman-azman takımı diyorum. Gezi direnişinde "Başörtülü bacıma saldırdılar, camide içki içtiler" gibi yalanları ortaya atan ve kışkırtıcılık yapanlar da bunlardı. Bunların geçmişi de böyle kirliydi. Geçmişte yazdıklarına, yaptıklarına bakarsanız mideniz iyice bulanır. 

MİT ya da başka istihbarat kuruluşlarından aldıkları bir emirle, kırıntı bilgilerle, siparişle günlerce yazar çizer ve konuya çok vakıflarmış gibi "derin analizler" yaparlar. Uzman diye TV'leri dolaşırlar. Sonuçta hepsi de palavra çıkar, ama utanmazlar, başka bir konuyla gene devam ederler. Çünkü onların işi budur. Psikolojik savaşın generalleri onlardır. Masa başında her gün PKK'yi böler, parçalar, ezer, terörün kökünü kazırlar. Eskiden psikolojik savaş değil, sinir harbi denirdi. Amaç karşı tarafı sinirlendirmek, kızdırmak, sinir sistemini yıpratmak ve işlemez hale getirmektir. Aynı zamanda kendi tarafını da kandırmak ve büyük zaferler kazanıyoruz yalanlarıyla oyalamaktır. Bu nedenle özel savaşın en önemli boyutudur.

Erdoğan rejimi Kürtlerle ve tüm halklarla eşitlik-özgürlük temelinde çözüm ve barış siyasetini değil, geleneksel inkar-imha ve savaş siyasetini tercih etti. Türk-İslam sentezine dayalı, TEK TEKÇİ diktayı restore etmek için her yola başvurdu. Ama amacına ulaşamadı.

Kürtlere, Alevilere ve tüm ezilenlere karşı Sünni İslam temelinde DAİŞ, Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte Rojava Devrimine saldırdılar ama bozguna uğradılar. Erdoğan, 7 Haziran seçimlerini de kaybedince açık darbe yönetimine ve imha savaşına geçti. İçeride ulusalcı ya da dinci bütün gericilikleri kendi etrafında birleştirdi. Yeni Osmanlı hayalleri çöktü, Osmanlı Ocakları söndü gitti. Davutoğlu kayboldu. Dışta da ittifakları yeniden düzenlemek gerekiyordu. Bu amaçla daha önce yaptıklarının tam tersine İsrail, Rusya, Mısır, Suriye derken bozuk olan bütün ilişkilerini düzeltmek için hamle içine girdi. Bazıları bunu büyük bir tutarsızlık olarak görüp eleştiriyor. Doğrudur ama bunu eleştirmekten çok, bu tam ters yöndeki değişikliklerin niçin yapıldığını anlamak ve açıklamak gerekiyor.

Erdoğan diktası iktidara geldiğinden beri ana hedefi Kürdistan özgürlük hareketini ve onunla birleşebilecek olan tüm muhalif akımları ezmek, tasfiye etmek olmuştur. İç ve dış politikası detaylarına kadar bunun üzerine oturmuştur. Bugünkü zorunlu değişikliklerin nedeni de budur. Ama buna rağmen başarısız olmuşlardır. Rojava bozgunundan sonra Suruç'tan Cizre'ye, Sur'a, Nusaybin'e ve Lice'ye kadar birçok şehri yakıp yıktılar. Ama insanlıkdışı vahşi katliamlarına rağmen halkın direnişini ezemediler. Şiddetlenen savaşta da başarılı olamadılar. Kaybetme korkusu yüreklerine düştü.

İç ve dış kamuoyunda bu savaşın sonu ne olacak diye endişeli bir sürece girildi. BM heyetleri bölgeye sokulmuyor ama bu ne kadar sürecek? Ekonomik kriz herkesi vurmaya başladı. İşte bu durumda "Bahoz Erdal öldürüldü" haberi sanal bir zafer olarak ilan edildi.

Hayrilerin, Kemallerin, Akiflerin ve Alilerin tarihi ölüm orucu direnişinin yıldönümünde böyle bir haberin uydurulması, ne kadar zor durumda olduklarını da gösteriyor.

Sanki tarihin bir ironisidir:

Kendisini 5 No.lu zindanın tanrısı zanneden başgardiyan Esat Oktay'ın zulmü Mazlumların, Ferhatların, Hayrilerin ve Kemal Pirlerin direnişiyle yıkıldı.

Kendisini bölgenin tanrısı zanneden Erdoğan'ın zulmü de Hacı Birliklerin, Asyaların, Mehmet Tunçların, Sevelerin, Hurşit Külterlerin ve ezilen halkların ortak direnişiyle yıkılacak!