Rojava Devrimi’yle literatüre giren koridor kavramının Bakurê Kürdistan’da AKP koordinesinde uygulanışı sorunludur. Çünkü bu tarzda girişilen durumlar, Kürdistan halkına karşı yürütülen savaşın bitmesini amaçlamamakta, Kürdistan halkını teslimiyete, direnişten vazgeçirmeye ve yok olmaya zorlamaktadır. 

Sivil toplum kuruluşlarının güvenlik, yaşam ve acil yardım koridoru açılması önerisini AKP Hükümeti teslimiyet koridoruyla cevaplandırdı. AKP’nin sözde güvenlik koridorunda, Sur sokaklarında evlerinde kalmakta ısrar eden halka ve barikat direnişçilerine teslimiyet çağrıları yapıldı. 

AKP, Ankara’da sağlayamadığı güvenliği Amed’de teslimiyet çağrılarıyla sağlamaya çalışmaktadır. Tabii ki bu boşa girişilmiş bir durumdur. Kirli iktidar 112 acil yardım araçlarını da ambulanslar gibi teslimiyet için devreye koydu. AKP Hükümeti denetimindeki Türkiye’nin hiçbir şekilde güvenlikli olamayacağı ve devreye konulan her türlü devlet imkanına rağmen Kürdistan halkının ve direnişin teslim alınamayacağı bir kez daha görülmüş oldu. AKP’nin Kürt halkı için açacağı koridor da inkar ve imha siyasetinin kendilerince nezaketen pratikleştirilmesi olabilir. 

AKP şunu bilmelidir: Kürt halkı bunca bedeli panzerlerden açılan teslimiyet çağrılarına koşmak için yürütmedi. Halklar arasındaki demokratik özgür ilişkiler yerine devlet-toplum ilişkisindeki teslim alan-teslim olan ilişkisini ikame etmek, Türk devletinin tarihsel çıkmazıdır. Ve bu çıkmaz, Türkiye toplumunu giderek içinden daha da çıkılmaz durumlarla karşı karşıya bırakmakta ve daha da geriye çeken bataklıklara sürüklemektedir. Tüm devrimci, demokratik kesimlerin, yüreğini ve beynini henüz yitirmemiş insanlığın AKP’nin bu baş aşağı gidişini durdurmak için hızla ve uzlaşmaz bir mücadeleye girişmesi gerekmektedir. Yaşam koridoru açılacaksa eğer, bu, ancak öz yönetim isteyen Kürt halkı için ancak ve ancak devrimci, demokrat kesimlerin Kürt halkıyla dayanışarak vereceği mücadeleyle mümkün olacaktır. 

Ki AKP Hükümeti de Türkiye halkının demokrasi arayışlarını törpülemekte, anlamsızlaştırmakta ve yok etmektedir. Örneğin AKP’nin Artvin’deki direnişe yaklaşımı, yeni bir gezi sendromu yaşamak istemediğinden, gündemden çıkaran, zamana yayan ve örtüleyerek doğa katliamını sürdürmenin yeni ve kirli yollarını arayan tarzda olmuştur. 

Toplumsal sorunlar karşısında herkesin ya da vicdanı olanların elini taşın altına koymasına yönelik vurgular ve çağrılar da AKP iktidarının gölgesinde anlamsızlaşmaktadır. Ortada, insanların elini altına koyacağı taş falan yoktur. Bu eski deyimle insanlar ürkütüldükçe ürkütülüyor. Varsa bir taş, onu da alıp devletin, iktidarın, devlet iktidarını toplumların başına işkence, vahşet olarak kullananların, kadın düşmanlarının, inanç düşmanlarının başına çalmak gerek. Parmağını koymak, elini koymak, tüm bedenini koymak vs. bunlar sadece acıları göğüslemeye odaklıdır, acıları ortadan kaldırmaya değil. 

Bugün itibariyle insanlar neden acıyı göğüslemeleri gerektiğini, bir toplumsal kesimin yaşadığı sorunu kendilerine ait görememekte, o toplumsal sorunun içinde kendi yaşamlarının ahlaki-politik ve insani değerlerinin çürütüldüğünü görememektedir. Bundan dolayı da kapitalist modernitenin neoliberalizmi herkesin beynine ve yüreğine zerk eden dünyasında da buna uygun cevaplar bulamamaktadırlar. Oysa taşı atmak, acıyı ortadan kaldırmak her insanın insan olması kadar anlamlı yaşamasının da bu anlamsızlaştırılan yaşam karşısında derin ve büyük anlamlara ulaşmasının da yolu olacaktır. Tüm demokratik, devrimci toplumsal kesimler elini taşın altına koymayı tartışmaktan vazgeçip taşı iktidarların başına çaldığında, teslimiyet koridorlarına da ihtiyaç kalmayacaktır.