Gezi’den, Ekim serhildanından ve 7 Haziran “parlamenter mücadele zaferinden” bir hafta sonra “askeri mücadele” Til Abyad’da (Girê Sipî) zafere ulaştı. Cizire ile Kobanê Kantonları birleşti. Bu bir “e.organik devrim”, mücadelenin bütün biçimleri iç içe sentezleşiyor.
PYD, üç kandonlu Rojava Devrimi’ni başlattığı ilk günden itibaren, üç Kanton’u birbirinden ayıran iki bölgedeki Arap ve Türkmen halklarıyla onların da özerkliğini tanıma temelinde birleşme ve tüm halklarla demokratik uluslaşma sürecini inşa etmek için uğraştı. Bu satırların yazarı vaktiyle, kantonları birbirinden ayıran bu iki bölgeyi “işgal etmenin” Rojava Devrimi’nin savunulması ve güvenliği bakımından “askeri bir zorunluluk” olduğunu, buna karşılık PYD’nin “demokratik uluslaşma ve hümanist ahlak açısından böyle bir “askeri zorunluluğu” reddettiğini yazmıştı. Söz konusu yazıda bu tutumun “askeri açıdan yanlış, ahlaki açıdan doğru” olduğu vurgulanmıştı.
Eğer Rojava Devrimi’nin ilk günlerinde ya da aylarında söz konusu her iki “cep” hiçbir direniş olmaksızın askeri kontrol altına alınabilirdi. PYD bu yola girmedi. Buradaki halkların gönüllü katılımıyla Rojava Devrimi’ni zafere ulaştırmayı tercih etti. Arap ve Türkmen halklarının Rojava Devrimine kendi iradeleriyle, kendi deneylerinden çıkardıkları derslerle katılmasına Türk devleti ve DAİŞ izin vermedi. Her iki bölge AKP hükümetinin desteği ile DAİŞ’in işgaline uğradı.
Devrimi barışçı yolla zafere ulaştırmak isteyen PYD öncülüğündeki devrimci hareket, böylece kendi “ahlaki” tutumunun neredeyse kurbanı oluyordu. Kobanê “ha düştü, ha düşecek” hale bu nedenle geldi. DAİŞ Kobanê’yi böylece dört tarafından kuşatabildi. Binlerce YPG ve YPJ gerillası bu nedenle toprağa düştü.
Ve şimdi, bütün bu gerçekleri bilen dünyanın gözlerinin içine baka baka, Türk devletinin başı ve Türk Hükümetinin sözcüsü “YPG ve YPJ’nin Tel Abyad’dan Arap ve Türkmen nüfusu göç ettirme planı” yaptığından söz ediyor. İki yüzlüler, savaşta yaşanan “trajediden” söz ediyor. Bunlar, DAİŞ Til Abyad’a girmeden önce, buradaki Arap ve Türkmen nüfusun, ellerinde silah olmadığı halde, iki yanlarında yer alan Cizîrê ve Kobanê kantonları arasında güvenlik içinde yaşadıkları gerçeğini arsızca inkar ediyorlar. Eğer Rojava Devrimi, kendi ilkelerine ihanet ederek Til Abyad’ı yıllar önce işgal etseydi, DAİŞ buraya adım atamaz ve Kobanê’ye kuşatarak kenti yakıp yıkamaz ve harebeye dönen Kobanê’yi kan gölüne çeviremezdi.
Bazan “ilkeler” devrimleri zora sokabilir. “İlkelere ve ahlaka bağlılık”, devrim sürecinde taktik kayıplara neden olabilir. Ama eğer devrimci irade varsa, ilkeler hiçbir zaman devrimcilerin sırtında taşınmaz bir yük haline gelmez. Devrim, kendi yolunda yalnız silahla değil, ilkeleriyle yürür. Ve sonuç aslında “ilkelerin” zaferidir.
İşte şimdi bu ilkeli ve ahlaki yaklaşım Arap ve Türkmen halklarını Rojava kantonları arasına sıkışmış ve DAİŞ çetelerinin insana, kadına ve doğaya düşman ahlaksız dünyasından çıkaracak, bu halkı yepyeni bir dünyaya yöneltecek.
Til Abyad zaferinin bu insani özelliğinin yanında, çok büyük politik sonuçlara yol açacağını da vurgulayalım. Kürdistan devriminin “askeri” süreci, bu zaferle birlikte son noktaya doğru hızla gelişiyor. Eğer her iki kantonun arasındaki Arap ve Türkmen halklarıyla demokratik ulus temelinde birlik sağlanırsa, bu gelişme, Suriye savaşını sona erdirmenin olanaklarını da yaratacak. Elbette mevcut rejimin kaderine, o rejimi savunan Suriye halkı, özellikle Nusayri iradesi karar verecek. Hangi yönde karar verirse versin, belli ki Suriye halkları bu kanlı savaştan büyük dersler çıkaracak ve artık geri dönüşü olmayan “kantonlaşma” süreci temelinde Lazkiye, Halep, Şam, Rojava’yla “çeşitlilik içinde birliği” gerçekleştirecek. PKK Önderi’nin “konfederalizm” ilkesi Ortadoğu’yu etnik, dini ve mezhebi kavgalardan kurtaracak…
Başka?
En önemlisi, Ortadoğu’daki krizin başlıca etkenlerinden birisi, Rojava Devrimi zafere ulaştığı gün, artık hegemonyacı burnunu, halkların işlerine sokamayacak… Bu burun AKP hegemonyacılarının “yalan” ve “kibir” yüzünden “uzayan burnudur.”