Türkiye gündemini iki konu işgal ediyor. Suriye tarafından düşürülen Türk savaş uçağı. Bir de Erdoğan’ın kokusunu Meksika’da hissettiği BDP’de ki tasviye ya da tasviyeler ve PKK’ye silah bırak çağrısı. Hani derler ya aç tavuk rüyasında darı görür. Erdoğan’ın ki öyle bir şey. Kürt sorunu ve Erdoğan’ın Suriye sorunu o kadar iç içeler ki eğer Erdoğan bir süre sonra PKK’ye sakın ha… silahları bırakmayın derse hiç şaşmayın….
Suriye’ye karşı Erdoğan’ın ne yapacağına iki güç karar verecek. Erdoğan ve şürekası değil. Onlara düşen bu iki gücün eğilim ve önerilerini hesaba katarak karar vermek. Birincisi Amerika’nın başını çektiği NATO. İkincisi olası bir kara harekatının başarısı için, sınırda yaşayan yerli halklar ve onların örgütü. Kısacası Kürtler ve PKK. Görüldüğü gibi olası bir hava hareketi içinde başkalarına ihtiyaç var, olası bir kara harekati için de Erdoğan’ın kalleş ve terrörist dediklerine ihtiyacı var.
Dönüp dolaşıp 90 yıl önceki noktaya geldik.
Türkler, ulusal onur ve vatanlarını (!) tekrar Kürtleri kullanarak mı kurtaracaklar…
Bu arada Kürtler ne yapacak… Bunu zaman gösterecek. Hep birlikte göreceğiz.
PKK’nin 19 Haziran’da Dağlıca’ya yaptığı baskın öncesi, Türkiye’de medya aracılığı ile yaratılmak istenen hava, yakın bir tarihte barış olacağı idi. Türk medyasını iyi tanıyanlar bilir. Onların görevi, Kürt mücadelesine karşı dezenformasyon, hedef gösterme, inkar, yanıltma ve yalandır. Kendi deyimleri ile attıkları yalana inanarak dezenformasyon yapmak. O zaman daha inandırıcı olabiliyorlar. Tabii bir gerçeklikte vardır. Sağ elleri ile yazı yazan medya köşecileri, sol elleri ile her türlü istihbarat ve derin ceplerin için de. Onun için de burunları iyi koku alır, tıpki Erdoğan’ın Meksika’da BDP’nin kokusunu alması gibi…
Dağlıca baskını öncesi yapılmak istenen, yayılan kokular, aysbergin üstüne yansıyanlardan aysbergin altında olabilecekler şöyle bir manzara çiziyordu. Taraflar görüşüyor, barış yakındır, Erdoğan bu işi çözecek, Kürtler bölünecek, silahsız legal politika bölünüp, parçalanarak Erdoğan’a teslim olacak, Silahlı güçler ile  dinamiksel bağı koparılacak. Legal platform bölünerek Erdoğan’a tam teslim olacak, böylece kitle desteği elinden alınmış Kürtlerin silahlı gücünü Erdoğan yönetecek. Buna karşı olanlar da Kürtlerin gözünde hayın olacak. Yanlış anlamadınız Türklerin değil Kürtlerin gözünde hayın olacak… Tıpkı 90 yıl önce…
Bunun için de Kürtler için önemli olan iki kişi seçtiler. Biri Leyla Zana diğeri Murat Karayılan. İkisinin de başına nasıl yansıtıldığını en iyi çarşaf çarşaf yayınlanan fotoğraflarından anlarsınız. Bazı Kürt yazarların yaptığı harika fotoğraf analizleri bile Kürtlerin 90 yıl önceki Kürtler olmadığını yeterince gösteriyor. Türkler ise Kürtlere karşı 90 yıl önceki mentaliteyi taşıyor. İşleri bittiğinde idam edecekleri yani Hasan Hayriler arıyorlar… ve yaratmaya çalışıyorlar…
Nafile bir uğraş. Önemli tarihi kararların alındığı dönemlerde tabii ki önemli ayrılıklar da olur. Bu hem doğanın kaçınılmaz bir yasasıdır hem de siyasetin. Ayrıca görüş ayrılıkları, içinde bulunduğumuz sistemin ne kadar demokratik olduğunu göstergesidir.
Türk siyaseti ve basının seçtiği iki Kürt şahsiyeti, Kürt halk özgürlük mücadelesinin karşısında olacak en son kişilerdir. Bırakalım Türk medyası ve siyaseti kendi attıkları yalanlara inansınlar…  Bırakalım onlar yeni Hasan Hayriler arasın.
Bizler, dağdaki ve zindandaki çocuklarımıza, insanlarımıza ve siyasetçilerimize nasıl sahip çıkmalayız… Nasıl yeni bir toplum yaratabilmeliyiz. 90 yıllık kölelikten nasıl kurtulmalıyız?.. Yeniden şekillenen Ortadoğu’da biz ne istiyoruz… Neleri yapabiliriz..?
Değil bir siyasetçimizi, değil bir silahımızı, çocukların ellerindeki taşları bile teslim etmeyecek bir halk var artık… Yeter ki halkın gücü iyi kanalize edilsin.