Kadın mücadelesi ile tiyatro sevdasını bileştiren Sağay, 7 yıldır tiyatro oyunculuğu yapıyor. Sağay'ın bir diğer özelliği ise eril dilin kaleme aldığı hiçbir oyunda yer almaması.

Ebru Sağay tiyatro mücadelesini kadın mücadelesiyle birleştirerek 7 yıldır İzmir'de kadınları anlatan tiyatro eserlerini seyirciyle buluşturuyor. Güzel Sanatlar Fakültesi'ni birincilikle kazanan ancak tiyatroya ailesinin sıcak bakmaması nedeniyle okuyamayan Sağay, ailesini memnun etmek için Mühendislik Fakültesini okudu ve okul biter bitmez evlendi. 2 çocuğu olan Sağay, sıradan bir hayat yaşarken bir gün hayallerinin peşinden gitmeye karar verdi ve oyuncu olmak için kolları sıvadı. Ataerkil kültüre karşı mücadelesiyle tiyatro hayalini birleştiren Sağay, kadın oyunlarıyla seyirciyle buluşmaya devam ediyor.

Sıra dışı bir hayat

Sıradışı yaşam hikayesini kendi ağzından dinlediğimiz Sağay, "Sanat benim için amatör olarak devam etti. Bir zaman sonra altı yıllık satış kariyerinin ortasındayken karar verdim. Sürekli 'bravo, harika, ne kadar iyi satış yaptın' deniliyordu. Eşimle eşit durumda değildik. Bunlar beni rahatsız etmeye başladı. Sonunda istifamı verdim ve kendimi var etme mücadelesine başladım. Bu bir savaş değil bir mücadele. Zaten kadının mücadelesinin devamlı olması gerektiğine inanıyorum. Bunu kitaplardan okumadım. Yedi senedir tek başıma İzmir'de tiyatro yapıyorum. Benim için en büyük tecrübe bu oldu" dedi.

'Ama bir gün değişim olacak'

"Kadın hiç bırakmadan mücadele etmeli" diyerek yaşama olan inancını dile getiren Sağay, "Geçmişte yaşayan bir sürü kadın biliyordu ki bir gün değişim olacak. Onların ömrü yetmedi ama bir gün değişim gerçekleşecek. Ben de hep bunu düşündüm. Belki benim de ömrüm yetmeyecek ama bir gün değişim olacak. Bunun için de yaşamın her alanında mücadele etmeye karar verdim" diye kaydetti.

Claudel'in hayatını oynadı

Mühendislikten tiyatro oyunculuğuna geçtikten sonra yaşamının birçok alanında değişimi esas alarak hareket ettiğini sözlerine ekleyen Sağay, "Öncelikle evde demokrasiyi sağladım. Yani eşim bir ay gidiyorsa seyahate ben de bir ay gidebilmeliyim turneye. Ya da oğullarım bir takım yerlere anneleri tarafından değil kendin başlarına gidip gelmeyi öğrendiler. Yani aslında eşitlik için yaptığım mücadelede onlara birey olma, karakter sahibi olma şansını verdim. Eşim için de bu çok farklı oldu. Çevresinden hep şunu duyuyordu: 'Sen ne kadar light erkeksin' Toplum baskısı hep bu şekildeydi" diye anlattı.
Son oyununda 30 yılını akıl hastanesinde geçiren kadın heykel sanatçısı Camille Claudel'in hayatını oynadığını anlatan Sağay, bu oyunun Türkiye'de çok beğenildiğini, oyunu İngiltere'deki seyircinin de izlemek istediğini ve turne için İngiltere'ye gittiğini ekledi.

'Hayatımın sonuna kadar...'
Yapmak istediği şeyin oyunculuk ve kadınlara ilham olmak olduğunu ifade eden Sağay, "En çok beni kadınlar anlıyor. Bir tek onlar benim yanımda. Sadece tiyatrocu olmak, tiyatro oyuncusu olmak gibi bir amacım yok. Kadınlara ilham olmak istiyorum. Yüzlerce kadın evlerinde oturuyor. Yapabilecekleri birçok şey varken itaat etmeyi tercih ediyorlar. Toplum onlara bir rol çizmiş ve rolü oynarlarsa başarılı olacaklarını düşünüyorlar. Ama aslında gerçekten öyle değil. Ben bunu deneyimlemiş bir insan olarak onları davet ediyorum. Ne iş yaptıkları önemli değil. Resim yapan, çok güzel yemek yapan... Ama ne yaparsa yapsın bir kadın, erkeklerle eşit şartlarda ve karşılığını alarak yapmalı. Bütün kadınların istediği aynı şey. Ataerkil bir toplumda kendi dilimizi, kendi hayat gerçeğimizi yaşamak istiyoruz. Bunun için ben ayakta kalmaya çalışıyorum. Onlara ilham veya cesaret verebiliyorsam, hayatımın sonuna kadar bunu yapmaya hazırım" diye belirtti.

'Ataerkil düzene katkıda bulunmam'

Tiyatroda yeni metinlere ihtiyaç olduğunu ve eril dilden arınmak gerektiğini belirten Sağay, "William Shakespeare, Anton Çehov yani dünyaya hükmetmiş bütün oyun yazarlarının hemen hemen hepsi ataerkil bir dil kullanıyor. Ama ben bir kadın olarak ataerkil egemen düzenin tekrardan inşa edilmesine katkıda bulunmak istemiyorum. Muhafazakâr davranmak istemiyorum. Oyunların çoğunda genelde aileyi yücelten ama kadını aşağılayan söylemler var. Ben bunların hiçbirini oynamadım, oynamayacağım da. Yeni metinlere ihtiyacımız var, yoksa hiçbir zaman o arzu ettiğimiz değişim, dönüşüm gerçekleşmeyecek. Çağlar öncesinde yazılan oyunlar sahneye konulacaksa da bir revize edilmesi, çağa ayak uydurulması gerekiyor. Bu yüzden erkek dilin hiçbir oyununu izlemek de istemiyorum" dedi.


HANDAN TUFAN / DİHA / İZMİR