‘’Kim ki var gelmiş ve gelecek bu dünyada, her birinden bir örnek kapıların ardında, zindanda.
Kabil gibi öldürmeyi öğreten, Musa gibi elinden bir kaza çıkaran,
Devletle çalan, dirhemle alan.
Süren zindanda sürülen zindanda. GADDAR ZİNDANDA MAÐDUR ZİNDANDA. Namus karalayan zindanda, namus aklayan zindanda. Kan döken zindanda kanı dökülen zindanda.
Zalim zindanda mazlum zindanda.“
Nazan BEKİROÐLU
***
Bir çığ nasıl da büyüyor... Bir dağın eteğinin dibindeyiz... Kış ve ülkenin sorunları ve çözümsüzlüğü artık içimizi ürpertiyor. Tepede başlayan yumak... Gittikçe büyüyor... büyüyor... Göz göre göre...
Üç-beş kişi bağırsak... Başka bir çığ daha kopuyor, üzerimize büyüyerek gelecek ve bizi de altında ezecek...
Bu yumak böyle büyüdü: En küçük halindeyken, dağın eteklerinde bakakalanlar bekledikçe... çığlaşan çocuk meselemiz, şimdi bizi altında ezecek kadar büyüdü, büyüyor...
Ağır çekim bir tren kazası gibi geldi bu sonuç... bu toplumsa, hep bakıp duruyor...
Önceleri, taş’ı oldu mesele... Taş’ı konuştuk üç-beş kişi, bir süre... Sonra Terörle Mücadele Kanunu (TMK) oldu mesele... TMK’yı konuştuk üç-beş kişi, bir süre... Sonra konuştuklarımız bitsin diye, ‘Düzeltme Yasası’... Onu da konuştuk... Sandık ki artık büyümez çığlar... İşte, durduğu yerde kendini daha da dondurarak, daha da sertleşti bu çığlaşan çılgın taş... Olanlar oldu o süreçte içeride... Cezaevlerinde büyüyen bir çocuk tarihi: Yaşları küçülen cezaevleri...
İstismar çektikçe genleşen, genleştikçe; akla gelebilecek her türlü kötü muameleyi içine alabilen bir davranış ve kültür... Akla gelmiyor da değildi taciz-tecavüz... Akıldan çıkmıyordu... Sonunda: Çocuklar susmaktan, içinde saklamaktan yoruldu...
Bi taciz bi gözaltı... Bi tecavüz bi işkence... taciz-cezaevi... tecavüz-kurşun...
Bi devlet, bi çocuk... Dengeye bakın! Güçler dengesine... Adalete!..
Nasıl bir millet olduk biz... Bi piçiz, bi yüceyiz!..

Tecavüz asimile etmektir hele ki çocukları

‘’Çocuklara karşı işlenen toplam 39 bin suçun 5 bin 613’ü cinsel nitelikli suç olarak kayda geçti ve diğer suçlara oranı yüzde 14.43 oldu. 2008-2010 periyodunda Türkiye genelinde, ’Cinsel Nitelikli Suçlarda Çocuk Mağduriyeti’ artış oranı yüzde 63,33 olarak belirlendi.“ (Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği’nin 81 ildeki Cumhuriyet Başsavcılığı verilerine dayanarak yaptığı çalışma sonuçları).
Bir ülkenin gündemine çocuklar tecavüz vakalarıyla düşüyorsa, o ülkede ciddi sorunlar var demektir ve bu olay ve travmaları öyle üç-beş seanslık psikolojik yardım vb. ile de çözülebilecek şeyler değildir. Taciz denen şeyin, daha anne karnındayken bile çocuğa geçebildiği ve çocuğun hayatında, sanki kendisi bizzat yaşamışcasına, ‘taciz travması’ olarak, farkında olmasa bile yer ettiği gerçekliğini düşündüğümüzde, belki olayın vehameti daha çok kendini ortaya koyar.
Dünyada ezilen halklara karşı en yaygın eylem biçimi tecavüz. Ve kültürel bir davranıştır. Tecavüzle etnik temizlik arasındaki bağ malum. Tecavüz evrensel, ulusal, bireysel mantalitede zaten çoktandır (!) suçken (!) birileri bu cesareti nereden alıp, çocuklara uyguluyor... devlet ve bu devleti başımıza getiren millet seçtiği-atadığı-görevlendirdiği yetkililere bunu yaptırıp, kendisi bu halden nasıl bir tatmin buluyor... hele hele; bu ne rezilliktir, hala millet ayaklanmıyor...
Aslında devlet de Kürt sorununu silahla çözemeyeceğini biliyor. O devletin „bu sorunun (!) sosyal ve kültürel“ dediği yanlarını çözme biçimi bu olacaktı... tecavüz asimile etmektir... hele ki çocukları...

Hoooppp uyuma!..

Türkiye’deki tekelleşmiş şiddet, en çok da Kürt çocukları üzerinden kendini görüntülüyor. Ekonomik ve politik paydasıyla devlet siyaseti ve onun eril iktidar mekanizmasının bir görüntüsü olan tecavüz, elbette ki onun aort damarı olan savaş stratejisinin bir eylemi. Tabii ki esir ve tutuklu statüsünde, bunu da hayata geçirecekti. Roboskî ise, bu saldırının sonrasıdır...
Sodomist bir mantıkla bir ülkenin yönetilmesi, zihinlerin Sodomvari mantıkla kendini yaşatabilmesi, ancak; hukuksuzluğun insan vicdanına uğramadığı bir coğrafyada gerçekleşebilirdi. Yani tecavüz kaçınılmazdı bu topraklarda...
Bugünlere nasıl gelindi: Tabii ki, sistematize edilmiş bir mağduriyetle.
Sistematize edilmiş mağduriyette, bu tecavüzler göstermektedir ki, bu çocuklar hem savaş esiri olarak görülmekte hem de savaş ganimeti olarak… Çünkü biliriz ki, savaşta esir ya da ganimete tecavüz etmek hak olarak askerlere verilmiş bir ödüldür.
TMK ile istismar edilmelerine engel olunamadığı için, şimdi çocukların tecavüz ve cinsel tacizle istismarına tanık oluyoruz. Ama öte taraftan, benzer sindirme istismarı, adli çocuklara da yapılmaktadır ve henüz bunlar açığa çıkmamıştır.
İstismar yalnızca fiili olarak istismar etmekten geçmez. İstismar, yapması gereken şeyi yapmayan kişinin de suçudur.

İhlalleri yapanlar terfi ettirildi

Gelişmeler, cezaevlerindeki genel zulmün bir yansımasıdır.
İhlali ortaya çıkaran Kürt çocukları da olsa, ihmal Pozantı’da da olsa, ne yalnızca Pozantı ne de yalnızca Kürt çocuklarıyla sınırlıdır.
Türkiye, imzaladığı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni yine ihlal etmiş, 34. maddesinde geçen ‘cinsel sömürü ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi’ni yerine getirmemiştir.
Siyasi suçlarla, diğer suçluların birlikte aynı koğuşta kalmaları da çocuklarla ilgili uluslararası sözleşmelere aykıdır.
Cezaevindeki olaylarla ilgili 12 Temmuz 2011’de Adalet Bakanlığı ile TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adana Valiliği’ne şikayet gitmesine rağmen... Pozantı’daki son gelişmelerden sonra Adalet Bakanı, sorumluların cezalandırılması yerine, sorumluları ödüllendirdi, terfi ettirdi. Çocuklara karşı ihlalin tekrarı olan bu terfi bile, aslında Adalet Bakanı’nın da istifasını gerektiriyor.
Çocukların yaşadıklarına cezaevi idaresinin sessiz kalması, bu çocukların yaşadığı psikolojik sorunları daha da derinleştirmiştir. Birçok çocuk cezaevinden çıktıktan sonra yaşadıkları bu durumları gizlemekte ve her geçen gün de, sosyal alanlardan kaçmaya başlamaktadır.
Cezaevi idaresinin çocuklara karşı takındığı tavrın tamamen siyasi bir tavır olduğu çocuklar tarafından da söylenmektedir.

İşte çocukların cezaevlerinde yaşadıkları…

Çocuklara yönelik cinsel istismar ve tecavüz. Çocuklara ajanlık yapmaları yönünde dayatmalar.
Adlilerin, çocukların boğazına ip takıp sıkması. Yine adlilerin çocukları dövmesi, terörist olduklarını söyleyip, öpmeleri için çocukların yüzlerine bayrak uzatmesi, öpmeyenleri ise yine dövmesi. Geceleri, çocukları zorla yataklarına çağırmaları. Diğer çocukların gözleri önünde arkadaşlarının kafasını kırmaları. Tüm bunlara rağmen, cezaevi idaresinin, konuyu sürekli örtbas etmeye çalışması. Koğuş sorumlusu tarafından çocukların ayaklarının bağlanması ve altına sopa ile vurulması. Koğuş ağalarının attığı dayaklar.
Çocuklar, koğuşta sabah 5-6 gibi erken saatlerde uyandırılarak temizlik yapmak zorunda bırakılıyor. Defalarca cezaevi idaresine söz konusu uygulamalara ilişkin bilgi verseler de, cezaevi idaresi sessizliğini koruyor. Koğuşlarının değiştirilmesi yönündeki talepleri cevapsız bırakılıyor.
Artık çocuklar, kendilerini ifade etmekte zorlanacak kadar psikolojik olarak baskı altında tutuluyor. „Psikolog elimde kalacaktı“ diyorsa bir çocuk, psikologun ne amaçla oraya gittiği-görüştüğü ap açık ortada. Çocuklar, psikologların ayrıca, kendileriyle ilgilenmediklerini, psikologların koguşlara hiçbir zaman inip, çocukların sıkıntılarını sormadığını söylüyorlar.
Koğuşlarda sürekli, kavgalar, bağrışmalar, her koğuştan farklı bir müzik seslerinin duyulması.
Çocukların cezaevinde ne yiyeceğine, ne zaman ne yapacağına diğer tutuklular ya da idarenin, çocuklar adına karar vermesi.
Gardiyanların, keyfi olarak çocukları müşahedeye atması. Ya da çocukları, korktuğu bir tutuklunun yanına göndermesi.
Müdür ve gardiyanların çocuklarla iyi geçinmemesi. Fakat yetkililer geldiğinde, olumlu bir tablo çizmesi.
Cezaevinde ağalık sisteminin uygulanması. Kurum yönetimi ile çocuklar arasındaki kopukluk. İdarenin, çocukları anlamaması, sorunlarını çözmek için yardımcı olmaması, ya da çocuklara düşmanca davranması… Bunun gibi daha birçok sorunla çoğukların boğuşmak zorunda kalması.

Pozantı M Tipi Cezaevi’nin sicili

2010 yılında Meclis Komisyonu’nun aklamaya çalıştığı cezaevinin sicili:
282 kişilik kapasitesi bulunan cezaevinde 237 çocuk ve genç tutuklu, 18 yetişkin bulunuyor. Tutukluların; 56’sı siyasi, 34’ü cinsel, 24’ü adam öldürme, 15’i yaralama, 37’si hırsızlık, 35’i gasp, 48’i uyuşturucu, 1’i firar, 1’i dolandırıcılık ve 4’ü suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları gerekçesiyle tutuluyor.
İdare tarafından Meclis’e sunulan rapora göre, 83 çocuğa isyan ve tacizden dolayı oda hapsi cezası verildi.
Cezaevi İdaresi’nin suç dosyası ise şöyle:
- 2011 Ağustos’unda, Kürt çocuğu Yasin Akyüz (15), saatler süren işkencenin ardından boğularak, öldürüldü. Adli Tıp Kurumu, otopside Akyüz’ün kaburgalarının kırıldığı ve boğulduğu tespit etti.
- Ş. Ö.’nin (16) annesi Fadile Ö. ise, Çocuğunun 3 gün aç bırakılıp dövüldüğünü söyledi.
- Çocuklar, genel arama sırasında askerler tarafından dövüldüklerini, „Siz Kürtsünüz, kanınız bozuk“ şeklinde hakaretlere maruz kaldıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini belirtmişti.
- M.A. (16), gözaltında ve cezaevinde işkence gördüğünü söylemişti.
- TBMM Çocuk Hakları İzleme Komisyonu, tutuklu çocuklara ‘Pişmanlık Yasası’ndan faydalanmayı teklif etmişti.
- Pozantı Cezaevi’nde bir yıl içerisinde 71’i siyasi, 207’si ise adli davadan olmak üzere, toplam 278 çocuğun bulunduğu belirtilmişti. (İHD, Adana, 2008).
- Cezaevi’nde bulunan TMK mağduru Ferdi Sertkal’ın Nisan 2010’da, 32 çocuğa cezaevi idaresi ile gardiyanlar tarafından işkence ve kötü muamele yapıldığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığı‘na yaptığı başvuru reddedilirken, savcılık Sertkal hakkında ‘iftira suçunu’ işlediği gerekçesiyle kamu davası açmıştı.
- BDP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, 2 Şubat 2010’da Pozantı Çocuk Tutukevi’nden Ceyhan M Tipi Cezaevi’ne nakledilen 7 çocuğun koğuş değiştirmeye itiraz ettikleri için 30-40 gardiyan tarafından coplarla dövüldüğü iddiasını Meclis’e taşımıştı.
- Temmuz 2009’da, Cezaevi’nde koşulları protesto eden çocuklar, açlık grevine başlamış, cezaevi koşulları düzeltilinceye kadar eylemin devam edeceğini duyurmuştu. Grevi yapan çocuklardan 17 yaşındaki Y.A., Kozan M Tipi Cezaevi’ne sürgüne gönderilmişti.
- „Cezaevi’ndeki tüm temizlik işleri çocuklara yaptırılıyor“. (İHD Mersin).
- Mart 2010’da, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu çocuklara işkenceyle gündeme gelen Pozantı, Bergama ve İncesu çocuk cezaevlerinin „çocukların kalmasına uygun olmadığı“ için kapatılmasını istemişti.

Çocukları korumak için ne yapmalı?

Pozantı Cezaevi’nde taciz ve tecavüze maruz kalan çocukların polis tarafından tehdit edilerek, ifadelerini geri almaya zorlana dursun, bir kere başlı başına TMK Yasası’nın iptali.
Bu ülkede yetkinin, istismar olarak kullanılıyor olmasından hareketle, yetkilileri göreve çağırmayıp, görevlerinden gitmeleri.
Meclise verilen soru önergelerinin cevaplanması, soruşturma açmadan cezaevi yönetimininin görevden alınması; Adalet Bakanı’nın da, istismarda payı olması nedeniyle, istifası.
Cezaevlerinin, insan hakları savunucuları ile, demokratik kitle örgütlerinin denetimine açılması.
‘12 Eylül darbecileriyle hesaplaşmak, Diyarbakır ve Mamak Zindanlarını tartışmak, işkenceye sıfır tolerans tanımak’, cezaevleriyle yüzleşmekten geçmektedir... Bu 7 çocuk ve daha onlarcasının (diğer cezaevleri de dahil) yaşadığı taciz ve tecavüzlerin önünü alabilmek amacıyla gerekli tedbirlerin alınması, cezaevleriyle yüzleşilmesi.
Geriye dönük olarak, kamuoyuna yansıyan onlarca vakaya rağmen, 2010 yılının ilk ayında, sözüm ona yaptığı incelemeyle Pozantı Cezaevi’ni aklayan, ‘Cezaevindeki işkence iddiaları doğru değildir’ şeklinde rapor düzenleyen TBMM Cezaevi Alt Komisyonu’nun ihmalinin görülüp, gereğinin yapılması.
Daha önce Pozantı Cezaevi’nde kalmış ve tahliye olmuş çocuk ve yetişkinlerle görüşülmesini, bu titizliğin, tüm cezaevlerinde kalan hem TMK mağduru çocuklara hem de ‘adli’ olarak ifadelendirilen çocuklara hassasiyetle uygulanması, çocukların kimliklerinin teşhiri yapılmadan, tüm çocuklar üzerinde, tarafsız-yansız personellerle anonim çalışmalar yapılması.
Şikayette bulunan çocukların tehdit edildiklerinin altını bir kez daha çizerken; çocukların can güvenliklerinin alınması.
Siyasi suçtan yatan çocukların, diğer suçlardan tutuklu çocuklarla aynı koğuşlarda tutulmaması.
„Suça meyilli çocuk, suçlu çocuk“ gibi kavramların unutulması, „suça itilen çocuğun olduğu“nun kabul edilmesi.
Çocuklara uygulanacak cezai yaptırımlarda, çocukların her türlü istismardan korunabileceği ortamların sağlanması.
‘Suç işleyen’ çocuklara uygulanacak olan cezai yaptırımlarda çocukların her türlü istismardan korunabileceği ortamların sağlanması.
Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları (Havana Kuralları) olarak benimsenen kurallar başta olmak üzere, iç hukuk kurallarımızın uygulanmasında işlerliliğin sağlanması.
Mahallelere karakollar kurmak yerine, çocukların kendilerini geliştirebilecekleri yerlerin kurulması.
Devletin, kendisini bir şahıs gibi alıp, çocukları da karşısına alma tavrına bir son vermesini, kin gütme anlayışından vazgeçip, çocuklara savaş esiri muamele yapmayı bırakması.
Pozantı ilçesinin Adana’ya 110, Mersin’e 120 kilometre uzaklıkta olması sebebiyle, duruşma ve hastaneye gidişlerde yaşanan sıkıntının giderilmesi.
Yoğunluk sebebiyle, mükerrerler ile ilk kez suç işleyenlerin ayrılması.
Cezaevlerindeki yaş tespiti konusunda daha titiz davranılması.
Yargılamaların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi.
Bu tecavüzler ne salt çocuk, ne de Kürt sorunu, ne de TMK ile ilgilidir. Tüm demokrat-devrimci kamuoyunun yanı sıra; bütün kadın hareketleri, feministler ve kadın eksenli ideoljiler de harekete geçmelidir... Hele de 8 Mart gibi bir dönemde...

G. DUMAN BİLGE