
Soykırım, sistematik bir yok etme olayıdır. Ancak bu kavram sadece bir halkın sistematik olarak yok edilmesini ifade etmiyor. Aynı zamanda bir halkın kültürüne, yaşam biçimine sistematik müdahale de soykırım oluyor.
Soykırım, “Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: Grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması ve çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” demektir.
Jenosidi, yani soykırımı ilk kez formüle eden Raphael Lemkin ise, ”Genel anlamda konuşursak, soykırım milletin tüm üyelerinin kitlesel kırımlarla yok edildiği durumlar hariç, bir milletin anında yok edilmesi anlamına gelmek zorunda değil. Ulusal bir grubun yok olması niyetiyle grubun elzem yaşam kaynaklarının yok edilmesi amacını taşıyan çeşitli hareketlerden oluşan örgütlü bir planı ifade eder. Bu tür bir planın hedefi ulusal gruplara ait siyasi ve toplumsal kurumların, kültürün, dilin, milli hislerin, dinin ve iktisadi varlığın tahrip edilmesi ve bu gruplara dahil kişilerin bireysel güvenlik, özgürlük, sağlık, onur ve hatta yaşamlarının yok edilmesidir” sözleriyle ifade ediyor.
Dikkat edersek, soykırım dile getirildiği gibi sadece bir halkın, inancın sistematik olarak fizikleri hedeflenerek yürütülen bir katletme biçimi değildir. Soykırım, aynı zamanda bir halkın yaşam alanlarına, onun diline, kültürüne, örf adetlerine derken onu var eden oluş biçimine karşı yürütülen sistematik yok ediştir.
TC devleti Erdoğan-Bahçeli öncülüğünde Kürdistan’ın birçok şehrini yerle bir etmiştir. Çatışmaların yaşanmadığı yerlerde de bu kişilikler ve faşist zihniyet büyük tahribatlara yol açmışlardır. Şehirler yıkıldıktan sonra bile o kentlere girişi yasaklayan aynı zihniyet, tahrip olmayan mahalleleri de bilinçli bir şekilde tahrip ederek, tarihi dokusunu da yıkmışlardır. Bu yıkma eylemine en iyi örnek ise Sur’dur. Sur Amed’in kalbi olsa da, Kürtlerin de kıblegahıdır. Tarihidir. Kültürüdür. Ruhudur. Mimarisidir. Kürt’ün ta kendisidir.
Barajlarla yok edilen, yıkılan tarihi dokulardan söz bile etmiyoruz.
Bu bağlamda ele alındığında şehirlerin sistematik olarak toplarla yıkılması sadece bir yıkım olmadığını halen yıktıkları o yerlere giriş çıkışların da yasak oluşundan görüyoruz. Orada mağdur edilenler, kendi imkanlarıyla her şeye rağmen kalmak ve yaşamak isteyenlere izin verilmeyerek, belli bir amaç temelinde yapılmış olduğunu açıkça göstermektedir.
TC devleti ve faşist iktidarı tarafından yıkılan şehirlerin, tahrip edilen tarihi dokuların, kadim kültürün dejenere edilmesinin amacı kültürel soykırımdır. Bu bağlamda işlenen büyük bir insanlık suçu söz konusudur.
Hem insanlık suçu işlenmekte hem de yerine oraya garip mimariler dikilmektedir. Daha somut olarak Kürdistan’daki tarihi dokuyu sistematik olarak değişime uğratmak isteyen kurumların başında TOKİ gelmektedir. Erdoğan ve Bahçeli tank ve topla Kürdistan’a girip yıkarken TOKİ ismindeki kuruluş ise tarihi dokuyu tümden tahrip ederek yerine o kültüre yabancı olan bir kültürü yerleştirerek soykırımı daha da derinleştirmektedir.
TOKİ’nin bu minvalde Kürdistan’da diktiği tüm bu konutlar soykırım amaçlıdır. Dikilen bu binalar ise Soykırım Kampları’dır. Bir halkı kendi köklerinden koparma kamplarıdır. Köksüzleştirerek kültürünü yozlaştırma kamplarıdır.
Soykırım Kamplarına en iyi örnek ise şimdi Sur’da ihanetçi, işbirlikçilerin de desteğiyle yapılanlardır. UNESCO gibi uluslararası bir örgütün Sur’u, Hewsel Bahçelerini, Dicle vadisini, Kırklar Dağı’nı insanlığın kültürel mirası olarak ele alırken, buralara sistematik olarak beton yığınları dikerek o tarihi kültüre tecavüz etmek, sözün tam manasıyla bir Kültürel soykırımdır.
Hatırlayanlar bilir, zamanında Taliban örgütü Afganistan’da Budistlerin kutsadıkları devasa Buda heykellerini tanklarla topa tutmuşlardı. Taliban’ın büyük bir insanlık suçu işlediğini o zaman tüm insanlık dile getirmişti. Ve bu tür insanlık suçlarını günümüzde ele alan kurum Lahey’de bulunan BM’nin en önemli organlarında olan Uluslararası Adalet Divanı’dır.
Sur başta olmak üzere Kürdistan’da bilinçli ve hedef gözetilerek tahrip edilen kültürel dokunun insanlık suçu içerdiğinden, bu yıkım ve soykırım emrini veren kişilikleri Lahey’e taşıma zamanı değil midir?