Kürt kentlerini açtığı savaşla yerle bir eden Türk devleti, geçmişte onlarca kez denediği gibi kalkınma adı altında yine ’sosyal ve ekonomik paketlere’ sarılıyor. Bayramdan önce yatırımcılara yönelik teşvik paketini açıklayan Türk Başbakan Binali Yıldırım, Kürt illerini ilgilendiren paketi ise çalışmaların devam ettiğini belirterek, Bayram sonrasına erteledi. İçeriği Türk medyasına yansıyan ve Yıldırım’ın geçtiğimiz haftalarda ‘halkın yaralarını saracak’ diyerek ’müjdelediği’ Kürt illerine 35 milyarlık yatırım düzenlemesinin ikinci ayağında ise DBP’li belediyelere yönelik yaptırım paketi bulunuyor. Bununla da yetinmeyecek olan hükümet, STK’ler, dernek, vakıf, medyaya yaptırımlar içeren ‘cezai’ düzenlemeler hazırlığında olduğu belirtiliyor. Türk Hükümeti’nin söz konusu proje ve planlarını HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sezai Temelli ile GABB ve Şırnak Belediyesi Eşbaşkanı Serhat Kadırhan ile konuştuk. 


Kürt sorununu çözme niyeti yok

Kürt sorunun esasına dair bir adım atma cesareti göstermeyen AKP hükümetinin sorunun sonuçları üzerinden bir algı operasyonu yaptığını belirten HDP Sözcüsü Bilgen, Kürt kentlerine yönelik ‘kalkınma paketi’nin “sadece makyaj niteliğinde işlev göreceğini” söyledi. Çatışmalı ortamdan tümüyle çıkmaya dair bir niyet ve irade beyanı olmadıkça ekonomik ya da sosyal düzenlemelerin siyasi ve hukuki zemindeki ihtiyacı karşılamayacağının altını çizen Bilgen, “Muhtemelen toplumda gelişecek tepkiyi kırmak için sanki sorunun sadece kalkınma ve refahla ilgili boyutu tepkiye sebep oluyormuş gibi bir yaklaşım içine girilmektedir. Oysa sadece ‘bu noktaya niye geldik’, ‘bugün şehirler neden bu halde’ sorusuna bile dürüstçe cevap verip ciddi bir yüzleşme içine girilse  muhtemelen toplumda daha anlamlı bir beklenti söz konusu olabilecek” diye konuştu. 


‘Güvenlik konsepti’nin unsurları

Hükümetin ’güvenlik konsepti’nde ısrar ettiğini vurgulayan Bilgen, “İşlenen suçların bile hesabını sordurmamak için yasal düzenlemeler yapan bir hükümetin şimdi Kürdistan halkıyla ilgili ‘tedavi’ gibi gözüken bir uygulama içerisine girmesi hiçbir şekilde oradaki tepkiyi azaltmayacaktır. Çünkü her şeyden önce eğer bir suç işlenmişse ve asla güvenlik politikalarıyla meşrulaştırılamayacak fiiller gerçekleşmişse bunların hesabını sormak, hesabını vermek, atılması gereken ilk adımdır” dedi.


Merkezi otoriterleşmenin gereği

Bilgen, hükümetin Meclis’e göndereceği düzenlemenin ikinci ayağı olarak yansıtılan belediyelere kayyum atamasının ise merkezileşmenin, otoriterleşmenin bir parçası olduğunu kaydetti. AKP tarafından hazırlanan dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den dönen kamu yöneti reformunu hatırlatan Bilgen, “Paket Türkiye’deki merkeziyetçi yapıyı ciddi anlamda zayıflatma, demokratikleşme, yerelleşme iddiasıyla hazırlanmıştı. Kurulduğu dönemde seçilmiş valilerden söz eden bir iktidardan, atanmış belediye başkanı konseptinden umut bekleyen iktidara gelindi” şeklinde konuştu.


Faşizmin sıradanlaştırılması

AKP’nin kendi yapacağı hukuksuzlukları, gayri meşrulukları, seçilmişlerin iradesini yok sayma arayışını normalleştirmeye ve sıradanlaştırmaya çalıştığına dikkat çeken Bilgen, şöyle devam etti: “Yapılan demokrasiyi tümüyle askıya almaktır. Birçok kuruma, yargıya, askere, milletvekillerine, üniversiteye, medyaya yönelik düzenleme bunun merkezi dizaynıydı. Onun uzantısı yerel yönetimler de bu darbe sürecinden payına düşeni almış olacak. Merkeziyetleşmenin, vesayeti pekiştirmenin hiçbir izahı, gerekçesi olamaz.”


Toplumsal hayatı kuşatıyor

Bilgen, hükümetin STK’ler ve medyaya yaptırımlar içeren ‘cezai’ düzenlemelerle ilgili hazırlıklarını ise “eski güvenlik merkezli konseptin yani ‘terörle mücadele’ adı altında toplumsal hayatı, sivil hayatı tümüyle kuşatma altına alma eğilimi” olduğunu ifade etti. 


Kapitalizm ile faşizmin buluşması

Bilgen, şunları söyledi: “Dış politikada da iç politikada da artık her şey devletleşiyor. Ekonomik olarak devletin elindeki imkanlar özel sektörde yandaşlarına peşkeş çekilirken; imkanı, kamu kaynaklarını onlara sunarken; sivil toplum, demokratik kitle örgütleri, sendikaları da devletleştirme eğilimi içerisine giriyorlar. Bu kapitalizmle faşizmin yeni Türkiye fotoğrafında buluşmasıdır.” 


50 paket geldi geçti 

Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği (GABB) Eşbaşkanı Serhat Kadırhan ise hükümetin 90’lardan bu yana muhtemelen 50’nin üzerinde ekonomik paket hazırladığını hatırlatarak, “Bu paketlerle bölge halkını taleplerinden vazgeçireceklerini düşünüyorlar. Ama şimdiye kadar olduğu gibi yine başarı sağlayamayacaklar” dedi. Açılan paketlerin halka yansımasının sıfır olduğunu ifade eden Kadırhan, “Tersine devlete, AKP’ye yakın kişiler ihale yoluyla işleri alıyorlar. 35 milyarlık paketin Şırnak’a düşen payının kimlerin cebine gireceğini size şimdiden söyleyebilirim. Çünkü daha önce de aynı pratik yaşanmıştır” diye konuştu.  


İşbirlikçileri semirtme politikası

“Bu aslında bölgenin ekonomik durumunu düzeltmekten ziyade kendi yandaşlarına semirtme politikasıdır” diyen Kadırhan, açıklamalarını şu somut örnekle destekledi: “Ben de belediye eşbaşkanı olarak yeni öğrendim. Kentin alt yapı ve içme suyu için geçen Perşembe ihale yapmışlar. Biz belediye olarak yaparsak maliyeti 500 bin TL’ye gelecek ama onlar 1.5 milyon TL’ye ihaleye çıkarıyorlar. Davetiyle çağırıp peşkeş çekiyorlar. Halbuki orada 1.5 milyonluk bir iş yok, kalan 1 milyonu dağıtıyor; AKP il teşkilatına, ilçe teşkilatına paylaşıp iç ediyorlar.”


Cezalandırma ve göçü teşvik

Hükümetin, “Biz bölgeyi kalkındıracağız, yaraları saracağız” iddialarının gerçek dışı olduğunun altını çizen Kadırhan, “Yaşanan tümden cezalandırma politikasıdır” diyerek şunlara dikkat çekti: “Şırnak’ın Silopi ilçesinde de TOKİ inşaatları başlatıldı. Sur’daki politikanın aynısı dayatılıyor; İstanbul’dan, Urfa’dan size ev verelim ya da bunu istemiyorsanız buradaki evinizin parasını veririz ama bir şartla, burada ev yapmayacaksınız, burayı terk edeceksiniz. Bu apaçık bir cezalandırma projesidir. Bu halkın talepleri yerine gelmeden hiç bir plan, proje, paket ve dizayn sonuç vermez.”


Nasıl el koyacaklarını da bilmiyorlar

DBP’li belediyelere yönelik kayyum meselesinin neredeyse 8 ayı aşkın süredir hükümetin gündeminde olduğunu hatırlatan Kadırhan, şunları söyledi: “Bir hafta on gün önce de elimizde bir yasa taslağı hazır dediler ama hazır olan bir şey yok. İnanın nasıl yapılacağına ilişkin onların da bir fikirleri yok, çünkü hukuki bir alt yapısı yok. Buna rağmen kayyum için bir düzenleme getirecek. Halkın iradesi, Kürtlerin temsilcilerini cezalandırma, sivil toplum kuruluşlarını yok etme, ortadan kaldırmaya dönük çabalar beyhudedir.”  


Sorunların üstüne çarşaf germe


Yıkılan kentlerde hayata geçirilmeye çalışılan kentsel dönüşümün aslında bir nüfus politikası olduğunu vurgulayan HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sezai Temelli, “Revize edilmiş bir Şark Islahat Planı diyebiliriz buna. Yerinden yurdundan edilenlerin yerine yurduna dönmesini engellemeye yönelik bir çabadır” dedi.

Eşbaşkan Yardımcısı Sezai Temelli, Türkiye’nin hem içte hem de dışta ciddi bir sıkışmışlık yaşadığının altını çizerek, “Hükümet kendisini ayakta tutacak tek şey olarak iktisadi hareketliliği, ekonomideki canlanmayı görüyor. Bu şekilde bütün bu sorunları öteleyebileceğini ya da bu sorunların üzerine bir çarşaf gerebileceğini düşünüyor. Teşvik paketi de bu anlayışla hazırlanmış” diye konuştu.


Suriyelilerden ucuz iş gücü

Başbakan Yıldırım’ın açıkladığı “Aceleye getirilmiş, telaşla hazırlanmış” söz konusu teşvik paketinin Türkiye’nin iktisadi sorunlarına katkı sağlamayacağını aksine yapısal sorunlarını kronikleştirerek yeni sorunlar eklediğini kaydeden Temelli, şu örneği verdi: “En temel sorunlardan birisi Suriyeli mülteciler meselesidir. Bu paket açıklanmadan bir gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’Suriyeli mültecilere vatandaşlık verileceği’ yönünde beyanda bulundu. Oradaki meramı belki kendisine oy devşirmek olabilir ama onun ötesinde baktığımızda görüyoruz ki, hükümet Suriyeli mültecilerden ucuz iş gücü yaratma peşinde. Bu ucuz iş gücüne bağlı olarak da özellikle Kürdistan’daki yatırımların desteklenmesini amaçlıyor.”


Ayakta durma çabası

Hükümetin Rusya ve İsrail’le anlaşmasının da bu kapsamda ele alınması gerektiğini savunan Temelli, şöyle devam etti: “Hükümetin turizm meselesinde Rusya’dan özür dilenmesi, doğal gazla ilgili İsraille anlaşması gibi dış politikadaki ekonomi endeksli gelişmeler gibi içeride de yatırım teşviki yoluyla ekonomiyi canlı tutmak, kısa süreli çözümler üreterek ayakta durma çabasının Türkiye’nin en temel sorunlarına hiçbir katkı sağlamayacaktır. Ne Kürt sorununa ne de Türkiye’deki toplumsal meselelere çözüm olmayacağı çok açık, net.”


Palyatif çözümler

Yıkım yapılan yerlere yönelik TOKİ’ci bir anlayışla kentsel dönüşüm projesini hayata sokmak, yurtdışından gelebilecek yatırımları Türkiye’de daha fazla teşviklemek, kurumlar vergisi indirimi gibi, bölgede yapılacak yatırımlara geçmişte olduğu gibi vergi desteği ya da kredi desteği vermek, faiz indirimi gibi uygulamaları tekrardan devreye sokmak, bütün bunların palyatif türden çözümler olduğunun altını çizen Temelli, son olarak şunu ekledi: “Yıkılan kentlerde hayata geçirilmeye çalışılan kentsel dönüşüm sadece kentleri yeniden çarpık anlayışıyla imar etmeye dayanmıyor aslında bir nüfus politikasını da hayata sokmaya çalışıyorlar. Revize edilmiş bir Şark Islahat Planı diyebiliriz buna. Bu yatırım anlayışında yerinden yurdundan edilenlerin yerine yurduna dönmesini engellemeye yönelik bir çabayı görüyoruz.” 


22 ilçede 64 yasak


Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla AKP hükümeti tarafından Temmuz 2015’te başlatılan savaş kapsamında Amed, Şırnak, Batman, Hakkari, Mardin, Muş ve Elazığ’ın 22 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 64 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. HDP Genel Merkezi Enformasyon Masası’nın 21 Haziran verilerine göre ablukaların halen devam ettiği Cizre, Silopi, İdil, Şırnak, Gever, Nusaybin ve Sur’un da bulunduğu ilçelerde 825 kişi katledildi. Bu kişilerden 200’ünün kimlik bilgileri henüz tespit edilebilmiş değil. Türk devletinin tanklardan savaş uçaklarına kadar her türlü gücünü yığdığı Kürt kentlerine açılan savaşta JÖH ve PÖH’lerin yanı sıra korucular da aktif yer aldı. Yaşam alanlarının yerle bir edildiği, kamulaştırma adı altında gasp edildiği kent merkezlerinden Türk devletinin saldırıları sonucu 400 bini aşkın kişi zorunlu göçe tabi tutuldu. 


Hazırlığı yapılan vaatler

AKP hükümeti yarattığı bu tabloyu ‘ekonomi ve sosyal paket’ ile ortadan kaldıracağını iddia ediyor. Henüz açıklanmayan ancak hükümet yakını medyaya yansıyan paketin ayrıntıları şöyle: 

* 5 yıl sürecek ve yaklaşık 35 milyar lirayı bulacak bir üretim ve altyapı projesi hayata geçirilecek.

* Bütün bölge illerini kapsayan 4 cazibe merkezi oluşturulacak.

* Devlet bölgeye fabrikalar yapacak, özel sektör işletecek. 

* Üretilenlere 5 yıl alım garantisi verilecek ve devlet satın alacak. 

* Bu fabrikalarda teknolojik ürünler hariç kamu, devlet ne tüketiyorsa hepsi ürettirilecek. 

* Bölgede yeni baraj ve yeni sulama projeleri duyurulacak. 

* TOKİ’nin Silopi’de inşaatlarına başladığı, diğer yerlerde ise zarar tespiti çalışmalarının tamamladığı projeler hakkına bilgi verilecek. 

* Bölgedeki okulların yenilenmesi, yeni okulların yapılması yaz boyunca tamamlanacak. Sözleşmeli öğretmenlerin atamaları yapılacak.

* Öğretmenlerin bölgede kalmaları için 5 yıl kuralının yanı sıra farklı ücret politikası da uygulanabilecek.

* DBP’li belediyelerin kayyuma devredilmesine olanak tanıyacak düzenleme Meclis’e gönderilecek.

* STK’ler da bu çalışmanın konusu olacak. 

* İdari olarak da İçişleri ve Maliye Bakanlığı bünyesinde özel bir denetim birimi oluşturuldu. 

* Dernek, vakıf gibi kuruluşların yöneticilerine yargı yolunun açılmasına ilişkin düzenlemeler gündeme gelecek. 

* Bu düzenleme, internet siteleri ve medya gruplarını da kapsayacak.



ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ