Bir kış daha bitiyor. Zorlu, tehlikeli, ağır bedellerin ödendiği, büyük acıların yaşandığı bir kış! Ondan daha fazlası direnişin hiçbir dönemde olmadığı kadar Kürdistan'ın neredeyse her alanına yayılarak yürütüldüğü bir kış! Mehmet Tunç gibi yüzlerce Kürt gencinin “yarını düşündüğümüzde seve seve canımızı veririz” dedikleri ve öz yönetimlerini savunmak için canlarını verdikleri bir kış! Büyük umutların, hayallerin, sevinçlerin, öfkelerin yaşandığı bir kış! Zafere ulaşmanın önündeki son engelin aşılacağı vaktin geldiği bilinerek günlerin sayıldığı, baharın gelişinin iple çekildiği bir kış! 

Ekilmiş tohumların filizlendiği, onlarca yılda her türlü zorluğa rağmen büyüyüp/büyütülüp ağaç haline geldiği ve artık meyve verme zamanının geldiği son bir kış!

Köklerini derine salmış fideye artık ne kar, ne fırtına, ne sel, ne de başka bir şey zarar verebilecek. Her gün, her ay, her yıl daha da büyümesi sağlanmaya çalışılan fide, şimdi dallanmış, budaklanmış. O gün, beklenen gün, yani çok yakın zamandaki gün ya da belki yarın tomurcuklar hafif bir esintiyle bile patlayacak, çiçekler ve yapraklar açacak. 

Son bir kış! 

Yeşilin örtülüğünde mor, sarı, kırmızı, beyaz renkteki kır çiçekleriyle bezenmiş dağlar daha heybetli bir hal almış. Yalancı baharlar da aşıldı, dağlardaki renk cümbüşü erkenden gelen baharı müjdeledi. Artık sert, yıkıcı, yok edici rüzgarlar gitmiş, yerini insanın yüzünü okşayan, çektikçe bir daha çekerek ciğerlerine doldurmak istediği temiz ve insanı ferahlatan bir havaya ve güzel bir esintiye bırakmış. Bundan sonra ne olabilir ki! Yağacak yağmur, soğuk hava, fırtına sadece ağaçların, çiçeklerin daha da büyümesine vesile olacak. Karakışın bittiğinin habercisi olan cemre de düştü bir kere yere. Artık hiçbir şey zorluklarla büyüyen ağacın kökünü sökmeye yetmeyecek. 

 Baharın gelişi, yaprakların açması, doğanın yeşil renginin bütün tonlarını ortaya koyması insanı coşturuyor. Ayrı bir moral veriyor. Müzik gibi, resim gibi...  Belki çoğu insan baharın gelişini fark etmez bile, fark edenler de bu durumu sadece mevsimsel olarak görür. Ama doğayla içi içe olanlar baharın nasıl yeniden doğuş olduğunu bilir. Tabii daha da önemlisi baharda yaprakların açılışına şahitlik etmek, görebilmek, onları hissetmek! Dalların hafif bir rüzgarla dans etmesini, tomurcukların kızılımsı kahverengindeki kabuklarından çıkıp yeşil rengini göstermesini izleyebilmek… 

Herhalde kimse gerilla kadar hissetmez, gözlemlemez bu doğa harikasını. Çünkü baharı kendisi için de kök salma, büyüme, tomurcuklanma, açılma olarak görür. Tomurcuğu, tomurcuklanmayı, baharı bütün evreleriyle görür ve doğanın bu kendini var etme tazelemesini halkına, kendisine benzetir. 

Gerilla, tomurcukların patlamasını sağlayan asıl şeyin küçük de olsa bir esinti, bir rüzgar olduğunu bilir. Kışın zorluklarından sonra bahar, sıcak havalar tomurcuğu olgunlaştırır, ama yaprağın açılmasını sağlayan hafif de olsa bir esinti, biraz rüzgar. Tıpkı halkının onlarca yılda verdiği bedellerle kök salması, büyümesi ve artık zafer kazanacağı baharı yaşamak için gerilla esintisini beklemesi gibi! 

Kürt toplumu gerçek bir baharı yaşıyor. Tomurcuklarını toplamış bir esintiyle patlama noktasına gelmiş, renginin bütün güzelliklerini ele güne göstermeye hazır halde duruyor. Gerillanın baharın gelişiyle bir esinti olup Xızır gibi yetişmesini bekliyor. 

AKP iktidarının soğuk, donduran karakış karakteri zorlukları, zulmü, baskıları, katliamcı politikaları miadını doldurdu. Kürt halkı direnişiyle, mücadelesiyle bunun sonunu getirdi. Halkların kendi rengiyle kendini var ettiği ve koruduğu bir dönem başlıyor. AKP'nin bundan sonraki saldırganlığı sadece bu direnişin daha da büyümesine vesile olacak. Belki çok önceleri, Kürt ağacı büyümemişken kökünden sökülüp çıkarılabilirdi, tümden ortadan kaldırabilirdi, ama o şans da yitip gitti kültürel soykırımcı doğa katliamcısı sömürgeci güçlerin elinden. Kürtler bereketli kendi topraklarında köklerini derine saldı, dallandı, budaklandı, kocaman ağaç oldu. Tüm dünyaya meyvelerini verecek bir noktaya geldi. Artık hiç kimse Kürt ağacının meyvelerini kendi toplumuna, dünyaya ulaştırmasına mani olamaz. Kürt ağacı için kışın bitişi demek, yok edilme tehlikesinin bitişi, yani AKP faşizminin bitişi demek oluyor. 

Cizre’deki direniş de, Sur’daki direniş de bunun açık kanıtıdır. 

PKK'nin Kürt halkına kazandırdığı en büyük şey, Ortadoğu’nun gerici despotizmiyle batının ulus-devlet zihniyetini kendinde harmanlamış faşist Türk devleti karşısında ölümüne durabilecek ve direnecek Kürt toplumunu ortaya çıkarmaktır. Ölümden korkmayan bir halk gerçekliği var artık. Bu toplumsal gerçeklik Kürt baharını açığa çıkarmış bulunuyor. 

Kürt toplumu yaşadığı devrimi zaferle taçlandıracağı bir döneme girmiş bulunuyor. Varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama süreci! Bu devrim sürecinin zafere ulaşması için çok acılar yaşandı, çok bedel ödendi. Hala da yaşanıyor, ama deri yüzülmüş, kuyruğuna gelinmiş artık. Kurumuş bir ağaca dönüştürülmüş Kürt toplumu kendini var etme yeteneğini gösterdi. Kürt gençleri toplumun kurumuş damarlarına kendi kanını vererek hayat suyu oldu, can verdi ve diriltti. Şimdi dirilmiş bu halkın ayağa kalkacağı, sapasağlam yere basacağı ve koşacağı bir dönem yaşanıyor. Doğa da, ortam da, dostlar da düşman da, Her şey buna uygun. 

Şimdi zafere koşma zamanı!