Bakmayın böyle havuz medyasının gürlemesine, konuları saptırmasına, algı yaratmaya çalışmasına. Her geçen gün yıkılan bir iktidarın çaresiz saldırışları, onu kurtarmaya çalışırken daha da batan bir medya görüyoruz.
Elini attığı her şey elinde kaldı. Yaklaşık bir yıl önce Kuzey Kürdistan'a dönük başlatılan saldırılar, kentlerin yıkımı onlarca insanın katliamıyla sonuçlandı. Amaç halkı göçertmek, Kürdistan'ı insansızlaştırmaktı. Olmadı, başaramadı. Türkiye'de savaş politikalarına karşı çıkan aydınları tutukladı, işten attırdı. Artık kimse iktidara karşı gelmez sandı, yine olmadı, aksine cephe büyüdü. Türkiye'nin sosyalist kesimlerine yöneldi, Suruç’ta onlarca gencin katledilmesine göz yumdu, bunun karşısında bırakalım insanların sinmesini, korkmasını; demokrasi bloğu oluşturma arayışları arttı.
Gazetecilerin haber hakkına ve gazeteciliğe saldırdı. Tutukladı, işkence etti, ölümle tehdit etti ve ediyor. Azıcık muhalefet eden bütün basın yayın organlarını susturmak için her türlü gerekçe üretildi. Nafile, her geçen gün dayanışma artıyor. Son olarak Özgür Gündem Gazetesinin nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Yazar Ahmet Nesin'i tutukladılar. Ertesi gün onlarca gazeteci nöbetçi genel yayın yönetmeni olmak için başvuru yaptı.
AKP Hükümeti en çok kadınlara vurdu, katletti, yaşam alanlarından uzaklaştırmak için uğraştı, ama en çok da kadınlar direndi.
Direnenler bunlarla sınırlı değil tabii; işçiler, liseliler, üniversiteliler, avukatlar gibi birçok kesim AKP'nin anti demokratik politikalarına karşı direniş halinde. Geçen bir yıllık dönemde oldukça dağınık olan bu kesimler son dönemlerde bir araya gelme çabası içerisinde.
Bu kesimlerin yansıyan ortak paydaları; AKP ve Erdoğan'ın savaş politikalarına, insan hakları ihlallerine tekçi zihniyetine karşı gelmeleri, anti demokratik toplum, eğitim, emekçi, memur politikalarını reddetmeleri ve Kürt halkının yanında olmalarıdır.
Tabii ki en sert yönelimler Kürt halkının, kurumlarının yanında olanlara yapılıyor. Amaç Kürtleri yalnızlaştırmak. Kürtlere ise biat ettiremediklerini ya katletmek, ya da tutuklamak. Diğerlerini ise korkutarak biat ettirmek.
Bu politikanın da sonuç almadığı ortadadır. HDP'yi meclis dışına iterek Kürtleri, Ermenileri, Alevileri, Süryanileri, sosyalistleri, işçileri ve kadınları siyaset dışı bırakmayı hedeflediler. Ancak bu da sonuç almayacak. Çünkü siyaset esas toplum için ve toplum içinde yapılır. Değişim oradan başlar. Talepler oradan ortaya çıkar. Zaten meclis işlevsiz. Erdoğan fiili olarak yönetir. Kaldı ki bunu bütün yöneticileri de söylüyor. Henüz yasaları oluşturulmadı ama gerçek böyle.
Son olarak DBP'li belediyeler gündemde. Kayyum atayacaklarmış. Yasal hazırlıklarının uzun süredir yapıldığını açıkladılar zaten.
Kısacası Kürdistan'da yürütülen savaşla Kürtleri yok etmek, Türkiye'nin diğer halklarını da biat ettirme, dizayn etme, anti demokratik, tek ırklı, tek dilli, tek dinli bir toplum yaratma çabaları sürüyor. Bundan da sonuç almadılar ve almayacaklar. AKP, tam da bu politikalarla baltayı kendi ayağına vurdu. Geçen yıllarda sadece Kürtler teröristti. Artık Türkiye'nin aydınları, sosyalistleri, gazetecileri, işçileri, öğrencileri, kadınları 'terörist'. Yani muhalefet eden bütün herkes.
Türkiye toplumu ilk kez 'terörist' kavramı adı altında nelerin yapıldığına, toplumun nasıl dizayn edildiğine, nasıl susturulduğuna bu kadar yakından ve yakıcı şahit oldu. Esas sorunun Kürtler olmadığını, sistemin temelden bozuk olduğunu görmeye başladı.
Dolayısıyla Can Dündar'ın dediği gibi 'terörist' cephe büyüyor. Ve anlaşılan bu yaz sıcak geçecek. Ama bu sıcaklık sıcak çatışma ortamıyla ilgili değil. Toplum ısınıyor toplum.