Günümüz dünyasında hiç ağızlardan düşmeyen bir konu da politika olmaktadır. Politika kavramı en fazla antipati uyandıran ve merkezi uygarlıktan günümüze kadar devlet-iktidar ile özdeş kılınan bir kavram olarak bilinmektedir. Politika sanki devlet, iktidar-siyaset işiymiş gibi görülüp, tıpkı ahlak ve özgürlük kavramları gibi çarpıtılarak, toplumdan uzak tutulur, hatta politika adına toplum üzerine baskı, sömürü ve savaşlar uygulanarak bunlarla özdeş kılınırlar. Politika kelime olarak Grek kökenli olup ‘şehir yönetimi’ ‘kent yönetimi’ anlamına gelmektedir. Fakat toplumsal bir olgu olarak tanımlandığında ise toplumun yaşamsal çıkarlarını ilgilendiren, eşit, özgür irade ile kendisini yöneten, güvenliği için öz savunmasını geliştirmiş, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda yürüttüğü işler olarak tanımlanabilir. Önderlik politikaya ilişkin; “ politikanın öz anlamını özgürlük sanatı olarak belirlemek, maksadı daha iyi ifade etmiş olabilir.” tanımlamasını yapmıştır.

İktidar, devlet alanları politikanın, özgürlüğün inkâr edildiği alanlardır. Politika iktidarla, devlet yönetimleriyle eş tutulamaz, devlet bir iktidar kurumudur. Fakat politika toplumun öz yönetimidir. Bizler tekrar tarihsel toplumun özüne dönersek, kendi yaşam tarzını örgütlerken ihtiyacının ne olduğunu tespit eden doğal toplum gerçekliği, kendilerini korumayı, beslemeyi ve barınma mücadelesi yürütür, bu konuda kendi kararlarını kendileri verir, günlük yaşam ihtiyaçlarını ortak, kolektif bir özyönetimle belirler. Politika, Politik işler olarak bakılır ve toplumsallıkla bağlantılı, toplumun hayati çıkarlarıdır, onun sürekli çalıştığı yapısal ve işlevsel kıldığı anlamlı bir yaşam biçimidir.
Politikanın karakterinde sürekli yaratıcılık esastır, hep yeniyi arayan, tartışan ve esnek bir yapıya sahip özelliği vardır. Zira kapitalizmde politika, yenilikten, yaratıcılıktan çok uzak, adeta toplumsallığı bitiren bir yapıya sahiptir. Birey, toplumsallığı ile bireydir. Fakat kapitalizm, bireyi liberalleştiren, tekleştiren bir zihniyet ile yaklaşarak bireyi toplumsallığından uzak tutmaktadır. Toplumu tüketerek, kapitalistin bireyini yaratmaya çalışmaktadır. Bireysel özgürlük, bireysel hak arayışları tamamen kapitalist sistemin bir ideolojisidir. Bir birey veya toplum ne kadar politikadan uzak düşerse o kadar iktidara ve köleleşmeye zemin sunar. Dolayısıyla Politikada bireye düşen rol kuşkusuz kapitalist modernitenin bireysel hak ve özgürlükler dayatmasına karşılık sonuna kadar politik mücadele yürütmektir. Politikayı devletin, iktidarın tekelinden alarak, toplumun kendisine kazandırmak günümüz açısından elzemdir.
Toplumlar ve ya bireyler başkalarına ( devlet, iktidar, kapitalizm) hizmet etmekten çıkıp, kendi özgürlükleri, iradeleri, kimlikleri için demokratik bir mücadele tarzını yürütmeli, ahlaki olmayı hedeflediği kadar, politik toplum olmayı da düşünebilmelidir. Bu mücadele ahlaki olduğu kadar, hukuki, hukuki olduğu kadar politik, politik olduğu kadar da demokratik ve özgürlükçü bir temelde olmalıdır. Toplumsal adaletin, toplumsal politika ile bağının gelişmesinde demokratik siyasetin rolünün de önemi büyüktür. Demokratik siyaset yürütülmeden toplumun adaletinden, özgürlüğünden, politikleşmesinden bahsetmek yanlış ve yanılgılı bir yaklaşım olur. Politikaya açık olan bir toplum, gelişmeye de açık demektir. Politikleşen toplum özgürleşen toplum demektir. Bunun için, demokratik siyaset, politik toplum olmada en temel yol ve yöntemdir. Mesela birey toplumsallığı için, dili, kültürü, savunmasını ve kendi ekonomisinin politikasını geliştirebilmeli, bunun için eyleme girebilmelidir.
Kuşkusuz gelinen aşamada Kürt toplumu kendi politik mücadelesini yürütmekte, bu yönlü sistemini de geliştirmektedir. Fakat bu yeterli değildir. Politik alanda daha fazla kurumlaşmalar olmalıdır. Partiler, sivil toplum kurumları, adalet divanı, hukuk, eğitim akademileri vb. kurumlar toplumun iradesini temsil edecek ve bunlar üzerinde kendi kendisini yönetecek politik kurumlardır. Bu kurumların esas rolleri ise zihniyette bilinç kazanma, yani eğitim, tartışıp karar alma ve pratikleştirme yeridir. Özcesi politika yeniden toplumsal yaşama girmelidir. Burada özellikle kadının politikada yeri de çok önemli. Beş bin yılı aşan erkek egemen aklın yürüttüğü politikalar günümüz itibariyle toplumsal sorunları çözmeye artık güç getirememektedir. Kadın aklının yürüteceği politika, devlet-hiyerarşi karşıtı bir politikadır, yani toplumsal içeriktedir. Bu anlamda toplumu yeniden inşa edecek, özgür, demokratik ve daha adil bir yaşama kavuşturacak kuşkusuz kadın aklı ile yürütülecek olan politikadır. Politikanın her alanında (sosyal, siyasal, hukuki, kültürel, ekonomik, eğitim vb.) kadın daha aktif rol oynamalı, bu kurumların öncü gücü haline gelebilmelidir.
Politika, toplumsal adaletin gelişmesinde önemli rol oynamalıdır. Nitekim yürütülecek politika en başta iktidar ve devlet kurumlarından uzak olmalıdır. Toplumlar kendi politikalarını belirlerken devlet ve ya sistemden bir beklenti içerisinde olmamalıdır. Devlete muhtaç bir toplum politikası asla özgür iradeyi, demokrasiyi, ahlakı temsil edemez, geliştiremez. Geliştirilmesi gereken politika devlet zihniyetine, devlet politikasına karşı bir politika olmalıdır. Toplumsal politika kimseden istemeden kendi öz iradesiyle kendisi yaratmalı, geliştirmelidir. Toplum kendi politik kurumlarını geliştirmeli fakat bu kurumlar başta toplumsallığı, komünal yaşamı ve kolektifliği esas almalıdır. Meclisler, yerel yönetimler bu kurumları örgütlemeden sorumludurlar. Mesela dil yasağımı var, devletten isteyeceğine kendi kurumunu kendisi oluşturmalıdır. Örneğin, toplumu öyle örgütle ki, her ev bir okul, her ağaç altı bir akademi olsun. Bunu örgütleyecek ve bir yaşam tarzına kavuşturacak kuşkusuz kadın aklının hâkim olduğu bir politika ve bu uğurda yürüteceği radikal mücadelesi belirleyecektir.