
4-5 Aralık’ta Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilen 10.Kürt Konferansı sırasında görüştüğümüz Kaya ile 4 yıllık belediye başkanlığı dönemindeki çalışmalarını, özellikle deprem sonrası halkla olan ilişkilerini ve seçim çalışmalarını konuştuk.
2014 seçimleri yaklaşıyor. Çalışmalarınız nasıl gidiyor?
Biz karşı tarafın göstereceği adaya göre seçim stratejisi izlemiyoruz. Şüphesiz her parti, siyasi yapı seçimi kazanmak ister. Biz seçimlere kazanmanın ötesinde, bir referandum niteliğinde bakıyoruz. Yıllardır Kürt sorunu, Kürtlerin talepleri söz konusu olduğunda partiler, bölgede aldıkları oy oranına göre kendilerini muhatap olarak görüyorlardı. Bu yüzden bizler seçimi sadece kazanmak değil, kazanırken de çok büyük oy farkı ile kazanmak istiyoruz. Yüzde 70, yüzde 80 ile kazanmak istiyoruz. Sadece Wan’da değil Kürdistan’ın her yerinde iddialıyız. Bu çerçevede hazırlanıyoruz.
Kendimize güveniyoruz
Wan’ın özgünlüğüne baktığımızda ise şunu söyleyebilirim: Biz Wan’da iddialıyız ve hiçbir belediyeyi AKP veya diğer bir partiye vermeyeceğimize inanıyoruz. Bu konuda kendimize güveniyoruz. Çalışmalarımızın gidişatı, halkın katılım düzeyi ve tutumu da bunu gösteriyor. Seçime dört ay kaldı ve son bir buçuk ayda seçimin atmosferi netleşir, heyecan da artar. Ancak bizler Wan’da bu atmosferi şimdiden yakalamış durumdayız.
Geçtiğimiz dönemden bu yana Wan halkına hangi hizmetleri götürdünüz?
İlk günden itibaren halkla birlikte karar alacağımızı söyledik. Tepeden inme anlayışla bir toplum mühendisliğine soyunmayacağız, dedik. Biz halkımıza ‘şeffaf belediyecilik yapacağız’, ‘halkın kaynaklarını halkın ihtiyaçları doğrultusunda ama eşit bir şekilde dağıtacağız’, ‘belediye yönetiminde ayrımcılık yapmayacağız’, ‘demokratik şeffaf belediyecilik yönetimi sergileyeceğiz’ sözlerini verdik.
İnsanların temel ihtiyaçlarının ne olduğunu en iyi bilenler, o yerleşim biriminde yaşayanlardır. Kendi sorunlarını en iyi tespit edenler, en doğru teşhisi koyanlar, yaşayanların kendileridir. Belediyeyi aldığımızda ilk olarak ‘Wan’ın ihtiyaçları, temel sıkıntıları nelerdir’ konusunda ayrıntılı bir araştırma yaptık. Kentin altyapısında yüzde 40-45’lik bir eksiklik olduğunu tespit ettik. Yine bazı konularda yüzde 50’yi aşan eksiklikler vardı. Sıkı çalışarak bu sorunları hemen hemen yok ettik. Bütün sorunların yüzde 90-95’ini giderdik. Bunun yanında kentin üst yapısına yönelik çalışmaları da gözardı etmedik. Kentin temel ihtiyaçlarını ele aldık. Yeşil alanda önemli çalışmalar yaptık; sosyal alanları geliştirdik.
Depremi mazeret göstermedik
Tabii ki Wan’ın kendine has sorunları var. Örneğin 90’lı yıllarda zorla göç ettirilmeleri ve köylerinin yakılmasından sonra insanlar bir şekilde Wan’a yerleşti. Bu insanlara en azından rahat bir yaşam ortamını tesis etmek için çabalarımız oldu. Şüphesiz Wan halkı bu çalışmalarımızı takdir edecektir.
2009 yılından bu yana halkın karşısına çıktığımız andan itibaren söylediklerimizin arkasında durduk ve hedeflerimizin yüzde 90’ını gerçekleştirdik.
Elbette bizim de eksiklerimiz olmuştur. İki deprem yaşadık. Ama bunu hiçbir zaman mazeret olarak göstermedik.
AKP’nin Kürdistan’a yönelik oynamak istediği sinsi bir oyunu var. Bu ‘aç bırak, oyunu al’, ‘aç bırak dize getir, kimliğinden kopar’ oyunudur. Bu oyunun en ağır örneğini Wan halkı deprem sonrası bizzat yaşadı. AKP Hükümetinin yardım ekipleri üç gün boyunca Wan halkının yardımına koşmadı; enkaz çalışmaları yapıp, saatlerce enkaz altında sıkışmış, yaşam dalına sarılan insanları kurtarmadılar.
Sistem, muhtaç etmek istiyor
Bu tümden bir sistem meselesidir; sadece AKP’ye has bir olay değildir. Bütün iktidarlar, insanları bir şekilde kendisine muhtaç hale getirmek ister. AKP siyasal sistemin en üst temsilcisi olarak bunu Wan’da yaptı; bütün bölgede yapmaya çalışıyor. AKP insanları ekonomik zorluklarla kendisine bağlamaya, onlara hükmetmeye çalışıyor. Bu Wan depreminde çok net ortaya çıktı.
Bir olay daha var: Deprem sürecinde hem toplanan yardımın kaybolduğu hem de devlet kaynaklarının şeffaf bir şekilde kullanılmadığı konusu Wan’da çok konuşuluyor. Bunda gerçeklik payı da çok yüksektir. Çünkü Wan’a birçok kamu kuruluşundan ya da sivil toplum kuruluşlarından ve uluslararası kuruluşlardan çok fazla yardım geldi. Fakat bu yardımların nereye gittiği, nasıl kullanıldığı konusunda tek bir kelime söylenilmedi; halkla bilgiler paylaşılmadı. İnsanlar bu konuda haklı olarak sorguluyor. Başarılı bir yönetim sergilenmedi.
Merkezi hükümet, yereli katmadan, yerelle ilişki geliştirmeden, yereli görmezden gelerek bunu yaptı. Tabii ki halk içinde buna karşı tepki var. Bu şeffaf olmayan yönetimin artık bir şekilde hayatlarından çıkmasını istiyor.
Fiziki bir takım iyileştirmeler oldu. Ancak bunu da insanlar kendileri başardı. Devlet TOKİ’ler üzerinden bir şeyler yapmaya çalıştı; ama bu ticarete döküldü. Wan’a ait araziler üzerinde -ne kadar hazineye ait olsalar da sonuçta Wanlı’nın mülkiyetidir- 35 bin-40 bin liraya mal olmuş binayı, 80 bin liraya sattı. Buna da ‘sosyal konut projesi’ denildi.
Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde, aslında ciddi bir sistem sorunu var. Biz de zaten bunun alternatifini yaratmak için uğraşıyoruz. Bu sistemi aşmamız lazım. Bunun için toplumsal bir sistem örgüsü peşindeyiz. Projemizin ismi de bu.
Avrupa’da yardım kuruluşları, sivil toplum örgütleri tarafından Wan için geceler düzenliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuda belediyemize birçok başvuru yapıldı. Ama hangisi nerede, tam olarak ne yapılıyor konularında çok fazla bilgi sahibi değiliz.
Şu anda Wan merkezde konteyner kent dediğimiz geçici yerleşim alanlarında yaşayan 120 aile var. Yine Erçiş‘te de bir o kadar aile konteyner kentinde yaşıyor. Bu konteyner kentler, deprem sonrasında geçici bir süre için barınma merkezleri olarak kuruldu. Devlet o gecici barınma koşullarını da engellemeye çalışmakta. Sosyal donatımlarını kaldırdı, elektriği kesti. İnsanlar ciddi biçimde mağdurlar. Belki 5 bin ya da 10 bin mağdur var; ama bunların kategorileri var. Mağduriyetleri aynı olmayan insanlar, aileler var.
Depremzedeler sosyal konut istiyor
Biz ilk günden itibaren ısrarla “devlet elektriğini de verse, burada sürekli yaşayın da dese, biz burada yaşamı insanlarımıza layık görmüyoruz” dedik. Ancak insanlarımız doğal olarak, “Sosyal bir hukuk devletinin vatandaşıysak, devlet afet altında vergi topluyorsa, birer afetzede olarak bu şehirde yaşıyorsak, bizim için sosyal konut projesi üretmesi lazım” diyor. TOKİ’nin kredi değil de sosyal konut vermesini istiyorlar. Ancak merkezi hükümetin böyle bir niyeti hiç olmadı. Yerel bürokrasi -valilik için söylüyorum- çok inisiyatif sahibi değildir. Biz belediye olarak ara çözümler öneriyoruz. Ancak önerilerimiz depremzedeler tarafından kabul görmüyor. Bir kilitlenme durumu var.
Ara formül dediğiniz nedir?
Bizler bu insanları belli bir süre için kiralık evlere yerleştirmeyi, belediye olarak da bu evlerin, dairelerin kiralarını karşılamayı teklif ettik. ‘Biz kiraları öderken devlet de yerel projeleri hayata geçirsin’ dedik. Ev bulma sözü verdik; kiraları da geçici bir süre için de olsa rahatça karşılayabilirdik. Fakat mağdurlar asla böyle bir kira yardımına yanaşmıyor.
Devlet bugün o projeye başlasa bile en az bir yıl sonra bu evleri teslim edecek. Mağdurlar ısrarla bu proje için söz almayana kadar konteyner kentten çıkmak istemiyor.
Bu durum hem vicdani olarak hem de siyaseten bizi zorluyor. İnsanların sizden bir talebi olmamasına rağmen duyarsız kalamıyorsunuz. Biz ara formüller için konteyner kente gittiğimiz de insanlar bize “Lütfen bizimle ilgilenmeyin, bizim sorunumuz merkezi hükümetle. Sizin ilgilenmeniz merkezi hükümetle aramızı bozacak” dediler.
Buna rağmen vicdani sorumluluk gereği ilgilenmeye devam ediyoruz. Örneğin, ısıtma problemlerine kısmen bir çözüm bulundu. Yine taşıma, çocukları okula götüren servis konusundaki sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. İnsanlar banyo yapamıyor, o sorunu çözmeye çalışıyoruz. Gıda konusunda yardım etmeye çalışıyoruz. Ama insanlar, bu tür ufak yardımların asıl yardım göndermesi gereken devletin önüne geçmesini istemiyor.
Bir yandan taleplerine saygı gösteriyoruz; ama diğer taraftan vicdani sorumluluğumuz var. Uzak duramıyorsunuz. Dolasıyla bizim zorlandığımız, onların da ikilemde kaldığı konu bu.
Hükümet sadece ‘yok’ diyor
Tabii ki kampanyaları, dışarıdaki insanların iyi niyetini anlıyoruz. Desteklerini zaten deprem döneminde de yanımızda hissettik. Ama insanların şimdi tek talebi devletten. O da bedelsiz sosyal konut. Bu konuda elimiz bağlı. Çünkü bizim belediye olarak bütçemiz belli. Ve mağdur olarak bilinen bu konteyner kentlerde yaşayan insanların sorunlarına çözüm bulunduğunda Wan’da ve çevre köylerde yaşayan diğer insanların da bu konuda talepleri olacağı kesindir. Karşımıza çıkan çok ciddi bir rakam var. Dolasıyla merkezi hükümetin bu konuda bir çözüm bulması gerekiyor. Ya da öyle bir niyeti olduğunu göstermesi gerekiyor. Ancak merkezi hükümet sadece ‘yok’ diyor başka bir şey demiyor.
Durumu bu insanlara göre iyi olan Wanlılar nasıl yaşıyor? Halen yarı yıkılmış evlerde mi yaşıyorlar?
Bu insanların çoğu kiracıdır. Kentin ekonomisi depremle ciddi bir yara aldı. İnsanlar şu an ekonomik darboğazda. İş imkanı yok. İstihdam alanı yok. Yani kira ödeyecek durumda değiller. Bir şekilde ev bulunuyor; ama iş bununla bitmiyor. Bu insanlar geçimlerini de sağlamak zorunda. Servetini, işini kaybeden insanlar var. Hayatlarını idame ettirebilcek iş imkanından yoksunlar.
Depremden sonra Wanlı olup da diğer metropollerde yaşayan işverenlerin ekonomik yatırımları söz konusu mudur? Ya da Wan’a yatırım yapmak isteyen şirketler var mı?
Depremden sonra Wan ve bölgesi için yatırımlar konusunda bir ilgi var; ama somutlaşan bir şey yok. Halen risk analizleri yapılıyor. Wan, afet bölgesi, ciddi bir deprem bölgesi olarak geçiyor. Şirketler de birçok etkeni bir arada değerlendiriyor.
Tekrar seçimlere dönersek… Yerel seçimlerde BDP’nin Wan Belediyesi başkan adayı olduğunuz kesinleşti. Belediyenizin eksik kalan, yarım kalan projeleri var mı? Yeni dönem için projeleriniz neler?
Temel hedefimiz kentin alt yapısı ile üst yapısını bitirmek. Alt yapıda kısmi sıkıntılar var. Üst yapıda ise, ulaşımı tam sonuçlandırmak üzereyken depreme yakalanmıştık. Sosyal alanlar yaratma konusunda birkaç tane projemiz var. Onları da en kısa zamanda halkımızın hizmetine sunacağız. Bunlar imkanlarımız dahilinde ve halkımızın özverisiyle başarıyla sonuçlanıyor. Halkımızın belediyemize tam bir seferberlikle destek olduğunu vurgulamak isterim. Bu bizim için önemli bir destektir. Diğer projeler de kentin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleşiyor, ona göre proje üretiyoruz.
Wan halkı iki yıl boyunca AKP tarafından nasıl yalnız ve mağdur bırakıldığını gördü. Bu sizce seçimleri etkiler mi?
Gezi eylemleriyle eş zamanlı olarak Erciş’te ormanlık alanlar yakılmak, yok edilmek istendi. Wan halkı bunu yakından izledi, yaşadı.
AKP’yi değil, yeni sistemimizi tartışıyoruz
Bizler, AKP deprem sürecinde neler yaptığını, neler yapmadığını seçim değerlendirmesi yapmıyoruz. Elbette toplumsal bir sorgulama vardır ve bizler de bunu yakından takip ediyoruz; halkımıza da desteğimizi sunuyoruz. Ama bizler, AKP’nin yapmadıklarını, yapamadıklarını konuşmaktan çok ‘nasıl bir sistem istiyoruz’un üzerinde durmayı hedefliyoruz. Bizler ‘kentimizde yeni bir sistemi nasıl inşa ederiz’e kenetlenmiş durumdayız.
Erciş’te insanlar kulübelerde yaşıyorlar. Köyde yaşayan, evi yıkılan, maddi imkanı olmayan onlarca aile var. İnsanlar yıllardır tapusu verilmeyen, hazineye ait arazilerde ev yapmış ve burada yaşıyor. Devlet bu insanları başka yere göçerterek bu alanlarda ev yapmak istiyor. Buralar tarıma elverişli, en güzel arazilerdir. Burada hem doğa katliamı hem köylülerin mağduriyeti hem de tapusuz ailelerin mağduriyeti söz konusu. En makul çözüm, evleri yıkılan insanlara kredi verip evlerini aynı yerde yapmalarını sağlamaktır. Ancak devlet yıkılan evlerin sahiplerinin tapusu olmadığından kredi vermiyor. Devlet inatlaşmaya gitti. Sosyal medyada kamuoyu yaratılınca o arazilerin bir kısmından vazgeçti; ama proje tümden rafa kaldırılmamış.
Wan’da Amed ya da Dêrsim’den sonra bir kale olma iddiası var mı?
Avrupa kentleri için 3000-5000 yıllık bir tarihten bahsediliyor. Tarih kitaplarında 7000 yıllık Wan tarihinden söz ediliyor. Wan’ın böyle bir özelliği var. Bu tarih kime aittir; onu da çok bilmiyoruz. Ermeniler yaşamış, Kürtler yaşamış; ancak kimlikleri gizlenmiş. Ama 90’lı yıllarla birlikte Kürt Ulusal Mücadelesi’nin yükselmesiyle Wan, Kürt kimliğine büründü.
Birinci kale Wan
Yani Kürt kimliğinin tekrar zirve yaptığı dönemlerdeyiz. O yüzden Dêrsim ve Amed’deki halkımız kusura bakmasınlar, biz Wanlılar olarak kendimizi birinci kale olarak görüyoruz. Dêrsim ile Amed ikincilik için aralarında yarışabilir.
Seçim çalışmalarınız nasıl yürüyor?
Arkadaşlarımız yaz aylarından bu yana çalışıyorlar. Gezmedikleri yayla, köy, kasaba, mahalle kalmadı diyebilirim. Hatta bazı köylere üç defa gidildi. Bunlar medyaya yansımadı; ama çalışmalarımız çok güçlü geçiyor. Halkımızın tepkisinin çok olumlu olduğunu da çalışmalarımızda görebiliyoruz. Önümüzde daha dört ay var. Eminim ki BDP olarak bu kazandığımız seçim atmosferini seçim gününe yansıtır ve başarılı sonuç alırız.
Biz tüm adımlarımızı halkımızla beraber atmaktayız. Halkımızın mağduriyeti bizim de mağduriyetimizdir. Bunun için proje ve çalışmalarımızı bu temelde hayata geçiriyoruz.
Wan halkı partimiz BDP’ye desteğini sözü ile özü ile duruşu ve tutumuyla göstermiştir. Bu da gelecek belediye seçimlerinde halkımızla beraber bu yola devam edeceğimizi gösteriyor.
Talepleri sosyal konut
Wan Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden Wanlı depremzedelerin son durumunu ve kendilerinin konuya ilişkin yaptıklarını anlattı. Bekir Kaya’nın konuya ilişkin önceki gün yazdığı ‘tweet’ler şöyle:
“Uzun zamandır kentimizdeki depremzedelerin durumuna ilişkin bilgi almak isteyenler var. Son durumu aktarayım. Umarım açıklayıcı olur. Baştan beri hepsine kiralık ev bulma ve kirayı karşılama önerimizi kabul etmiyorlar. Aynı teklifi il valiliği de yapıyor. Eyleme devam etmek istiyorlarsa da çocuk, hasta ve yaşlıları kiralanacak evlere yerleştirebileceğimizi belirttik. Taleplerinin sosyal konut olduğunu, karşılanmadığı müddetçe başka bir çözüm kabul etmediklerini belirtiyorlar. Isınma problemi için katalitik soba istendi; belediye olarak karşıladık. Yine banyo sorunlarını istedikleri şekilde çözdük. TEDAŞ’ın elektrik bağlaması halinde faturayı karşılayacağımızı söyledik ve girişimlerde bulunduk.
‘Bir koordinasyonla çalışıyoruz’
İçinde Van Milletvekili Özdal Üçer, İHD, Mazlum-Der ve KESK’ten temsilcilerin olduğu bir koordinasyonla birlikte çalışıyoruz. Bütün planlama ve görüşmeler milletvekilimiz ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafından yapılmaktadır. Bu kurulun planlaması dahilinde çalışıyoruz. Milletvekilimiz, İHD, Mazlum-Der, Van Kadın Derneği ve KESK temsilcilerinden oluşan kurulun bilgisi olmadan kampanyalar düzenlenmesin. Herkesin konuya bu hassasiyetle yaklaşmasını ve suistimale mahal vermemesini diliyorum. Konunun hassasiyetine binaen uzun süre sessiz kaldık. Sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan kurulun açıklamasını bekledim. Umarım durumu özetleyebilmişizdir. Saygılar.”
Bekir Kaya;
1977 yılında Agirî’nin (Ağrı) Avkevir (Taşlıçay) ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Iğdır ve Ağrı illerinde tamamladı. 1994 yılında kayıt yaptığı Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1999’da mezun oldu.
2001 yılında Wan’a yerleşerek, Wan Barosu’na kayıtlı serbest avukatlık yapmaya başladı. Wan Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 29 Mart 2009’da yapılan yerel seçimlerde DTP’den Wan Belediye Başkanı seçildi.
7 Hazıran 2012’de Wan’da gerçekleştirilen siyasi soykırım operasyonu sonucu tutuklanan Kaya, 30 Mart 2013’te tahliye oldu. Evli ve 1 çocuk babası olan Kaya, 30 Mart 2014’te yapılacak yerel seçimlerde Wan Büyükşehir Belediye başkanlığına yeniden aday.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU