Yaklaşan seçim atmosferi dolayısı ile Başbakan Erdoğan stratejik tercihini netleştirdi. Kendi oy tabanını korumak ve MHP oylarına talip olmak. Bu tercihin hangi söylemleri beraberinde getireceğini, tahmin etmek zor değil. Bildik sağ söylemin ötekileştirmekten fayda umduğu toplumsal kesimler on yıllardır değişmedi. Alevi, Kürt, sol çevreler Başbakan’ın hedefinde olacak. Böylece bu çevrelerden destek bulma beklentisi olmayan iktidar partisi, daha muhafazakar ve milliyetçi sağ kitlenin kenetlenmesini kolaylaştıracak.
Tabi bu denklemin zorlanacağı alanların başında iktidar içi gerilimler geliyor. Özellikle cemaat ile yaşanan soğuk savaş ve cumhurbaşkanlığı-genel seçim sürecinde partinin yeniden dizaynı konusu son derece belirleyici olacak. Bu iki noktayı dikkate aldığınızda, Türkiye’de nasıl bir toplumsal ve siyasal muhalefete ihtiyaç olduğunu bir kez daha düşünmeliyiz. Hangi toplumsal gerilimlerin ne tür siyasal tercihleri keskinleştireceğini hesap etmeden atılacak her adım beklenenin tersi sonuçlar doğurabilir.
İktidar partisinin oy tabanını homojen görmek son derece yanıltıcıdır. Her şart altında iktidar yanlısı duracak bir kitle olduğu gibi, sırf muhalefette umut görmediği için iktidar partisini tercih eden bir kitle de bulunmaktadır. Yanlış öncelikler üzerine kurulu muhalefet söylemleri bu umutsuzluğu derinleştirecektir.
HDP’nin yerel seçimde vereceği sınavı bu bağlamda ele almak gerekir.
Toplumsal mücadelenin siyasal kazanımlara dönüşmesi, sadece ödenen bedelin büyüklüğü ile değil aynı zamanda söylemin kitlede karşılık bulma potansiyeli ile ilgilidir.
Seçmene yönelik söylemin doğru inşa edilmesini tamamlayan ikinci unsur bu mesajı taşıyacak kadroların toplumsal hafızada ne şekilde yer edindiğidir. Eski korku ve önyargıları besleyen vitrinler içerikle tanışmayı değil peşin hükümlerle uzaklaşmayı beraberinde getirir. Soruyu biraz da somutlaştırarak bitirelim. Türkiye’nin kaderini bütün ülkeye hitap edebilecek bir özgürlükçü siyasal öznenin inşasında görüyorsanız bu aktörün iktidar ve ana muhalefet partilerine oy veren seçmende ne kadar beklenti oluşturacağını da öngörüyor olmalısınız.
Bu iki partiye oy veren geniş seçmen kitlesinin sandık başı tercihlerinde ekonominin, dış politikanın ve demokratikleşmenin ne ölçüde önemsendiğini dikkate almadan etkin bir siyaset geliştirilebilir mi?
Toplumsal olaylar ve siyasete müdahale
TOMA kelimesinin neyin kısaltması olduğunu bütün toplum öğrendi. Sokağa fiili müdahalenin insan hakları açısından ne anlama geldiğini tartışmayacağız bu yazıda. Bu müdahalelerin siyasal olarak ifade edeceği boyutu geç kalmadan ele almalıyız.