Pozitivist ideolojinin kararttığı ve abarttığı toplumsal gerçeklikler içinde sınıf ve bürokrasi önemli bir yer tutar. Sol pozitivistlerin çok abarttığı sınıf olgusu, toplumsal hakikat olarak yeterince anlamlı kılınmamıştır. Sınıfa toplumdan daha çok rol biçilmiştir. Adeta toplum sınıflardan ibaret sayılmıştır. Sınıfların toplamı olarak bir toplum anlayışı geliştirilmiştir. Doğru olan tersidir. Sınıfsal olgular toplumsal bedene göre bir obezite durumu sayılmalıdır. Zaman zaman zayıflar ve şişmanlar. Toplumların sınıfsallıklara indirgenmesi tam bir körlük durumu yaratır. Toplumsal hakikati tüketir. Sınıfçılık ideolojileri uygarlık döneminde tekelci nitelik kazanarak, toplum gerçekliğini saptırarak, çarpıtarak ifade etmeyi kural, mantık haline getirmişlerdir. Bilgelik, felsefe mesleği özünde, kaybettirilen toplumsal hakikati arama sanatıdır.
Tarih boyunca sınıfsallaşmayı normal toplumsal olgu olarak değil, bir sapma olarak değerlendirmek büyük önem taşır. Kapitalist modernite ideolojisi ve sosyal bilimi esas olarak sınıf olgusuna dayalıdır. Egemen ve mahkûm sınıflar olarak kendilerini kurgular. Hakikati ifade edememesi, sürekli eleştirel ve dogmatik kalması bu niteliği nedeniyledir. Aynı özelliği tüm sınıflı uygarlık döneminde izlemek de mümkündür. Her iki durumda da (hakim ve mahkûm sınıflar) sınıfsallık üzerine kurgulanan ideolojik ve bilimsel öğretiler, hakikati ileri ölçüde çarpıtır. Hiç eksik olmayan hakikat, doğruluk arayışları sınıfsallık üzerinden kurgulanan zihniyetler ve yaşamlar nedeniyledir. Hakikat tartışmaları ve çekişmeleri de aynı gerçeklikten kaynaklanır. Dolayısıyla toplumsal sorun esas olarak bir sınıf olgusu olarak belirir.
Ekonomik yaşam üzerine kurulunca ekonomi üstü tekel olarak somutlaşır. Zaten ekonomi fazla gelişmeden sınıfsallık gelişemez. Artık-ürün ve artık-değer ne kadar fazla oluşursa sınıfsallığın maddi temeli o denli gelişir. Sert sınıfsal çelişki ve çatışmalar bu fazlalık üzerinden gerçekleşir. Toplumsal gerginlik, çatışma denilen olgunun temelinde de bu gerçeklik yatar. Ayrıca sınıfsal olguya her zaman eşlik eden lümpen, deklase unsurlar denilen avare, üretimden kopuk kesimler oluşur. Kapitalist modernite ile “işsizler ordusu” haline getirilen bu kesimler sistemin lanetidir. Hayvanlar aleminde bile olmayan bir olguyu insan eliyle insan toplumuna armağan ederler. Sistemin çalışması için kesinlikle işsizler ordusuna ihtiyaç vardır. Aksi halde azami kar kanunu işlemez. Sermayenin büyümesi işsizler ordusu büyümeden gerçekleşmez. Bu olgunun diğer bir sonucu artan nüfus ve yol açtıkları nüfus hareketleridir. Sürekli büyüyen nüfus sadece işsizliği beslemez, gezegenimizin besleyemeyeceği, çevrenin kaldıramayacağı kadar ağır ekolojik felaketlere kapı açar.
Marksizm’in (tüm kapitalist modernite ideolojilerinin) en büyük hatalarından biri ilerleme için sınıfsallaşmayı bir zorunluluk saymasıdır. Sistemindeki temel zaaf veya yanlışlık bu yargıda yatar. Kaçınılmaz olarak tahakküm ve sömürünün meşrulaştırılmasına yol açar. Zaruri olarak görülen bir olgunun meşru karşılanması kaçınılmazdır. Hakikat olarak değer yitiminde de bu yargı temel rol oynar.
Bürokratik olgu; sınıfsallık olgusunun devletsel-kurumsal ifadesidir. Hakim sınıfın tüm toplum ve mahkûm sınıf üzerindeki baskı ve kontrol aracıdır. Fakat süreç içinde büyük güç kazanarak özerk bir konuma erişir. Kendisi bir sınıf haline gelir. Sınıfsallığın ürediği kaynak haline gelir. Sürekli ayrışarak alt ve üst sınıfsallaşmayı besler. Bu durum bünyesinde sürekli bir ikilemi doğurur. Diğer yandan kendini hep toplum üstü sayması, ayrıcalığını oluşturur. Sınıf tekelliği daha çok bürokrasi üzerinden gerçekleşir. Tarih boyunca sürekli gelişim göstermekle birlikte modernite döneminde adeta toplumu yutan bir canavara dönüşür. Sınıf çarpıklığı bu dönemde artan bürokrasisiyle birlikte toplumsal olguya en zayıf halini yaşatır. Adeta toplum sınıf ve bürokrasiden ibaret hale getirilmiş sayılır. Baskı ve sömürünün azamileştiği bu dönemde çelişki ve çatışmalar yoğun yaşanır. Artan çelişki ve çatışmalar daha çok bürokrasiye yol açınca toplumsal sorun evrimsel gelişmeler, yer yer devrimsel patlamalara dönüşür.
Mahkûm sınıfsallık hakikat olarak değersizdir. Köle, hakikat izi silinmiş insan bireyini ifade eder. Dolayısıyla köleye dayalı ideolojik ve politik hareketler verimli olmazlar. Ancak toplumun tümü üzerindeki baskı ve sömürüye karşı düzenlenmiş hakikati arama ve kazanma hareketlerinin bir parçası olduklarında ezilen sınıf hareketlilikleri anlam kazanır. Dar sınıfçılık hakikat olarak değersiz olduğu gibi hareket olarak da fazla başarı şansı sunmaz. Tarihsel gerçeklikler bu konuda öğretici örneklerle doludur.
Sınıf ve bürokrasiye ilişkin bu değerlendirmeler Ortadoğu toplumsal tarihi için de fazlasıyla geçerlidir. Sınıfsallık ve bürokrasi kendini dört temel ideolojik biçim üzerinden meşrulaştırır. Bunlar dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik ve pozitif bilimciliktir. İdeolojik biçimlenmeler ve sınıfsallıklar arasında sıkı ilişki vardır. Fazla hakikat sunmamaları bu nedenledir. Demokratik toplumun gelişimi sınıfsallığa karşı en uygun alternatiftir. Sınıfa karşı sınıf, hep sınıf doğururken, sınıfsallıkla demokratik mücadele, sınıfı, toplum içinde azaltarak ve eriterek eşit ve özgür topluma eriştirir. Dolayısıyla sınıfsallığın maddi zemini olana fazlayı ekonomik ve ekolojik toplumla sermaye tekellerine kapatarak toplumun tekrar güçlenmesini sağlar. Uygarlık ve modernite döneminde toplumsal sorunun temelinde yatan etken olarak artı-değer birikimleri demokratik modernite unsurlarınca eritilerek demokratik toplum çözümü gerçekleşmeye başlar. Demokratik mücadelenin tutarlı sınıf mücadelesi olduğu böylece kanıtlanır.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır