Bu mitos olay üzerinden büyük dinlerin kabul ettiği bir gerçeklik vardır ki, o da ilk katil cins erkektir. Yine Habil ve Kabil’in hikayesi ile anlaşılan, erkek tarafından girişilmiş bu eylem topluma karşı işlenmiş suç özellikleri taşımaktadır. Burada haksızlığa uğrayan ilkler; öldürülen kişi ile birlikte ölümün acısını yüreğinde hisseden anne, baba, kardeş, sevgili ve diğerleri yani toplumdur. Bu mitolojik olayı bu biçimi ile anlatıp bıraktığımızda erkeğin doğasında katil olma özelliği zaten varmış gibi bir yanılsamaya neden oluruz. Oysa Habil ağabeyinin aksine kavgadan uzak durup pasifizmi seçerek, ilk şiddet karşıtlığının savunucusu olmuştur. Ayrıca kadın açısından olayı irdelediğimizde kadın iradesinden bahsedilmemekte, her durumda sessiz bırakılarak, kaderine razı konumunu koruması ve sahibi olacağı kişiye biat etmesi, üzerinde hemfikir bir durum söz konusu olduğundan, bahsi bile edilmemektedir.
Ataerkil toplum düzeni ile başlayan kadını sahiplenme anlayışı günümüzde de sanki toplumsal kültürel değerlermiş gibi düşündürüp kadın üzerinde hegemonik bir baskı yaratmakta ve toplumun mutsuzluğunun temel taşı olmasına neden olmaktadır. Aslında kadının mutsuzluğu toplumun mutsuzluğunu getiren bir karmaşayı içinde barındırmaktadır. Mutsuz kadın; mutsuz ebeveynler, mutsuz çocuklar, arkadaşlar, komşular vs. demektir.
Kapitalist sistem kendini idame ettirebilmek için aile kurumsallaşmasından en yüksek düzeyde faydalanmakta, yaşamı içinden çıkılmaz zorluklarla donatmaktadır. Bunu yaparken sistematik bir biçimde insanların algısı ile oynayarak, başka bir alternatifin olmadığına inandırmakta, bu sistem için toplumu yığın haline getirerek dişlilerin eksiksiz işlemesini sağlamakta, toplumda herkese bir rol biçilmekte ve bu rollerin yerine getirilmesi için bireyler mecbur bırakılmaktadır. Zaten bu roller genelde belirlenmiş ve çarkın hizmetine sunulmuştur. Çocukların ve gençlerin rolü sistemin okullarında okumak, erkeklerin rolü para kazanmak, kadınların rolü sisteme çocuk doğurmak ve onlara bakmak olarak kabaca tariflenebilir.
İşte alınan bu hizmetler sonucunda karşımıza kendini devasa güçlerle donatmış devletler çıkmakta ve bu devletler evrensel tekçilik anlayışı taşımaktadır. Toplumsal farklılıkları gözetmeyen bu sistemler kendilerini kadınların dünyasını çalarak var etmektedir. Toplumsal cinsiyetçiliği, eşitlik üzerinden kurgulamak yerine erkek egemen anlayış üzerine inşa etmekte iken kurnazca davranmakta kadından çaldıklarının toplumdan çalma olduğu bilincine kavuşamamaktadır. Zaten devletli anlayışa göre her şeyin bir sahibi vardır. Bu anlayış sonuç olarak efendi ve köle ilişkisini doğurur. Devlet ailenin sahibi, erkek kadının sahibidir. Dolayısıyla erkek devletin kölesi, kadın ise erkeğin kölesi anlayışı içertilmiş bir toplumsal tecavüz kültürünü doğurmuştur. Bu tecavüz kültürü dayanılması çok güç ve ağır yükleri taşımayı kadına dayatmış, isyan noktasına getirmiştir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de süreç içerisinde kadının farkındalık kazanması ile birlikte bu içertilmiş tecavüz kültürünü reddetme ve köleleştirme karşıtlığı, kadın anlayışına hakim olmuştur. Bu durum ne egemen anlayışın ne de erkeklerin hoşuna gitmemiştir. Sahiplik argümanlarını yitiren, ekonomik sıkıntılarında köşeye sıkıştırdığı erkek kadının bu duruşuna karşılık vazgeçilmez silahı olan şiddet yöntemine sarılmış, devlet destekli kadın kırımının öncü gücü olmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren devlet yasalarının erkeğe verdiği güçle kadın cinayetleri artış göstermiş, bu artışlara tepki istatistiksel bilgi düzeyinin ötesine gidememiş; “Kadına Yönelik Şiddet Erkeklikse Biz Erkek Değiliz” sloganı ile öne çıkan Biz Erkek Seğiliz İnisiyatifi’nin eylemleri kadın kırımına tepki verme yönünden önemsenmesi gereken eylemler olmakla birlikte yetersiz kalmıştır.
Türkiye’de kadın; kadınsal değerlerine Kürt mücadelesi önde olmak üzere çeşitli mücadele biçimleriyle sahip çıkmayı öğrenirken, sistemin üzerine de gitmeyi öğrenmiştir. Ülkede savaş karşıtlığı yapan öncü güç kadındır. Toplumsal suç anlamına gelen kadına şiddet, kadına günün her anı içerisinde uygulanan mobing, taciz ve tecavüzlerin karşıtlığı yine en fazla kadın tarafından yapılmaktadır. Çünkü bunların bir bütünü kadınsal değerlerdir. Aynı zamanda kadınsal değerler toplumsal değerlerdir. Kadın kırımı toplum kırımı anlamına gelmektedir.
Kadın anacıllığı komün yaşam içerisinde her bireyin yaşamdan hak ettiği payı almasını sağlar. Anacıl olmayan sistem sorunlarla doludur, bu sorunlarla mücadele etmek gereği bariz biçimde kendini ortaya koymuştur. Aslında sorunlarla mücadele etme yol ve yöntemlerini öğrenmek sistemle de hesaplaşmak anlamına gelmektedir. Alternatif yaşama biçimlerini ortaya çıkarmak var olan düzene savaş açmak anlamını taşımaktadır. Alternatif düzen için kadının yeniden devrim yapması gerekir; erkeğin kendisine uyguladığı binyıllar öncesi karşı devrimin, toplumsal mutsuzluğu getirdiği gerçeğini ortaya koymak için her olumsuzluğu reddetmelidir. Büyük emeklerle toplumu var eden kadın yine anacıl toplumdan kalma ahlaki değer kalıntılarını kullanarak ve yeni değerler katarak bir inşa sürecini başlatmıştır. Bu inşa sürecinde kürt kadınının öncü rolü inkar edilemez bir gerçekliktir. Kürt kadını yeni bir sistemde anacıl-ahlaklı-politik-demokratik-ekolojik bir toplumu hedeflemektedir. Bu yolda yürürken kendisine bütün halklardan yoldaşlar aramakta ve onları kucaklamayı istemektedir. Yeni sistem oluşturmak kadın kırımını engellemekten geçer. Kadın kırımına birlikte hayır demek ve özlediğimiz toplumu yaratmak bizim elimizde. Yinelemek gerekirse; kadın kırımı toplum kırımıdır, topluma karşı işlenen suçtur. Kadın kırımına hayır!
YAŞASIN KADINLARIN BİRLİKTELİÐİ!


FATMA İZOL / EÐİTİM SEN 2 NOLU ŞUBE-ANKARA


Kaynaklar:
Vikipedi, Kabil ve Habil maddesi [2]
Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi-yayınları
Günlük Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi