
Merkezi Almanya’da Linz kentinde olan Utamara Kadın Buluşma Merkezi Neuwide bölgesinde bulunan sivil toplum kuruluşlarıyla ortaklaşa kültürler arası buluşma etkinliği düzenledi. Etkinlik kapsamında ‘Empati’ üzerine düzenlenen seminerin konusu, Neuwide’de 29 Haziran’da üç Afrikalının bir kafeteryadan renklerinden dolayı kovulmalarından yola çıkılarak belirlendi. ‘Irkçılığa karşı empatiyle mücadele edelim’ yaklaşımıyla düzenlenen panelde, Kürdistanlılar ve Almanların katılımı ile ortak bir tartışma yürütüldü. Seminerde karşılıkla diyalog ve katılan herkesin düşüncelerini belirtmesi hususuna özen gösterildi. Etkinlikte Neuwide Bölgesi Kadın-Erkek Eşitlik Bakanı Doris Eyl Müller, Lokal Ajanda 21 Kurumu Temsilcisi Wolfgang Rahn, weBer Ring ve mağdurlara yardım kurumu temsilcisi Karl Heinz Schwarzkopf ve Utamara Kadın Buluşma Merkezi adına da Meike Nack ile Songül Talay birer konuşma yaptı.
‘Empati öğrenilebilir’
Seminerin açılış konuşmasını yapan Meike Nack, “Empati duygusundaki zayıflama toplumda yabancılaşmaya neden oluyor. Bu da cinsiyetçiliğe, ırkçılığa ve en son faşizme kadar götürüyor. Kapitalist sistem hem toplum içinde hiyerarşiler örüyor, hem de sınıflar yaratarak zaten ayrımcılığı toplumun içinde örgütlemiş oluyor” dedi. Nack, empati duygusunun bu anlamda toplumda öldürüldüğüne ve ayrımcılığın da bunun üzerinden geliştiğine dikkat çekti. Nack ayrıca, “Ayrımcılık, birbirini hissetmeme üzerinden gelişiyor. Kendini karşısındakinin yerine koyan bir toplumda ayrımcılık ortaya çıkmaz. Nasıl ki birey toplumdan koparılamıyorsa, akıl da duygudan koparılamaz. İkisi kopmaya başladığı andan itibaren her türlü toplumsal sorun yaşanır. Empati öğrenilebilir. İnsanlaşmakla empati duygusu arasında direk bir bağ vardır. Dolayısıyla toplumsallaşmada empatinin önemli bir payı vardır” şeklinde konuştu.
Güçlü olmak için empati
Daha sonra empati üzerine bir konuşma yapan Doris Eyl Müller ise “Empati sadece güzel şeylerin hissedilmesi değildir. Aynı zamanda birbirinin acısını da hissetmektir. Bazen insan birbirini anlar ama hissetme eksik kalabilir. Bazen de insan hisseder ama tam olarak anlayamaz” dedi. Toplumlarda her zaman başka toplumları anlamanın zor olduğuna vurgu yapan Müller, güçlü olmak için empatiye ihtiyaç olduğunu ifade etti. Müller ayrıca empati için yanıbaşımızdaki insanlara ihtiyacımız olduğunu, yine empati için örgütlü olmak gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Mesela Utamara Kadın Merkezi buna bir örnektir. Utamara güçlendikçe bu tür sorunlarla daha fazla mücadele edecektir. Çünkü kadın merkezi toplumun bütün sorunlarıyla ilgileniyor. Çok dillilik ve çok kimliklilik empatiyi güçlendirir. Empati sadece eğitimle de güçlenecek bir duygu değildir. Ama eğitim yoluyla güçlendirilebilir. Yine kadına karşı şiddet uygulayan erkekler kendilerine sormalılar acaba kadın karşısında ne kadar empati yapabiliyorlar? Empati olsaydı şiddet olmazdı. Cinsiyetçiliği yaşanma düzeyi empatinin de yaşanma düzeyini belirliyor.”
‘Almanya’da toplum egoist’
Ardından konuşan Wolfgang Rahn ise Almanya’da empatinin her zaman başkasının sorunuymuş gibi ele alındığını belirtti. Rahn konuşmasına şöyle devam etti: “Ancak empati toplumsal bir sorundur. Almanya’da bir sorun vardır. Kollektif yaşam adı altında egoizmdir yaşanan. Yani toplum egoist temelde örgütlenmiştir. Egoizmin olduğu yerde de empati duygusu olmaz. Maalesef Alman toplumu böyledir. Herkes kendi başına yaşıyor. Ancak iki kişi arasında empati olabiliyor. Toplumsal bir alana dönüşmüyor.”
Karl heinz Schwarzkopf da yaptığı konuşmada, “Empati bir toplumu pozitif yapan bir duygudur. Empati sahibi toplumlar güçlü toplumlardır” dedi. Son söz hakkını alan Songül Talay ise empati duygusunu yitirmiş toplumların bunun nedenlerine iyi bakmaları gerektiğine dikkat çekti. Talay, ilk doğal toplumların empati duygusunun güçlü olduğunu, çünkü o dönemde bireyin kendini toplumdan koparmadığını belirterek, “İnsanlar doğadan, toplumdan koptuktan sonra empati duygusu da yok olmaya başladı. Toplumda her türlü ayrımcılık oluştu. Sınıflar, egemenler ve köleler oluştu” diye konuştu.
Ötekileştirilme sorunu
Talay son olarak şunları belirtti: “Ayrımların olduğu yerde herkes başkasının karşısında kendini üstün görür. Erkekler kadın karşısında, insanlar doğa karşısında, zenginler fakir karşısında, beyazlar siyahlar karşısında herkes bir başkasının karşısında kendini üstün gördüğü zaman ötekileşme ve yabancılaşmada yaşanır. Kadın eksenli toplumsal özgürleşme mücadelesinin empati kültürünü yeniden kazandıracağı kesindir.”
Seminerde katılan diğer katılımcılar ise daha çok günlük yaşamda uğradıkları ayrımcılıkları dile getirdiler. Ayrıca ötekileştirilmenin dünyada yaşanan temel bir sorun olduğu, ancak yaşadığımız bölgede toplumlar arası kaynaşmanın sağlanması için farklılıkların birlikte yaşaması ve hoşgörü kültürünün önemine dikkat çekildi.
HABER MERKEZİ