Baskı, zulüm ve kanla beslenen sistem kendine yeni kurbanlar bulmadıkça, kendisini yaşatamayacağını gayet iyi bilmektedir. Yaşamın her anında kadını kendine kölece bağlaması yetmiyormuş gibi kadının her an her yerde katledilmesini de resmileştirmektedir. Bir gün yoktur ki televizyonda kadın katliamı ile ilgili haberler duymayalım. Gerçekleşen her katliamı meşru kılmak da sistemin devamı için şarttır. ‘Ayrılmak isteyen karısını öldürdü, eski eşi tarafından sokakta bıçaklanarak öldürülen kadının yardımına kimse gelmedi, iş bulamayan adam cinnet geçirerek karısını öldürdü…’

Kadını öldürmek için her şey gerekçe olabilir. Çünkü o her şeyiyle ‘ölümü hak etmiştir’ ve bunun hesabını kimse soramaz. Zaten kadın öldürmenin öyle bir cezası da yoktur. Devlet bunu desteklerse öldürmenin meşru olmaması da düşünülemez. Günlük olarak böyle haberlerle büyüyen çocukların geleceğinin nasıl olacağını tahmin edebiliyoruz. Cinsiyetçi bakış açısını bu yönüyle de dayatmak sistemin devamlılığını sağlamak açısından önemlidir. Oysaki kadın yaşamı yaratan ve özgür yaşanmasını sağlayandı. Sadece kendisine değil, tüm topluma karşı sorumlulukları olandı. Topluma karşı sorumlu ve kapsayıcı olan kadın yaşamın tüm alanlarından soyutlandırılarak sorunların kaynağı konumuna getirilerek adeta lanetlenmiş, sistemin her türlü taciz ve tecavüzüne maruz kalmıştır.
Sistemin bu tuzağından kurtulmak isteyen kadının tüm mücadelesi kendisiyle sınırlı kalmış, gündem kadın özgürlüğü olduğundan erkek kendi sistemini sürdürmek için verilen kadın mücadelesini ve emeğini görmezden gelmiştir. Oysaki kadın özgürlük mücadelesi kadın şahsında toplumların özgürlük mücadelesi olurken, toplumsal cinsiyetçiliğin de ortadan kaldırılması mücadelesi olmaktadır. Bunun bilincinde olarak yaşama yaklaşmak özgürlük arayışında olan tüm insanların sorumluluğudur. Erkek egemenlikli sistemin, erkekler tarafından deşifre edilerek kadın bakış açısıyla yaşamı yaratmak, erkek şahsında yaşamsallaştırılması gereken üçüncü cinsel kırılmanın gerçekleştirilmesi bakımından zorunludur.
Bugüne kadar kadın özgürlüğünü kadının sorunu olarak gören erkek, artık kadın şahsında kendisinin de sistemin kirine bulaştırıldığını net olarak görmektedir. Tacize, tecavüze karşı erkeklerin örgütlenerek geç de olsa yürüyüşler gerçekleştirmeleri olumludur. Kapitalist sistemin insanı insanlıktan çıkaran tüm çirkin oyunlarının bozulması açısından erkeklerin bu sisteme alet olmamaları önemlidir. Toplumların özgürleştirilmesi kadın kadar erkeğin de görevidir.
Bugüne kadar erkeğin bunu görmemesi devletçi zihniyet yapısı ve sistemden beklentilerinin olmasıyla bağlantıydı. Oysaki hakim sistem insanları denetimine alırken, kadın ve erkek ayrımı yapmadan herkesi hizmetine koymaktadır. Taciz, tecavüz ve baskılarıyla insanları iradesizleştirmekte, böylelikle sistemini devam ettirmektedir. Tecavüzcü devlet zihniyetinin teşhir edilerek aşılması, ahlaklı ve politik toplumun inşasında temel bir konudur.
Erkek egemen sistemin erkekler tarafından protesto edilmesi erkeğin özgürlük arayışıyla, toplumsal sorunları kendi sorunları olarak görmesi ve bu sorunlara çözüm aramasıyla alakalıdır. Bundan dolayı erkeklerin bu tür eylemlilikleri daha da yoğunlaştırarak geniş kesimlere yaymak gibi bir görevi de vardır.  Özgür toplumun inşasında kadın ve erkeğin özgür eş yaşamı gerçekleştirmesi ancak birlikte birbirini tamamlayarak gerçekleşir.
Kadın doğası gereği toplumsallaşmayı yaratmada, özgür yaşamı örgütlemede ve yaşamın her alanında da çekim gücü olabilmektedir. Kadının özgür, eşit ve kolektif yaşam anlayışı ve tarzı toplumların özgürlüğü açısından belirleyicidir. Bu yaşam özelliklerinin topluma uyarlanması açısında toplumların kadınlaştırılması önemlidir. Toplumun kadın bakış açısıyla özüne dönmesi gereklidir. Kadınlaşmak ana kadın öncülüğünde gelişen insan toplumsallığıdır. Hâkim sistemlerin baskısından ve baskın olmayı dayatan insanlık dışılıklarından çıkmaktır. Kadınlaşmak, her insanın kendi özüne dönmesidir.
Öze dönmek, insanca yaşam arayışının geliştirilmesi, toplumların özgürlükte ısrarı ve erkeğin iktidar zihniyetini aşmasıyla mümkün olacaktır. Toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması için kadının özgürlük mücadelesi bir düzeyi yakalamış, erkeklerin de mücadele etmesine zemin yaratmıştır. Bu zeminin özgürlükler temelinde kullanılması erkeğin özgürlük arayışıyla bağlantılı gelişecektir. Toplumsal özgürlüğün yaratılmasında kadının özgürlük mücadelesi kadar, erkeğin kendini özgürleştirme ısrarı da belirleyici olacaktır.

DELAL AFŞÎN