Geçinebilmek için mandalina ve portakal bahçeleri ile ıspanak ve marul tarlalarında çalışan mültecilerden 60 yaşındaki Xifşe Himê, yağmur yağdığında 6 çocuğuyla kaldığı çadırın sular altında kaldığını anlatıyor. Himê, “60 yaşına geldim. Kendi topraklarımda ölmek istiyorum. Bu yabancı topraklarda ölmek istemiyorum” diyor.

Suriye ve Rojava’da devam eden savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek, Avrupa’ya geçmek için İzmir’e gelen mülteciler, ya çadırlarda ya da kullanılamayacak düzeye gelmiş harabe evlerde kalıyor. Torbalı ilçesine gelen ve kurulan çadır kentler ile yıkık dökük evlerde kalan mülteciler, geçinebilmek için mandalina ve portakal bahçeleri ile ıspanak, marul gibi sebze tarlalarında çalışıyor. Yaklaşık bin 500 kişinin kaldığı çadır kentte başta elektrik, sağlık ve su olmak üzere birçok sorun yaşanıyor. Yerel işçilere göre daha uzun ve daha ucuza çalıştırılan erkek mültecilere günlük yevmiye olarak 40, kadınlara ise 38 TL veriliyor. Kış koşullarında sabah 07.00’de akşam 17.00’e kadar çalışan mülteciler, emeklerinin karşılığını alamadıkları gibi dayıbaşılar tarafından sömürülüyor. 


Çadırlar sular altında kalıyor

Çadırda 6 çocuğuyla yaşayan 60 yaşındaki Xifşe Himê, Rojava’nın Hesekê kentinden 4 ay önce gelmiş. Savaşın başladığı ilk günlerde DAİŞ saldırısında evlerine isabet eden bomba sonucu bir oğlunu kaybetmiş. Eşi halen Hesekê’de bulunan Himê, ilerlemiş yaşına rağmen tarlada çalışma zorunda. Elektriği olmadığı için ormandan topladığı odunlarla yaktığı ateşin üzerinde yemek pişiren Himê, savaşın hayatını nasıl mahfettiğini anlatıyor. Yağmur yağdığında çadırların sular altında kaldığını söyleyen Himê, bur umut uğuruna geldiği Türkiye’de bambaşka bir hayatla karşı karşıya kaldığını anlatıyor. 

Savaşın bir an önce son bulması dileğinde bulunan Himê, “60 yaşına geldim. Kendi topraklarımda ölmek istiyorum. Bu yabancı topraklarda ölmek istemiyorum” diyor. Tüm mültecilerin aynı durumda olduğunu ifade eden Himê, “Yaşadığımız bu rezaletten kurtulmak istiyoruz. Ara sıra yardımlar geliyor. Fakat bu yardımlar nereye kadar devam edecek?” diyerek, çaresizliğini tarif etmeye çalışıyor. 


Tek arzusu savaşsız bir dünya

Rojavalı Cuma Fawoz (40) da 1 yıl önce Hesekê’den önce Urfa’ya ardından Mersin’e ve en son olarak ise İzmir’e gelmiş. Gittikleri her kentte mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Fawoz, Torbalı’da ise sırasıyla mandalina, marul, ıspanak, lahana bahçelerinde çalışmış. Türkiye’de özellikle dayıbaşılar tarafından ucuz işi gücü olarak kullandıklarını vurgulayan Fawoz, “Ailelerimize bakmak için zorunlu olarak kötü koşullarda çalışıyoruz. Sabah erken tarlalara gidiyoruz. Yağmur çamur demeden çalıştırılıyoruz. Akşam eve geldiğimizde ise odun kırıyoruz. Elektrik yok, perişan olduk” diyerek, savaşın olmadığı bir dünya arzuluyor. 

Harabeye dönmüş bir evin 2 odasında 11 kişilik ailesiyle kalan Abdullah Sait ise 1 yıl önce Heseke’den gelmiş. 1 evde 3-4 aile kalmak zorunda olduğunu paylaşan Sait, çadırlarda kalanlardan şanslı olduklarını düşünüyor. 


WELAT DAÐDELEN/DİHA/İZMİR