ZÎLAN DIYAR



25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü yaklaşıyor. O gün farklı coğrafyalarda kadınlar farklı dillerde aynı şeyi söyleyecek. Çağın utancı, kadınların sesi, zılgıtları ve tahammül edilemez(!) kahkahalarıyla silinecek biraz da olsa. Bu çağın vefasız, tükenmiş, puslu ruhu, bir kadının gülüşü, boynuna astığı renkli bir kefiye ile renklenecek. Asık yüzü gülüşü cesaret kokan bir kadının gülüşüyle aydınlanacak. Hepimiz sokaklarda, alanlarda olacağız. O gün nerede, hangi yürüyüşe katılacağınızı bilemem, sayınızın ne kadar olacağını da. Tek bildiğim; hiçbir yerde yalnız olmayacağımız. 

Sesimizi duyan, kavgamıza ortak olan, sesini, nefesini yanımızda hissettiğimiz kadınlar çoğalıyor. Bu hakikat bizim kadar onları da heyecanlandırıyor. 

Eylül’de jineolojiyi tanıtmak için gittiğim Latin Amerika’da gerçeğin yol verdiği hakikat böyle söyledi. Başka şeyler de… Öyleyse gerçeğin yol verdiği hakikat konuşsun. 


Berta Caceres’in ruhu bu toprakları koruyor

Latin Amerika acılı bir coğrafya. Sömürgeciliğin yaşattıklarının üstüne  bir de toprağı, nehirleri işgal etmek isteyen kapitalist şirketlerin işgal planları da eklenmiş. Kendi toprağında sürgün bir halk. Ancak bu coğrafyanın direniş damarı halen çok güçlü atıyor. Toprakların işgal edilmesi (yapılan esasta işgalcileri kovmak), nehirlerin savunulması, yerli halkların mücadelesi bunu anlatıyor. Honduraslı Berta Caceres’in (Lenca yerlilerinin toprakları üzerine baraj kurmak isteyen şirketlere karşı toprağın savunmasına öncülük etti) cesareti kadınlara ve yerli halklara yetiyor. Faili meçhul cinayetle katledilişinin (3 Mart 2016) üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçti ama ruhu bu toprakları koruyor. Berta Caceres ve Sakine Cansız’ın resimleri, eğitim yaptığımız kampın duvarlarında bize bakıyor. Latin Amerika ve Kürdistan’ı birbirine yakınlaştıran bu iki isim, Kürdistan ve Latin Amerika’nın kalbine yerleşiyor. Katillerinin uykuları bölünüyor. Berta Caceres’in en çok görmek istediği ülkenin Kürdistan olduğunu, mücadele arkadaşı Claudia Corol’dan öğreniyorum. Claudia Korol’un onu anlatırken akıttığı gözyaşları, bizim heval Sara’dan bahsederken söz dinlemez gözyaşlarımıza ne kadar benziyor! Katıldığımız tüm seminerlerde Kürt kadınlarının cesaretinden bahsetmelerinin haklı gururunu yaşatan Heval Sara’yı anlatmak boynumuzun borcu. Benim anlatamadıklarımı Kürdistan’la Dayanışma Kadın Komitesi’nin çabalarıyla İspanyolca basımı yapılan kitabın tamamlayacağını bildiğim için içim rahat. 

Acılı bir coğrafya tanımı yetmez Latin Amerika için. Acılar, hep akmasını istedikleri nehirler gibi akışkan coşkulu hayatları sayesinde kimsenin üzerine yapışıp kalmıyor. Her zaman eylem halinde ve kavgaya hazır bir ruh hali var tanıdığım herkeste. Sloganları, şarkıları ve danslarıyla gidiyorlar kavgaya. Kürtaj hakkı için yapılan bir yürüyüşte atılan sloganları önce şarkı sanmam benim duyarsızlığımla değil onların fazlasıyla yaratıcı, uyumlu olmasıyla ilgiliydi. Bu konuda onlardan öğrenecek çok şeyimiz olduğunu biliyorum. 



Deneyimle edinilmiş bilgi yerli halkın varlık sebebi

Onların bizden öğrenmek istedikleri de az değil. Katıldığımız tüm seminerlerde jineolojinin bu toprakların ruhuna dokunduğunu gördüm. Jineolojinin temel saydığı deneyimle edinilmiş bilgi, Latin Amerika’daki yerli halkların varlık sebebi. Şifacılık günlük yaşamın bir parçası. Her şeyin bir ruhu olduğuna inanıyorlar. Bilimsel olma adına duyguyu, sezgiyi, hisleri öldüren bir öğrenme biçimi yok. Kadınlarla sohbet ederken önceden üzerinde çalıştığımız bir metinden pasajlar okuduğumuz hissine kapıldım.  Jİneolojinin bilgi havuzuna akacak o kadar çok deneyim, ritüel var ki heyecanlanmamak elde değil. Katıldığım bir seminerin sonunda bir kadın yanıma yanaştı, elime bir kutu tutuşturdu ve kulağıma şöyle fısıldadı: Şimdi açma! Bana kil bir tablet üzerinde İştar’ın kabartmasını hediye etmişti. İnceliğini gösterişe boğmadan sergileyen bu halkı sevmek için yeni bir neden daha buldum! 

Latin Amerika’daki kadınların yaşam sevinci kurutmaya giriştikleri nehirlere benziyor. Toprağın, rüzgarın ve kuşların sesini duyuyorlar. Güneşin ve yıldızların ışığıyla aydınlanıyorlar. Gerisi kendiliğinden geliyor. Yerli kadınların emekleriyle kurulan grafik atölyesi La Voz De Le Mujer’de olduğu gibi. Kooperatif bu kıtaya mahsus yaratıcılığın en güzel örneklerinden biri. Yapılan atölyelere ağırlıklı olarak yerli kadınlar katılıyor. Önce bir şiir okunuyor, sonra herkes şiirin kendisinde yarattığı duyguyu resmediyor. Kendini ifade etmek için bu kez kelimelerin gücüne değil, resmin sağaltıcılığına sığınıyorlar. Kadınların yaptıkları bu resimler atölyenin hazırladığı takvim, afiş ve defterlerin kapağına taşınıyor. Evrenin döngüsü gibi ilerleyen bir çalışma sistemi. Üstelik bu ürünler değiş tokuş üsülüne göre dağıtılıyor. JİNWAR’ın ekonomisinin değiş tokuş usülüne göre olacağını duyanlar çok ütopik demesin. Bizden önce bunu hayata geçiren kadınlar da var. 


Jineoloji Latin Amerika’nın damarlarına akıyor

Kadın mücadelesinin  evrenselleşmesi kavramına dair somut bir resim beliriyor önümde. Yaptıklarımız ve yaptıkları hepimize cesaret ve umut aşılıyor. Bir hafta içinde tükenen jineoloji broşürü Latin Amerika’nın damarlarına akıyor. Toprağın işlenmesinden, toplumsal hafızayı korumak için yapılan halk eğitimlerinden, piqueteroslardan (işsizler hareketi olarak da tanınıyor), itirazın, direnişin ve mücadele çağrısının kayda geçtiği grafittilerden öğreneceğimiz çok şey var. Yerli kadınların yüz yüze kaldığı katmerli sömür biçimlerine karşı var olma çabasından, kıta genelinde tartışılan feminismo popular’ın (tabandan geliştiği için halk feminizmi deniliyor) zemini oluşturan mücadelelerinden, yüz bin kadını sokağa döken kürtaj hakkı mücadelesinden öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki! 


Kelimeleri zavallıya dönüştüren soru

Kıtaya dair keskin çizgileri olan rengarenk bir resim beliriyor zihnimde. Biz de kilometrelerce uzaklıktaki Kürdistan’ın bir resmini çizmek için bir kalem tutuşturuyoruz Latin Amerikalı kadınların eline. Kürt kadın gerillaların dağlardaki yaşamını, nasıl örgütlendiklerini soruyorlar. Cesaretinizin sırrı nedir? diye soranlara verecek cevabım çok. Kadın özgürlükçü paradigmamızın, Önder Apo’nun kadın özgürlüğüne dayalı bir sistem yaratma çabasının, sürekli alan açmasının etkilerinden ve en önemlisi özgür yaşama duyduğumuz ihtiyaçtan bahsediyorum. Ancak her soru böyle değil. Kelimelerimi bir zavallıya dönüştüren şöyle bir soru geliyor: ‘Birbirinize olan bu sevginin sırrı nedir’. Hani bıraksalar sabaha kadar yitirdiğimiz yoldaşları anlatabilirim. Gülnaz Ege’nin 25 yıllık gerilla mücadelesini, Andrea Wolf’un Latin Amerika’dan Kürdistan’a uzanan hakikat arayışını, Zinarîn’in (Selma Doğan) bir savaşta varolmak uğruna çektiği acıları, Zeryan’ın (Ayşegül Kaçar) yeniden tanımladığı aşkını ve sevgisini anlatabilirim.  Bu çağa ait olmayacak kadar sade, temiz, içten bir yaşamı soluyan, solumakta olan bu kadınların hepsini saatlerce anlatabilirim. Birkaç saat içinde tanıdığın birine yaşamını bir solukta anlatabilmeni sağlayan güvenin, ömrünün kalanında yüreğinde ince bir sızı olan katıksız sevgilerin bizi bir ömür yaşatacak güçte olduğunu  anlatabilirim. Yaşarken size öylesine söyledikleri bir sözün geleceğe bırakılmış bir sır olduğunu, onları yitirdiğinde anlamanın tuhaflığını anlatabilirim. Öyle de yapmaya çalışıyorum. Gözlerine bakarak ne kadar anlaşıldığımı anlamaya çalışıyorum. Aydınlanan, gölgelenen bakışlarından anlıyorum, anlaşıldığımı. 


Elimizde Berta’nın, onların elinde ise Sakine’nin resimleri olacak

İnsanın evrendeki en büyük gayesi de bu değil mi? Anlaşılmak… Artık birbirimizden haberdarız. Ve bu cesaretimizi, umudumuzu büyütüyor. Biz Kürt kadınları 25 Kasım’da zılgıtlarımız, renkli kefiyelerimiz ve halaylarımızla sokaklara çıkacağız. Latin Amerika’nın herhangi bir ülkesinde sloganları, şarkıları ve danslarıyla sokağa dökülen onbinlerce kadını yanımızda hissederek... Bizim elimizde Berta Caceres’in resimleri de olacak. Bizden onbinlerce kilometre uzaklıkta olan Arjantinli kadınların elinde ise Sakine Cansız’ın… 


YARIN: Fransa’da kadın cinayetleri; Laëtitia Parrais ve Elza’nın hikayesi...