
Bir toplumda toprağı olan birisinin geçim sorunu, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama sorunu olmaz. Tabii toprağını ekiyor ve üretiyorsa. Üretime dahil olan bir toplum veya birey her zaman canlı ve morallidir. Emek ve üretim ayın zamanda bir toplumun değerlerin canlı ve güçlü tutar. Toprağı emekle, yaşamla, bütünleştirdiğin oranda bir anlam kazanır. Bununla bağlantılı olarak halklar yaşadığı toprakları üzerinde tanımlanır. Ya da halkların farklılıkları yaptığı üretimle tanımlanır. Kürdistan’da köyler arası farklılıklar, ürettikleri ile tanıtılır. Bir yörenin yemeği o yörede en çok üretilen ürünle tanıtılır, ya da ürettiği yetiştirdiği bir başka şeyde kültür halini alır.
Toprak bir halkın kendini var etmesidir. Topraktan kopmak demek kendi toplumsal gerçekliğinden kopmak demektir. İnsan gerçekliği üretim ve toprakla var olmuştur. Mezopotamya halklarının varoluşunun temel kaynağı ve dayanağı toprak olmuştur. Kendi yaşamlarını toprağı işleyerek ve hayvan yetiştirerek sürdürmüşlerdir. Bu gerçeklik üzerinden günümüze kadar kendilerini yaşatmışlardır. Kapitalist modernite bu gerçekliği yok etmek için, birçok yasa, kurum-kuruluşlar ve yöntemler geliştirilmektedir. En temelinde insanlar üretimden koparılarak, işsizler ordusunu oluşturarak, yabancılaşmanın, göçlerin ve betonlaşmış kentlere yığılmalarını açığa çakarmıştır.
Hepimizin hafızalarında canlıdır, köy yaşantımızda üretimin yapıldığı dönemlerde herkes birbirine komşuluk hukukuyla yardım eder. Bu üretim etrafında oluşan insan ilişkileri ve yaşam bicimi vardır. Özelikle hasat ya da beder (harman) zamanı köy toplumunun tüm yaşamının üretim etrafında şekillendiğini görürüz. Üretilen tüm ürünler kendi ölçekleri çerçevesinde değiş- tokuşla yapılır. Fazlılık eksiklik olmaz. Tüm köylünün kışlık stokları her ailenin ihtiyacına göre hazırlanır. Bu üretim etrafında oluşan, bir toplumsal yapı ve yaşam değerleri oluşmuştur bu biçimde. Toprak sevgisi, yurt ve yurtseverliği de güçlü tutmuştur.
Toplumsallıkta, birey olmada toprak ve ortak üretim, kişilik yapılanmasında belirleyici olmuştur. Üretim, emek, toprak bir bütünselliği ifade eder. Bu üç olguyu birlikte yaşadığımız oranda sağlıklı bir toplum ve birey oluşur. Bunun aksisi günümüzdeki birey gerçekliğinin tanımı olur ki o da tartışma konusudur. Günümüz toplumsallığı ve birey gerçekliği, üretimden, emekten, topraktan kopmuş birey ve toplum gerçekliğidir. Toprağı işlediğin oranda ona bağlılık, onun için nice savaşlar ve mücadele verilir. Toprak, birçok toplumsal değerlerinde vazgeçilmez yanıdır. Tüm canlılar için var olma ve yaşam gerçekliğidir. Toprakla ilişkimizin bir yanı da toplum ve canlılarla ilişkimizi de belirliyor.
Bu günde yaşanan savaşların hepsinin özünde toprak vardır. Toprakların üretici ve yaratıcı varlığını ele geçirme savaşlarıdır. Bugün Ortadoğu da yaşanan savaşların arka planında yatan neden toprak ve kaynaklarıdır.
Rojava’da sergilen görkemli direniş ve Şengal’de yaşanan katliam, toprağını korum ya da yurdunu korumadır. Kendi tarihiyle, kültürünün birleştiği yer toprağıdır. Tüm bunlara rağmen yani sömürü, katliamlara karşın halk toprağını bırakmak istemez. O toprakta gelir ve yaşam bulduğu kadar kültürel tarihini de yaşatmaktadır. Bu gün kendimizin de gördüğü gibi Şengal halkının yaşadığı trajediye rağmen toprağıyla bağını tutmaya çalışıyor. Tüm zulümlere rağmen kendi toprağını bırakmak istemiyor. Çünkü kendisini Şengal halk olarak tanımlayan yaşam gerçekliği o topraklar üzerinde tanımlamıştır. Kendi kutsal değerlerini o topraklarda öğrenmiş, yaşatmıştır.
Bu durum bu gün Kürdistan’da yürütülen mücadeleylede açığa çıkmaktadır. Kendisinin olan kültürünü, tarihçesini bu topraklarda bulmuş, buluşturmuştur. Bu nedenle var olmamızın tanımı toprakla ilişkimizde tanımlanmıştır. Onunla olduğumuz oranda varız ve yokuz. Toprağa dokunduğumuz oranda ve koruduğumuz oranda sağlıklı bir toplum ve birey olabiliriz.
Günümüzde Kürdistan’da yapılan ve yapılmak istenen topraktan koparma sürgün etme durumu, yaşam varlığı olan toprağı verimsiz kılma, işe yaramaz hale getirmenin politikalarıdır. Eğer bizler halk gerçeğimizle yaşamak istiyorsak toprağımıza sahip çıkmak zorundayız. Her tür saldırıya karşı, varoluş kaynağımız olan bu topraklara kutsal bakıp korumalıyız. Toprağımızın geçmişle ilişkimizin ve yaşam üretkenliğimizin varlığı olduğu gibi bir de bize sunduğu yaşam sevinci ve coşkusu da toplum olarak gelişmemizin etkeni olmaktadır. Toprak nefes almadır. Toprak yaşamın tümüdür. Toprak var olmamızın ve yaşam bulmamızın kendisidir. O olmadan yaşam olmayacağının bilinciyle, hepimizi topraklarımıza dönelim.