
Avrupa Parlamentosu, dün ikinci kez Halepçe Katliamı'nın konu alındığı bir konferansa evsahipliği yaptı.
Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) ve Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) Sol Grup GUE/NGL tarafından organize edilen konferansa, Türkiye, Kürdistan ve Avrupa'dan çok sayıda siyasetçi katıldı. Katılımcılar, Halepçe Katliamı'nın uluslararası alanda 'soykırım' olarak kabul görmesi için çağrıda bulundu.
Belçika'nın başkenti Brüksel'de bulunan Avrupa Parlamentosu binasında dün saat 9:30'da başlayan konferansın ilk bölümüne BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK) Eşbaşkanı Necibe Ömer, Kürdistan Hükümeti adına Sabah Mohammad (videolu mesaj), Halepçe tanıklarından Nigar Nuri Arif, gazeteci ve Halepçe tanığı İsmail Farhang, Halepçe Vakfı çalışanlarından Dana Halabjaiy, KNK üyesi Macid Hasso, AP Yeşiller Grubu Milletvekili Anna Miranda, Avrupa Türkiye Yurttaş Girişimi Komisyonu (EUTCC) üyesi Hans Branscheidt, Belçika'dan Prof. Dr. Dirk Rochtus, konuşmacı olarak katıldı. Moderatörlüğünü Jurgen Klute ve Jan Beghin'in yaptığı konferansın ilk bölümünde Halepçe Katliamı'nın tarihsel arka planı ve bölgedeki siyasi durum ele alındı. Muş Milletvekili Demir Çelik, ulus devlet sisteminin katliamlara zemin hazırladığını anımsatarak, "Günümüzde ulus devlet modeliyle yürünmeyeceği görülmüştür" dedi. Çelik, Halepçe Katliamı'nın uluslararası alanda 'soykırım' olarak tanınması gerektiğini vurguladı.
Güney Kürdistan Bölge Federe Hükümeti adına tele konferans aracılığıyla katılan Sabah Muhammad, soykırımı gündeme getirdikleri için organizasyona teşekkür etti. Baas rejiminin Kürtleri bütünüyle yok etmeyi tasarladığını belirten Muhammed, bu doğrultuda etnik temizliğe geçtiklerini söyledi. Muhammed, şunları hatırlattı: "Saddam dönemi suçlar kesinlikle soykırım olarak tanınmalıdır. 1976 yılında İran ve Türkiye arasında 25 kilometrelik bir alan yasak bölge ilan edildi. İnsanların başka yerlere gitmesi engellendi. Su kuyuları bile kapatıldı. Çok sayıda kamp kuruldu. Binlerce insan sürgün edildi, toplu mezarlara gömüldü. 1987- 88'de ise Enfal vahşeti yaşandı; kimyasal bombalarla köyler bombalandı, nsanlar Irak'ın değişik yerlerine götürüldü; 182 bin Kürt öldürüldü. 16 Mart 1988'de Halepçe'de zehirli gazlarla 5 bin insan öldürüldü, 10 bin insan yaralandı."
Mağdurlar konuştu
Moderatörlüğünü Avrupa Parlamentosu Sol Grup Milletvekili Jürgen Klute'nin yürüttüğü konferansın ikinci bölümünde ise tanıklar konuştu.
Nigar Nuri Arif: "24 sene önce, baharın ilk günlerinden biriydi. Anneler kızların saçlarını örerken çok acı bir şey yaşandı. O acı hafızalarda ise hiç çıkmadı. Yapılan ahlaka ve medeniyete ters düşen birşeydi. Tek neden vardı. O da Kürt olmamızdı. Binlerce kurban bir anda son nefesini verdi. Etrafımda insanlar can veriyordu. O zamanlar çocuklarımla birlikte Newroz'a hazırlanıyorduk. Ancak çocuklarımın yanan cesetlerini gördüm. Yanmış kelebekler gibiydi. Annemi gördüm, bütün vücudu yanmıştı. Uçaklar, avlarını arayan kartallar gibi uçuyordu. Irak sınırını geçtik. Teyzeme rastladım. O da çocuklarını arıyordu. Bir oğlu dışında hepsi ölmüştü. Kendisine bunu söyledikten bir kaç dakika sonra gözlerini kapattı. Bize karşı yapılan bu soykırımı nasıl unutabiliriz ki."
Gazeteci İsmail Farhang: "Size anlatacağım kurgu değildir. Halen hafızamda canlıdır. Saldırı olduğunda herkes kaçışıyordu. Yeğenim annesine koştu. Sanki ateşten kaçıyordu. Çocuğu gördüğümde tanıyamadım çünkü her tarafı yanmıştı. Oğlumu, yeğenimi, kuzenimi, teyzemi ve çok sayıda akrabamı kaybettim. Eşim Emine 15 yıl acı çektikten sonra hayatını kaybetti. Gülümsemesi halen hafızamda. Şimdi soruyorum acaba eşimin o gülümsemesi bir mesaj ya da bir umut olabilir mi? Artık Halepçeler, artık Roboskîler istemiyoruz."
Halepçe Katliamı ile ilgi sinevizyon gösterimi yapıldıktan sonra konferansın ikinci bölümüne geçildi. Bu bölümde konuşan AP Milletvekili Anna Miranda, "Soykırım uluslararası arenada tanınmalıdır. Bu bir Kürt soykırımıdır. Ruhi ve bedensel bütünlüğe bir saldırı ve savaş suçu vardı. Avrupa Parlamentosu nasıl olur da bunu bir soykırım olarak kabul etmez?" dedi.
Almanya katliama ortak
EUTCC'den Hans Branscheidt da, Halepçe'de olanların ne uluslararası alanda tanındığını ne de bu konuda her hangi bir tazminat verildiğini anımsattı. Branscheidt, Kürdistan'da kullanılan kimyasal gazların Almanya'da üretildiğini belirterek, "Hem Doğu hem de Batı Almanya bu katliama iştirak etmiştir. bu rağmen kimse bir özür dilemedi, olay yargı önüne bile getirilmedi. Halepçe, Guinnes rekorlar kitabına geçmiştir, çünkü dünya tarihinde yok olan tek kenttir. Kürtlere karşı bunun bir soykırım olduğunu kanıtladık. Ancak, raporlar sadece AB ülkelerinin ellerinde. 56 Alman firmasının bu gazların üretilmesinde katkısı var" diye konuştu.
Prof. Dr. Dirk Rochtus da, Halepçe Katliamı'nda Almanya'nın büyük bir sorumluluğu olduğunu söyledi. Rochtus, "Halepçe insanlık tarihinin belgeli olarak gördüğü en büyük katliamdır. Almanya, Yahudi Soykırımı'nı kabul etmiş ancak her nedense bu olay karşısında sessiz kalmıştır. Bu konuda Almanya ve AB sorumludur. 'Trajedi' deniliyor oysa bu olay apaçık bir soykırımdır. Trajedi denilerek failler belirsizleştiriliyor. Bu planlayarak bir grubu yok etmedir. Almanya nasıl ki Yahudilere karşı bir sorumluluk taşıyorsa, Kürtlere karşı da sorumluluk taşımalıdır" şeklinde konuştu.
EVÎN AKSOY/ADEM KARAÇOBAN - BÜRKSEL