Sayın Fetullah Aktı, 14 Kasım 2014 tarihinde kurumunuzda çalışmak amacıyla elektronik postayla göndermiş olduğunuz mektubu almış bulunmaktayım.
Sayın Fetullah Aktı, ben uzun süreden beri Avrupa’da yaşayan bir Kürt kadınıyım. Avrupa’da bulunmamın nedeni ise ekonomik sebeplerden dolayı değil, ülkemde, yani Kürdistan’da aileme, ailemin yaşamış olduğu şehir olan Mardin’e ve genel olarak da Kürt halkına dönük yapılan baskı, şiddet ve yürütülen kültürel soykırımın bir sonucudur...
Osmanlı döneminden başlayan ve hergün biraz daha ağırlaşarak devam eden Kürt sorunu, 12 Eylül’e gelindiğinde çok daha ağır bir baskı ve büyük bir asimilasyon politikasının kıskacına alınmıştır. Hak ve adaletin, hakikat ve demokratik bir yaşamın zerresinin bile olmadığı bu süreçte Kürtler, yeniden isyan etmek zorunda kalmıştır. Hak aramanın, onurlu yaşamanın tek ölçütü direnmek, isyan etmek ve mücadeleyi her boyutuyla sürdürmekti. Bundan başka çarenin olmadığı bugün artık herkes kabul etmektedir. Ya asimiilasyonla zaman içerisinde erinip yok olunacak ya da onurlu bir duruşla halkımız özgürlüğüne kavuşacaktı. Kürt halkı ikinci seçeneği tercih etti. Evet, Kürtler direnmeyi tercih etti...
Ve Kürtler direndikleri, onurlarına sahip çıktıkları kadar aynı zamanda binlercesi onursuzluğu kabul etmemek, dillini, kültürünü, düşünce ve ruhlarını zedelememek için ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar...
İşte ben de bunlardan, yani ülkesini, vatanını, toprağını ve atalarının kemiklerinin hala gömülü olduğu anayurdunu terk edenlerden birisiyim. Küçük yaşta ülkesini, halkını ve vatanını terk etmek zorunda kalan birisi olarak yabancı bir ülkede, sürgünde, ülkesinden uzak bir yerde yaşamanın ne demek olduğunu çok iyi bilen bir Kürt kadını olarak şunu vurgulamak istiyorum: Ülkemden uzak bir yerde büyümüş olsam da ülkeme ve halkıma bağlı bir Kürt kadınıyım. Yaşamım boyunca halkımın özgürlüğünden, vatanımın bağımsızlığından, adaletli ve hakikata dayalı bir sistemden yana oldum. Hep doğruyu ve gerçekleri savundum, bunun için mücadele ettim.
Evet, Avrupa’da büyüdüm, burada yaşadım ve burada halkımın özgürlük mücadelesini sürdürüyorum. Ama hiçbir zaman ülkemden uzak durmadım. Orada olan-bitenleri hep izledim, kimin ne yaptığını, neyle uğraştığını izleyerek çok önemli sonuçlara ulaştım. Türk devletinin ve onunla bağlantılı olan güçlerinin tutumlarını da gayet iyi biliyorum. Türk devletinin Kürt sorununu çözme konusunda ne kadar büyük bir çıkmaz içerisinde olduğunu, barış isteyen Kürt Özgürlük Hareketi’ni nasıl oyalama taktiği ile eski klasik siyasetini yeniden uygulamak istediğini de çok iyi bilenlerdenim.
Ve Türk devletinin en zalim temsilcisi olan AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürtleri bölüp parçalamak, aralarındaki çelişkileri derinleştirmek ve sorunu çözüyormuş gibi görünerek, nasıl bazı kırıntılarla Kürtleri kandırma çabası içerisinde olduğunu da gayet iyi biliyorum. AKP ve Tayyip Erdoğan'ın Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirmek için sözde bir çözüm programını oluşturduğunu, birçok konuda söz verdiğini, asimilasyana son verdiğini, dil konusunda herhangi bir sorunun olmadığını ve ''İsterlerse bir Tv de açarız'' diyerek, TRT 6 denilen televizyonu açtığını da gayet iyi biliyoruz.
Evet, çalışmam için bana teklifte bulunduğunuz televizyonun açılış hikayesi böyle olmuştu. Yani Kürtleri kandırmak, dünyayı aldatmak, Avrupa devletlerini yanıltmak için “İşte bakın, artık Türkiye’de Kürtçe yayın yapan bir Kürt televizyonu vardır” demek için şu an maaşlı olarak çalıştırdığınız televizyon açılmıştır.
Sayın Fetullah Aktı, TRT 6'in Kürt halkı için neyi ifade ettiği biliniyor olmasına rağmen, yine de birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum: TRT 6, korucu sisteminin basındaki halinin en somut ifadesidir. Nasıl ki korucular, Kürtlere ve onun adına hareket eden kurum ve şahsiyetlere Kürtçe küfür ediyor ve işkence yaparken Kürtçe konuşuyorlarsa, TRT 6 de yayını Kürtçe yaparak hakaretlerde bulunuyor. Yine Kürt dilini ve kültürünü çok amaçlı ve çok bilinçli bir biçimde bozma görevini üstlenmiş devlet kanalı bir televizyon olduğunu artık herkes biliyor.
Kısacası, TRT 6 Kürt dilini geliştirmek, bilgi akışını sağlamak, Kürt kültürüne katkı sunmak için değil, tam tersine dili bozan, kültürü asimile eden ve bilgi akışını devletle bağlantılı olarak sürdürmeyi esas alan bir kanaldır. Kürt halkına Kürtçe küfür eden, Kürtçe hakarette bulunan, halkımın iradesi olan Kürt Özgürlük Hareketi’ne Kürtçe ''terörist'' diyen bir kanal olduğu artık biliniyor. Yayın amacı açık, ayan ve beyandır. Yayın yönetmenizinden tutalım spikerlerinize, programa katılan yorumcularınızdan ekrana çıkan ‘sanatçı’larınıza kadar herkes AKP ve Tayyip Erdoğan’ın ipiyle hareket ediyor, bu gafleti yaşıyor.
Bu nedenle Kürt halkı TRT 6 denilen kanalı asla izlemiyor. Çünkü biliyor ki haberleriniz, ‘şarkı’larınız, yorumlarınız Kürtler için değil, AKP ve Tayyip Erdoğan içindir. Biliyor ki Kürt halkına Kürtçe hakaret eden devletin dilidir. Biliyor ki Kürtlerin hayrına tek bir cümle söyleme cesaretine sahip olmayan, tek bir nakaratı Kürt sanatı için tekrarlamayan bir kanaldır.
Sayın Fetullah Aktı, böylesi bir kanalda çalışmam için kendime, halkıma, tarihime, dilime ve kültürüme ihanet etmem gerekiyor. Evet, altını çizerek söylüyorum, TRT 6 denilen kanalda çalışmam için öncelikle büyük bir gaflet içinde olmam, büyük bir çıkmaza girmem, büyük bir ruhsal ve psikolojik bunalımı yaşamam gerekiyor.
Sayın Fetullah Aktı, kanalınızda çalışan herkesin böyle olduğunu söylemiyorum. Fakat bir Kürt yurtseverinin bu kanalda çalışmaması gerektiğini belirtiyorum. Akıttığınız trilyonlarca parayla bugünlere geldiğinizi de vurgulamadan geçmeyeceğim. Zaten kanalınızın giderinin Başbakanın insiyatifinde olan gizli ödenekten ödendiği de bilinen bir durumdur. Düşünün ki bir kanalın, ‘bağımsız’ yayın yaptığını iddia eden bir kanalın gideri Başbakan'ın denetiminde olan ödenekten karşılansın? Düşünün ki kanalda çalışanların maaşları Başbakan'ın oluşturduğu gizli ödenekten ödensin? Düşünün ki Başbakan günün birinde, ''Bunlar benim istediğim gibi yayın politikasını uygulamıyorlar” deyip, kanalınızda çalışanların maaşlarını ödemesin?
Sayın Fetullah Aktı, kanalınızda çalışmak benim için onursuzluk ve düşkünlük anlamına geldiği, halkıma karşı ihaneti ifade ettiği, devletle, hükmetle, Kürtleri katliamdan geçiren zalimlerle işbirliği anlamına geldiği için teklifinizi şiddetle reddediyorum..
Selam ve saygılarımla.
* İsveç Sol Parti Üyesi