- ABD Başkanı Donald Trump, her dava avukatının kariyerinin başında öğrendiği şu düsturu ihlal etti: “Cevabını önceden bilmediğin soruyu asla sorma.”
Trump, Ortadoğu’da bir girişimi yanlış değerlendiren ilk ABD Başkanı değil. George H. W. Bush’tan George W. Bush’a, Biden döneminin “bölge son yirmi yılın en sakin hali” değerlendirmesine kadar, ardışık ABD yönetimleri Ortadoğu’da barış arayışını savaş, yaptırımlar, ekonomik baskı ve diplomasi yoluyla sürdürdü, ancak hiçbiri kalıcı ve lehlerine bir sonuç elde edemedi. Trump’ın 28 Şubat 2026’da asıl sorduğu, “İran rejimi, ezici askeri güç kullanılarak ABD taleplerine boyun eğmeye zorlanabilir mi?” sorusuydu. Chatham House ABD ve Kuzey Amerika Programı Araştırma Görevlisi Dr. Lindsay Newman'a göre; cevabın “evet” olacağını umuyordu ama bilmiyordu. Dr. Lindsay Newman, konuyla ilgili analizini şöyle sürdürüyor: ABD ve İsrail’in dört ila 6 hafta sürecek hızlı bir askeri operasyonla İran’ın füze sanayisini ve donanmasını yok etmesini, bölgesel vekil ağını etkisiz hale getirmesini ve İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemesini hedefliyordu. Trump’ın hırsının merkezinde ayrıca İran’da rejim değişikliği tutkusu vardı. Operasyonun, İran İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açacak ilk domino taşını harekete geçireceğine inanıyordu.
Savaşı başlatırken İran halkına da açıkça ABD’nin sunduğu fırsatı değerlendirip rejimi devirebilirler miydi? sorusunu yöneltti. Bunun da cevabını bilmiyordu ve “Nasıl karşılık vereceğinizi görelim” demişti. Çatışmanın seyri ve sonucu ise hiçbir zaman İran sivillerinin karar vereceği bir mesele olmadı. İran’ın liderlik yapısı ilk günlerde kısmi tasfiye ve personel kayıplarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen kendini yeniden yapılandırdı ve “kaybedecek hiçbir şeyi yok” yaklaşımını benimsedi. İran, balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla çatışmayı bölgeye yaydı, Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatarak küresel piyasaları altüst etti. Bu yatay eskalasyon stratejisi Tahran’a yeniden manevra alanı kazandırdı. Trump açısından ise taktik başarılar elde etmekle birlikte stratejik bir başarısızlığa işaret ediyordu.
Az anlaşmalı mutabakat zaptı
ABD ve İran, Nisan'daki ateşkesi 60 gün uzatan ve Hürmüz Boğazı’nı “yeniden açmayı” öngören bir Mutabakat Zaptı (MoU) üzerinde anlaştı. Bu belge aynı zamanda taraflar arasında ek müzakereler için bir çerçeve sunuyor. Geçen yılki müzakereler, ABD ve İran’ın nadiren aynı sayfada olduğunu, hatta aynı kitabı okuduklarını net biçimde gösterdi. Yine de Amerikalılar, bölge aktörleri ve piyasalardan, ardışık başarısızlık ve yanlış başlangıçlardan sonra müzakerelerin köşe dönüldüğüne inanmaları bekleniyor. Mutabakat Zaptı çok sınırlı bir ortak anlayışa dayanıyor ve ABD istihbarat camiası ile İsrail’de halihazırda şüpheyle karşılanıyor. Bundan sonra olacaklar, bugüne kadar elde edilenlerden daha anlamlı olacak.
Hürmüz Boğazı’ndan zamanında, güvenli ve açık geçişin yeniden tesis edilmesi en acil sınavdır. ABD ve İran’ın önümüzdeki aylarda ele alması gereken pek çok açık mesele var: İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne yapılacak? İran’ın nükleer programının, yaptırımların kaldırılmasının ve dondurulmuş varlıklarının geleceği nedir? İran bölgesel vekil gruplarına desteğini durdurmaya ikna edilebilecek mi? İsrail-Hizbullah cephesinde gerçek bir barışın ihtimali nedir?
Taraflar arasındaki güven bu kadar zayıfken, geniş bir senaryo yelpazesine kapı açık. 60 günlük ateşkes uzatması sırasında, belki Lübnan’daki çatışmalar nedeniyle müzakereler çökebilir. Ateşkes daha anlamlı ilerleme için tekrar uzatılabilir.
Fırsatçı zamanlama
Trump için Mutabakat Zaptı’nın duyurusu bir rahatlama kaynağı. Haftalardır İran’daki çatışmanın, sabrını zorladığı, gündemindeki diğer maddelere odaklanmak istediği açıktı. Listenin başında, sadece birkaç hafta sonra kutlanacak Amerika’nın 250. kuruluş yıl dönümü ve Kasım’daki ara seçimler var. Operation Epic Fury’ye Amerikan halkının desteği yaklaşık yüzde 40’ta zirve yapmış ve son bir ayda giderek düşmüştü.
Anketler, seçmenlerin Ortadoğu’dan ziyade ABD ekonomisinin durumunu daha çok önemsediğini gösteriyor. Mutabakat Zaptı’nın benzin fiyatları ve enflasyon üzerindeki herhangi bir rahatlatıcı etkisi iç siyasette olumlu karşılanacaktır. Uluslararası alanda ise Grönland ve Küba, Trump’ın ilgisini çekmeye devam ediyor.
Analistler, önümüzdeki haftalarda u Mutabakat Zaptı’nı (ve olası devam müzakerelerini) Obama dönemindeki Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile karşılaştıracak. Trump, JCPOA’yı “ABD’nin bugüne kadar girdiği en kötü ve en tek taraflı anlaşma” olarak nitelendirmişti. Yeni herhangi bir düzenlemenin JCPOA ile kıyaslandığında nasıl duracağı karmaşık bir konu olsa da şu an için ölçülebilir değil.
Tam bir muhasebe yapılmasa bile 28 Şubat’tan bu yana çok şey değişti. Darboğazlar herkesin endişe listesinde. Enerji güvenliği politikaları, özellikle Avrupa ve Asya’daki ithalatçı piyasalarda öncelik olacak; yeni ulaşım bağlantıları ve altyapı projeleri finanse edilip başlatılacak. Tedarik zincirleri yeniden yönetim kurullarının gündemine girdi.
Konvansiyonel savaşın sınırları ve dronlara karşı koyma ile onları kullanma meselesi, dünya ordularının baskın gündemi haline geldi. Asimetrik ve otonom çatışmanın geleceği daha fazla dikkat, yatırım ve düzenleyici çerçeveye kavuşacak.
Trump, Ortadoğu barışı konusunda soru sorarken olası senaryoları ve ilişkili riskleri hesaplamadı. İran’ın nükleersiz yapılabileceğini sordu. İran rejiminin zayıflatılıp devrilebileceğini sordu. Olaylar onu yeni sorular sormaya zorladı: İran’ın Hürmüz Boğazı kontrolünün nasıl aşılacağı? İsrail’le hedef ve emellerin nasıl uzlaştırılacağı?
Cevapların öngörülenden daha kaçamak, daha zor ulaşılır ve daha az elverişli olduğunu gördü. Sormakla, çatışmayı ve nihai çözümünü aşacak şekilde bölgesel ilişkileri ve küresel bağları yeniden şekillendirdiğini fark etti. HABER MERKEZİ
***
İran’ı tanımlayamayan savaş
İran savaşı kazanmadı, Ancak Washington ve Tel Aviv’e en çok ihtiyaç duydukları zaferi de tattırmadı.
ABD-İran mutabakat zaptı (MoU) tam da bu nedenle önemlidir. Bu mutabakat, yaklaşık dört aydır süren savaşı sona erdirmeyi, Hürmüz Boğazı’nı kademeli olarak yeniden açmayı ve en zor soruları sonraki müzakerelere bırakmayı amaçlıyor. Bu sonuç, hiç zarar görmemiş bir devletin eseri değildir. Cezalandırılacak kadar hasar görmüş ama hâlâ ayakta kalma şartlarını pazarlık edebilecek kadar da tutarlılığını korumuş bir devletin sonucudur. Egemenlik, siyasi teoloji, devlet meşruiyeti ve Ortadoğu siyaseti üzerine çalışan kamu politikası ve siyaset bilimi araştırmacısı Mahdi Niksefat Motlagh'a göre; bu ayrım önemlidir. Motlagh, MEM'deki analizinde şöyle devam etti: Saldırı, İran’ı yaraladı. Altyapısı, ekonomisi, askeri ağları ve sivil nüfusu ağır baskı altında kaldı, ancak “hasar” yalnızca bir soruya cevap verir: Neler vuruldu? Asıl derin soru şudur: Bu saldırılar İran’ı hangi siyasi role zorlamak için yapılmıştı? Zorlama, ancak hedef ülke darbeye yüklenen anlamı kabul ettiği zaman stratejik olarak belirleyici hale gelir. Bu durumda ise vuruşlar İran’ın kabiliyetlerini zayıflatmış, ancak İran’ı başkalarının masasındaki “yenilmiş dosya” haline getirememiştir.
Bu okuma, gizli bir plana ya da abartılı bir aşağılama teorisine dayanmaz. Savaş sonrası anlaşmazlığın görünür mimarisinde açıkça görülebilir. Mutabakat zaptı etrafında şekillenen şartlar, nükleer dosya, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel meseleleri sonraki pazarlıklara bırakıyor. Washington’un “ekonomik rahatlama, İran’ın doğrulanmış adımlarından sonra gelir” tutumu, askeri baskıyı kontrollü bir uyuma dönüştürmeyi hedefliyor. Tahran için tehlike ise şudur: Kısıtlanma, itiraf gibi gösterilebilir; önce daha dar bir rolü kabul et, sonra nefes alma izni al.
İlk cevabı
İran’ın ilk cevabı süreklilik oldu. Şok altında olan Tahran, komuta yapısının, mesajlaşmanın ve diplomasinin hâlâ işlediğini göstermeye çalıştı. Kırmızı çizgiler tekrarlandı, kanallar açık tutuldu, tepkiler ölçülü verildi ve Lübnan, Hürmüz ile nükleer dosya siyasi tartışmanın içinde tutuldu.
Bu rutinler süs değildi. İç elitlere, müttefiklere ve rakiplere devletin kendi pozisyonunu hâlâ kendi anlatabildiğini söylüyordu. Tahran, savaşın acısını inkâr edemezdi, ancak bu acının devletin rolünü yeniden yazdığını inkâr edebilirdi.
Sonraki cevabı
İkinci cevabı ise dağıtılmış kaldıraç oldu. İran’ın, yok edilmesi halinde her şeyi bitirecek tek bir ağırlık merkezi yoktu. Nükleer dosya, füzeler, insansız hava araçları, Hürmüz, Lübnan ve Körfez’deki ekonomik endişeler katmanlı bir sistem oluşturuyordu. Reuters’in Körfez’deki yeniden ayarlanmaya dair analizi stratejik etkiyi özetliyordu: İran darbe almış, ancak hâlâ bölgesel hesapları şekillendirebilecek kapasitedeydi. İran’ın eskalasyon stratejisi ve asimetrik caydırıcılık üzerine yapılan son analizler de aynı yöne işaret ediyor. Zayıf aktör, klasik zafer elde etmese bile, güçlü taraf için “kesin zaferi” çok pahalı hale getirebiliyorsa amacına ulaşabilir.
Bölgesel kaos
Zaman gerisini halletti. Her geçen hafta savaşı “temiz bir cezalandırma eylemi” olmaktan çıkarıp küresel sonuçları olan bölgesel bir kaosa dönüştürdü. Denizcilik riski, enerji fiyatları, Körfez endişeleri, İsrail’in Lübnan ikilemi ve ABD’nin siyasi yönetimi hepsi savaş alanının parçası haline geldi. Tahran’ın hızlı kazanmaya ihtiyacı yoktu; düşmanlarının “temiz” kazanmasını engellemesi yeterliydi. Savaşın erken dönem stratejik değerlendirmelerinden biri, birkaç aktörün zafer ilan edebileceğini ancak stratejik olarak daha kötü durumda kalabileceğini uyarmıştı. Mutabakat zaptı, bu uyarının pratik anlamını veriyor: Netlik dayatmak için başlatılan bir kampanya, detayları hâlâ tartışmalı bir çerçeveye dönüştü.
Bu argüman, İran’ın gücünü kutlama olarak anlaşılmamalıdır. İşte burada zaferci okumalar yanılıyor. Bir devlet rolünü koruyabilirken toplumu daha yoksul, daha öfkeli ve daha yorgun hale gelebilir. Reuters’in savaş sonrası İran’daki iç baskılara dair haberleri, enflasyon, zayıflayan para birimi, işsizlik ve sanayi altyapısındaki maliyetli hasarlarla yüklü bir ekonomiyi anlatıyor. Sertlik yanlıları dayanıklılığı zafer olarak görebilir, ancak birçok vatandaş aynı savaşı fiyatlar, işler, elektrik, yeniden inşa ve sıradan hayata herhangi bir rahatlama ulaşıp ulaşmadığı üzerinden değerlendirecektir.
Bu iç mesele, ikincil değildir. Dayanıklılığın siyasi sermayeye mi yoksa yeni bir öfke kaynağına mı dönüşeceğini belirleyen test budur. Dayanıklılık anlatısı elitlerin uyumunu sağlayabilir ama haneleri besleyemez, meşruiyeti tek başına onaramaz. Eğer uzlaşma “direnişin anlamını silmek” gibi sunulursa Tahran, toparlanma için gerekli tavizleri vermek konusunda zorlanır. Rahatlama gelmezse, devletin “toplum adına dayandığı” iddiası daha kırılgan hale gelir.
Lübnan meselesi
Lübnan ise diğer çözülmemiş testtir. Tahran, Lübnan’ın anlaşmanın ayrılmaz parçası olduğunu çünkü bölgesel derinliğinin kendi stratejik rol anlayışının bir parçası olduğunu savunuyor. İsrail ise aksine, herhangi bir ABD-İran mutabakatının Hizbullah’a karşı hareket özgürlüğünü korumasını istiyor. Bu nedenle mutabakat zaptı basitçe iki devlet arasında bir mola değildir. İran’ın ayakta kalışının bölgesel duruşunu da içermesi mi yoksa o duruşun anlaşmanın kalıcı olmasının bedeli mi olacağı üzerine kırılgan bir tartışmadır.
Savaşın dersi bu nedenle mütevazı ama önemlidir: İran’ın rakipleri kırılganlığı çöküşle karıştırmışa benziyor. İran’ın yaralanabileceğini kanıtladılar, ancak bunun İran’ın savaş sonrası rolünü yazabileceğini kanıtlayamadılar.
Tahran ise tam tersi bir tehlikeyle karşı karşıya: Dayanıklılığı stratejik zafer sanmak. Eğer ayakta kalmayı “önceki tüm varsayımların doğru olduğunun kanıtı” olarak okursa bir sonraki kriz daha kolay üretilecek demektir. Washington ve Tel Aviv de baskının acıyı teslimiyete dönüştürebileceğini varsaymaya devam ederse, başarısız olan mantığı tekrarlamış olacaklar.
Mutabakat zaptı, bu iki hatanın arasında bir köprüdür. Askeri aşamanın temiz bir siyasi uzlaşma getirmediğini teyit ederken, İran’ın dayanıklılığının ne kadar kırılgan olduğunu da ortaya koyuyor. Yaptırımların kaldırılması, doğrulama, Hürmüz, Lübnan ve iç toparlanma; bombaların çözemediği yükü şimdi taşıyor. İran hasarlı çıktı ama küçültülmedi. Bir sonraki aşama, bu dayanıklılığın bir uzlaşmanın temeli mi yoksa bir sonraki savaşın açılış argümanı mı olacağını belirleyecek.