Almanya’nın Pazar günlerinin gözde gazetelerinden "Welt am Sonntag" Trump’un başkanlık görevini devralmasından sonra: "Trump işe başladı, dünya şokta" manşetini düştü.
Ve özellikle de, insanlık ve dünya için hakikaten en uzak olan, Türkiye’de tek sözle insana ve doğaya tahakküm etmek isteyen adam bile, Trump’un çıkışını kastederek: "Ortadoğu ile yakından uzaktan alakası olmayanlar kalkıp da Ortadoğu’yla ilgli hakikaten uzak bir yanlışın içerisine düşerek karar verirlerse, tabi bu dünyamız için, insanlık için isabetli olmaz diye düşünüyorum" diyorsa, Trump, olağanüstü olmazsa da, şaşırtıcı projelere imza atabilir.
Batı sermayesi ve özellikle de Almanya’da Trump’a karşı itiraz, Trump’un Fransız devriminden sonra, ortaya çıkan, ultra nasyonalist ve o döneme göre "nasyonal sosyalist" olarak adlandırılan bir "kapitalizm modeli"ni gündemleştirmesidir.
Amerikan mallarını satın alın çağrısı ile, Batı Avrupa sermayesinin Meksika’da üretim yapması durumunda, cezalandırılacağını gündemleştirmesi, alarm niteliğinde girişimlerdi. Bunları, başkanlık görevini devralmadan önce dile getirmesi, Almanya’daki basın ve egemen politikada, gergin bir atmosfere neden olmuş ve alışılmadık sert tepkiler almıştı.
Ortaya çıkan tabloda kamu mantığına kanıksatılmak istenen soruyu "Welt am Sonntag" soruyor: "Trump ne istiyor?" Cevap: "Bunu hala bilmiyoruz?"
Türkiye’deki adam da aynı şaşkınlık içerisinde.
Ancak, Trump dünyada "tek adam" olmak istiyorsa, Amerika’nın kollarında "Erdoğan" adındaki bir karpuzun taşınmasına müsade etmeyecektir.
Avrupa’daki korku şu: "liberal Amerika"daki "uluslararası rekabet kurallar"ı boşa sayan bir yönetimin Batı Avrupa sermayesini hiçe sayması.
Ancak, nasıl ki Obama, başkanlığı devraldıktan sonraki konuşmasında, "dünyada siyasi bir devrim" yapacağıyla ilgili "umut" verdikten sonraki yıllarda, ABD’deki "egemen çark" tarafından savaş ve yıkımın uygulayıcısı, az da "kukla" adama haline getirildiyse;
Görevi devraldıktan sonra, "saldırgan milli ekonomiye dayalı çılgın bir dikta"ya işaret eden konuşmanın sahibi Trump da bir dönem sonra, o "egemen çark" tarafından "ütülendikten" sonra, karşımıza tanınmaz bir rolde çıkabilir.
Ya da, yine o "çark", Trump’un "Başkan"lık pozunu sona erdirecek zengin deneyimlerini harekete geçirerek, bir şekilde başkanlığını sonuçlandırabilir; tüm bunlar ABD tarihine hiç de yabancı olmayan "zengin deneyimler".
Ortadoğu’ya gelince: Trump’un ilk işlerinden biri, CIA ile ilişkisini düzeltmek oldu.
İkinci gözde politikalarından biri, İsrail’i "kayıtsız" desteklemesi olarak gündemleştirildi.
Mesud Barzani’ye yakın kaynaklar, 2017’nin ilkbaharında, Güney’de Bağımsız bir Kürdistan’ın ilan edileceğiyle ilgili çalışmaların başlatıldığına işaret ediyor.
Bundan dolayı da, Türkiye’deki "paralel tek adam", Tanzanya’ya gitmeden önce: "Biz toprak bütünlüğüne saygı duyulan bir Ortadoğu’dan yanayız" demişti.
Bu sözlerin paraleline Mesud Barzani’nin şu geçen günlerde yaptığı şu açıklamayı koymak istiyorum: "Bağımsızlıktan vazgeçmem." Ek olarak da Peşmerge’nin Rojava’ya 15.000 kişilik bir ordu göndermek için hazırlık yaptığını ekleyin: Tesadüf değil.
Türkiye’nin kabusu (Kuzey’deki Kürdistan’da başlayacak mutlak kopuşun ilk adımının atılması), Güney Kürdistan’ın hayali, İsrail’in desteği incelenirse;
Trump dünyayı şaşırtacak ilk icralarından birine imza atabilir: Kürdistan’ın bağımsızlığının ABD tarafından kabülü!