ABD ne yapar, ne eder, Trump bugün böyle yarın şöyle mi söyler bilemem. Bildiğim şudur: Devletlerin gizli hedeflerini ve planlarını, o devletlerin medyaya verdikleri demeçleri okuyarak “keşfetmek” mümkün değildir. Mümkün olsaydı, devletlerin gizli hedeflerinden ve planlarından söz edilemezdi. Gizli olan, en azından saptanan bir sure içinde gizli kalır. Öyle ayaküstü verilmiş demeçler, hiç bir şekilde gizli hedef ve planları açık etmez.

Bu ihtiyat payını koyduktan sonra Trump’ın sosyal medyadaki laflarına dönelim:

Trump, attığı tweette Türkiye’nin Kürtlere saldırması durumunda ABD’nin Türk ekonomisini mahvedeceğini ve Doğu Suriye’de 20 millik bir güvenlik bölgesi kuracağını ilan etti.

Amerika’nın ya da Trump’ın gerçek niyetinin ne olduğuna dair spekülatif iddiaları bir yana bırakalım. Siz bu laflardan ne anlarsınız?

Ben şunu anladım: ABD Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’ne yenir yutulur olmayan bir ultimatom vermiştir.

Böyle bir durumda hükümran bir devlet ne yapar?

Hiç bir şey yapamazsa, en azından bir şey yapar gibi yapar. Örneğin “Ey Trump, sen kimsin ya…“ filan der. Bugüne kadar biz Erdoğan Türkiyesi’nin tastamam böyle konuştuğunu bilmekteyiz.

Şimdi ne oldu?

Çok komik bir şey oldu. Erdoğan Trump’ın ultimatomundaki ilk cümle hakkında tek bir şey söyledi: “Beni ve arkadaşlarımı üzdü…” “Ekonominizi mahvederim” diyen bir adama verilen cevap sadece budur: Üzüldük…

Üzülmedikleri açık. Ödleri koptu, dizlerinin bağları çözüldü. Alışılageldiği gibi Trump’ın ağzının payını vermek şöyle dursun, gıklarını bile çıkaramadılar.

Ultimatomun ikinci cümlesine gelince… Burada artık komiklik eşiği aşıldı. Cıvıklık leveline geçildi.

Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye “aklını başına almazsan saldıracağım dediğin bölgede 20 millik bir güvenlik bölgesi kurarım” mealindeki sözlerine, “olumlu buluyorum” deyiverdi. Bunu başı, sonu birbirini tutmayan bir cümle içinde öyle formüle etti ki, okuyanlar Trump’ın Türkiye’ye “güvenlik bölgesi kur” dediğini sansınlar. Zaten Star Gazetesi de “Türkiye güvenlik bölgesi kuracak” manşetini çekiverdi.

Şimdi Erdoğan’ın kurduğu saçma ve cıvık cümleyi aktaralım:

“Suriye’de Türkiye sınırı boyunca bizim tarafımızdan oluşturulacak güvenli bölge dahil, hatırlayın Obama döneminden itibaren benim vurguladığım, bu güvenli bölge konusu 20 mil olarak kendisi tarafından da ifade edildi ki bu da 30 kilometreyi aşkın bir derinlikte bir güvenli bölge, böyle bir hat. Gündemimizdeki tüm konularda ekiplerimiz arasında süren görüşmelerin devamına karar verdik.”

Bu deli saçması cümlenin aslı şöyle: 1. Biz Obama’ya Suriye’de Türkiye sınırı boyunca tarafımızdan 30 kilometreyi aşan bir güvenli bölge oluşturacağımızı söylemiştik; 2. Şimdi Trump da güvenli bölgenin aynı derinlikte olduğunu söyledi; 3. Suriye’de Türkiye sınırı boyunca bizim tarafımızdan oluşturulacak güvenli bölge dahil gündemimizdeki tüm konularda ekiplerimiz arasında süren görüşmelerin devamına karar verdik.”

Yani ortada ABD ile “Güvenli bölge” konusunda hiç bir anlaşma söz konusu değil.

Erdoğan ne yapmış oldu: Trump’ın hiç bir devlet tarafından kabul edilemeyecek kabalıktaki tehdidini görmezden gelmekle kalmadı, sanki Trump, Türkiye’ye “Suriye-Türkiye sınırında 20 millik bir güvenli bölge kur” demiş gibi, utanç verici bir yalan söyledi.

Aslında Erdoğan’ın bu utanç verici hali şaşırtıcı değil. Dünyanın en güçlü super devletinin “ekonominizi mahvederim” tehdidi karşısında kim olsa feleği şaşar, korkudan beti benzi atardı.

Ama mesele şurada: Bu Erdoğan’ın çizdiği “Kasımpaşalılık” imajına uymuyor. Bir komedyenin iki çift lafına esip gürleyen Erdoğan’ın ABD emperyalizmi karşısında “çok üzüldük, ama yine de çok olumlu bulduk” gibi, hiç bir “monşer”in sarf etmeyeceği cıvıklıktaki “diplomatik” lafları, bakalım “milliyetçi, ırkçı, şovenist” koalisyonun tosuncukları tarafından nasıl karşılanacak?

Soruyoruz, çünkü bugün ikinci gün ve bu tosuncuklar bugüne kadar sövüp durdukları ABD’ye karşı “tık” bile demiş değiller.

Kürt sorununda hadsiz hesapsız kabadayılık, Türk devletini ABD karşısında hadsiz ve hesapsız bir rezaletin içine yuvarlamış bulunuyor. Trump Erdoğan’ın suratına tükürüyor, herkesin suratına tüküren Recep efendi, suratındaki tükürükleri elleriyle sıvazlayıp, „ohhh, şükür, Nisan yağmuru“ diye cıvıtıyor.