Kürtler ve onlarla hareket eden diğer kuzey Suriye halklarını, diş gösteren İslamo-Faşist çeteler karşısında saldırıya açık bırakıp bölgeden kaçan ABD Başkanı Trump’ın, bu yaptığı Trump’ça, ama kainatın insani değerleri açısından şık, yakışık, insan onuru cihetinde de şereflice bir hareket değildir.

Bu konuda, Kürtleri eleştiri ve suçlama oklarına hedef yapmak ise adilane değildir. Çünkü onların herhangi bir dahili ve yapabilecekleri hiç bir şey yoktu. İhanet, bu alanda da tek taraflı işledi.

Çünkü, eğri otursak da doğru konuşmak zorundayız. Tarihin mazlum ve mağduru halkın Suriye kolu olan Kürtlerin, hakkını teslim etmek gerekiyorsa eğer, onlar kimseyi kurtarıcı görüp, kırmızı kurdelalı davetiye ile çağırmadılar.

Kendi imkanlarıyla ayağa kalkıp ana yurtları ve ve onurlarını savunurken cephede, Amerikalılarla karşılaştılar. İnsanlığın yüce değelerine dair nutuklarına kandıkları için de, onlarla anlaşma masasına oturmadılar. Onların sabıka kayıtlarını biliyorlardı. İttifakları çerçevesinde, Kuzeyli kardeşlerine yaptıkları kötülükleri de...

Ama şimdi durum farklıydı. Düşmanları da ortaktı. Bu savaşta, ABD yerli dayanağa, Kürtler de etkili savaş teknolojisine muhtaçtı. Çıkarları, onları uzlaşmaya zorluyordu. Uzlaştılar.

Bu sırada, ABD Başkanlık Sarayında Barak Obama oturuyordu. Bir tüccar olan ve Türk devletinde de yatırımları bulunan Donald Trump, yaklaşan seçimde Başkan aday idi. Konuşmalarında Kürtlerin özgürlük tutkusu ve savaşkanlıklarına methiyeler yağdırıyor, Obama’nın, Suriye’ye asker göndermesine öfke döküyordu. Ona göre Suriye’ye asker gönderme, kazançsız bir yatırımdı. Kazandığı takdirde, ilk işi, savaş gücünü oradan çekmek olacaktı.

Ancak, muhalefetteyken söyledikleri, iktidar günlerinin havasıyla uyuşmadı. Oradaki gücü çekme yerine, takviye ve Türk devletinin karşı çıkmasına rağmen, Kürtleri silahlandırmaya devam etti.

Bu aşamada, Erdoğan liderliğindeki Türk devleti, Katar’ın peşinden Müslüman Kardeşler (İhvan) İslamı ideolojisine kaymıştı. Ortadoğu’da ayağına sağlam yer arıyor, bu amaçla çetelerle, hem-hal oluyor, Batı düşmanlığı üzere naralar hareleniyordu ortalıkta.

Türk devleti (Tr), görünüşte hala Batı ittifakı içinde, NATO üyesiydi. Ama Batı’nın savaştığı İslamo Faşist çetelerle ittifaktaydı. Bu çetelerden devşirdiği onbinlerce teröristten kurulu ÖSO’yu besleyip donatarak, Suriyeli Kürtlerin kazanımlarına saldırıda kullanıyor, öbür yanda Batı karşıtlığı ile, NATO’ya ait İncirlik hava üssünü işlemez hale getiriyordu. Çaresiz kalan Amerika, İncirlik yerine Suriye’de yeni inşa ettiği üsleri, Irak’ı, Basra Körfezini, Almanya, Ürdün, Britanya ya da Kıbrıs’ı kullanıyordu.

 Beri yanda, Tr, NATO karşıtı Rusya ve İran’la sıkı ittifak içinde, karşı hamleler düzenliyordu.

Ama Batı, alttan alıp, Erdoğan’ı okşayan jestlerle onu yola getirme cehdiyle, ayakları dibine, kırmızı halı seriyor, Suriye’deki başlıca müttefikleri Kürtleri tehdit etmesine sağır, Efrîn’i işgale de kör kalıyorlardı. İki yüzlülüğe Trump da dahil oluyordu. Onunla yüz yüze görüşmeler yapıyor, telefon trafiğini eksik emiyor, Erdoğan, Kürt kazanımları karşısında çıldırık haykırışlarla, işgal naraları patlattıkça da, onu teskin için, ikide bir Suriye’den çekileceklerini beyan ediyordu, Trump.

Erdoğan’la son görüşmelerinde ne biçim ve hangi içerikte bir anlaşma sonucu olduğu şimdilik bilinmez ama, ertesi gün Suriye’den çekilme emrini veriyordu.

Ve üstelik, "malı alıp götüren uğursuz" gibi müttefik Kürtleri, sahadaki Amerikan generallerini de haberdar etmeden.

Neresinden bakılırsa bakılsın, Trump açısından şereflice bir tutum değildir, bu. Öte yandan, Birinci Dünya savaşından beri, Amerika’nın onur yarası da aldığı, en büyük yenilgidir. Vietnam yenilgisi bile böyle değildi. Amerika orada çarpışarak yenildi. Burada, sessizce kaçtı.

Çünkü, Rusya’nın kurduğu ittifak ona bölgeyi dar etmişti. Suriye’ye dair görüş ve kararların merkezi salt Moskova idi. Rusya ve İran’ın kurduğu ittifaklar karşısında, etkisiz, işlevsizdi.

Bu nedenle bu olay, ABD için, hiç onur yüceltici bir durum değildir.

Kürtlere gelince: Onlar, zaten mücadelelerini yürütüyorlar.

Eleştirilecekse eğer, çevreyle diyalog kurma sorunlarıdır.

Amerika’nın güvensiz olduğu ayan, beyandı. Türkler ve ortaklarına karşı başka dostluklar geliştirmek gerekiyordu.

Kusursa budur, Kürtlerin payına düşen.

Ha ne olacağına gelince: Bilinmez ki...

Burası Ortadoğu, bir ipte onlarca akrobat bir arada gösteride...